apolo-13-birdunyafilmco

Apollo 13 (1995)

Çoğumuzun çocukken “Küçük Prens” ile tanıdığı uzay kavramı kimimiz için sonsuz korkunç bir karanlığı ifade etmekle kalsa da kimimiz için çözülmesi gereken bir gizem olarak düşlerimizde yer edinmiştir. Gözümüzü kapattığımızda, karanlıkla hayal etmeye çalıştığımız yere gitmeyi bazı insanlar başarmıştır. Yüce hayaller kurup bu hayallere ulaşanların hikayelerini dinlemek, izlemek, hayatlarını öğrenmeye çalışmak gizemlerin biraz da olsa çözülmesine olanak tanımıştır.

Uzay teknolojisi tarihte yerini aldığı andan itibaren bir yarış başlamıştır. Uzay tarihindeki ilkleri Rusya yaptıkça Amerika da tekelinde bulundurmaya çalıştığı teknoloji ile sürekli Rusya’nın önüne geçmeye çalışmıştır. Bunu da Ay’a yolculuk ile başaracağını anlayınca Apollo programını başlatıp Ay’a gitme yollarını denemiştir. İlk yolculuk denemesinde kapsülde çıkan yangın ve kapsül kapağındaki arıza sebebiyle kapağın açılamaması sonucu üç astronotun ölümü Amerika halkında bu programa karşı bir tepki doğurmuştur. Ama NASA çalışanları ideallerinden vazgeçmeyerek programı devam ettirmiştir.

Birkaç denemenin ardından Apollo 11 sayesinde Amerika halkı Ay yüzeyine ayak basılması ile büyük bir gurur yaşamışlardır. Bir insan için küçük adımını atan Neil Armstrong, evrenle ilgili öğrenilecek şeylere büyük bir adım da atmıştır aynı zamanda. Bundan sonraki süreçte astronotların hayallerini Armstrong gibi Ay yüzeyine ulaşmak kaplamıştır.

apollo13birdunyafilmpage

İmrenmeyle dolu bir azimle bu başarının ötesine geçmeyi amaç edinen astronotlardan olan Jim Lovell, Ken Mattingly ve Fred Haise, Apollo 13 mürettabatını oluşturmuştur. Fakat Ken Mattingly’e kızamık teşhisi konulmasının ardından ana mürettebattan çıkartılarak yerine Jack Swigert atanmıştır. Film de bu üç astronotun Ay’a giderken yaşadıkları bir sorunun ardından Dünya’ya dönme çabalarında odaklanmıştır.

13 rakamının tüm uğursuz ününü yıkmak istercesine saat 13:13’te fırlatılan Apollo 13 ulvi yolculuğuna çıkmıştır. Fakat tüketici toplum tabanından gelen Amerika bu gururu da tüketerek yolculuğu umursamamış ve astronotların uzayda ne yaptıklarıyla ilgilenmemiştir. Ta ki bir sorun oluşana dek… Houston problem anonsunu aldığı andan itibaren astronotları tekrar atmosfere sokma çabası başlamıştır. Ne yazık ki astronotlar da Ay’a ayak basma hayallerini eve dönmek uğruna bırakmak zorunda kalmışlardır.

Film, astronotların uzayda hayatta kalma çabası boyunca ki psikolojileri, ailelerinin bekleyiş sürecinde yaşadıkları ve NASA çalışanlarının kriz anını yönetme çabaları gibi üç ana unsurdan oluşmaktadır. Bu unsurlar filme psikolojik bir boyut kazandırırken alt metinde işlenen kahramanlık filmi macera kategorisine oturtmuş fakat hikayenin gerçek olması bu duruma sempatiklik katmıştır.

Yaşamla ölüm arasındaki perdenin kalkmaya başladığı süreci yaşayan astronotların psikolojilerini seyirciye güzel aktaran Tom Hanks, Bill Paxton ve Kevin Bacon, oyunculuklarıyla filmin klasikler arasında yer edinmesine büyük katkı sağlamıştır.

Yönetmen koltuğuna oturduğu zaman iyi işler çıkaran Ron Howard, kendisinin favori filmleri listesine de giren bir film yaratmıştır. Başarısız başarı hikayesini konu alan bu filmi izleyecek olanlara iyi seyirler dilerim.

Çoğumuzun çocukken “Küçük Prens” ile tanıdığı uzay kavramı kimimiz için sonsuz korkunç bir karanlığı ifade etmekle kalsa da kimimiz için çözülmesi gereken bir gizem olarak düşlerimizde yer edinmiştir. Gözümüzü kapattığımızda, karanlıkla hayal etmeye çalıştığımız yere gitmeyi bazı insanlar başarmıştır. Yüce hayaller kurup bu hayallere ulaşanların hikayelerini dinlemek, izlemek, hayatlarını öğrenmeye çalışmak gizemlerin biraz da olsa …

Genel Puanlama

Senaryo - 79%
Yönetmen - 80%
Oyunculuklar - 94%
Teknik - 95%
Müzik - 72%

84%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
84

Öznur Singin Hakkında

90 yılında dünyaya gelme ayrıcalığını elde edenlerdenim. Okumayı “Deniz Kızı” masalı ile söktükten sonra sevmeye “Çocuk Kalbi” ile başladım. Filmlerin büyülü, farklı boyuttaki dünyasına adım atmam, aynı zamanda ilk defa sinema salonuyla da tanışmamı sağlayan “Leydi ve Sokak Köpeği” oldu. Şimdi ise Biyomühendislik lisansımı tamamladıktan sonra okumalara doyamadığım için devam ettiğim yüksek lisansın yanı sıra film yazıları yazıyorum ve sevgili yazar arkadaşlarım iyi ki beni aralarına almışlar diyorum. Charlie Chaplin demiş ki “Bir filmi herkes anlayabilir, sinema herkes içindir”. O zaman izleyelim, izlettirelim ve sonra da yazalım. Çünkü yazmasaydık deli olacaktık.

nir yorum

Bir Cevap Yazın