Ana Sayfa Tuncay Uravelli

Tuncay Uravelli

91 doğumlu. Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümü mezunu. ESOGÜ Tarımsal Biyoteknoloji bölümünde yüksek lisans yapıyor. Lise döneminde izlediği Fight Club'ın dövüş filmi olmadığını anladıktan sonra sinemaya ilgisi tutkuya dönüştü. Bu tutku üniversitede edebiyata yönelse de film bitip jenerik aktığında sinemasız yapamayacağını her seferinde yeniden idrak ediyor.

Chungking Express (1994): Modern Zamanlarda Aşk

Tsui Hark, John Woo, Kirk Wong gibi Hong Kong’lu birinci kuşak usta yönetmenlerin ardından gelen genç kuşağı tanımlamak için kullanılan “Hong Kong İkinci Dalga”, deneysel, sinematografinin ve kurgunun stilize edildiği filmleri içeren bir akımdır. Bu kuşağın en bilinen yönetmeni Kar-Wai Wong ise romantik filmleri ile meşhurdur. Wong, tüketim toplumunun zirveyi gördüğü 90’lar ve 2000’lerde çektiği şiirsel filmlerle Uzak Doğu […]

An Autumn Afternoon (1962): Aile ve Yalnızlık

Minimalist sinemasıyla çoğu yönetmeni etkilemiş olan Yasujirô Ozu’nun son filmi Sanma No Aji (1962), kızı ve oğluyla birlikte yaşayan dul bir adamın ailesi çerçevesinde gelişen olayları işler. Japon toplumunun yapısını, zamanla değişimini, bütün filmlerinde aile kurumundan yola çıkarak anlatmayı başaran Ozu, 35 senelik kariyerine yine aynı yöntemle nokta koyar.Yönetmenin 14 filminde rol alan Chishû Ryû, yine emektar baba/dede […]

Pickpocket (1959): Suç ve Ceza

Sinemanın peygamberi Andrey Tarkovski‘nin Mühürlenmiş Zaman (1992, Afa Yayıncılık) kitabında “Örneğin, bir Robert Bresson hangi türü kullanırdı? Hiçbirini. Bresson, Bresson’dur. O, başlı başına bir tür zaten.”¹ diye bahsettiği Fransız auteur, inanç ve insan ruhu gibi kavramları irdelemesi sebebiyle ismi Bergman ve Tarkovski ile birlikte anılsa da biçim olarak bakıldığında yanına başka bir ismin yazılamayacağı bir yönetmendir. Sık sık minimalist sıfatıyla […]

A Man Escaped (1956): Ölüler Evinden Kaçış

Türkçe ismiyle Bir İdam Mahkûmu Kaçtı, Fransız auteur Robert Bresson‘un dördüncü uzun metrajı. Orijinal ismiyle Un condamné à mort s’est échappé ou Le vent souffle où il veut (ya da Rüzgâr Dilediği Yerde Eser), ismiyle kendini açık ettiği hâlde kendisini sonuna kadar heyecanla ve merakla izleten başarılı bir eser. Film, yönetmenin, “Bu, gerçek bir hikâyedir. Yaşananları tüm çıplaklığıyla anlattım.” notuyla […]

Hard Eight (1996): Baba ve Piç

Tabiri caizse ‘Holywood’un göbeğine doğmuş’ yönetmen Paul Thomas Anderson, Amerikan bağımsız sineması denilince ilk akla gelen isimdir şüphesiz. Hikâyelerini anlatırken, abartısız, oldukça yalın, gerçekçi bir tarzı vardır. Bu sebeple ‘pure cinema’ ile ismi çok anılır. Karakterleri, genellikle, sıradan insanlardır. Bunun istisnası olan tek film, güçlü karakterler barındıran There Will Be Blood filmidir. Bir başka tipoloji de The Master filmindeki Lancaster Dodd […]

In the Fade (2017): Toplumsal Adaletten Bireysel Adalete

İlk uzun metrajı Kısa ve Acısız‘dan (1998) beri her filmiyle başka bir tür denemesi sebebiyle Fatih Akın sinemasını kategorize etmek zor. Yönetmen, Türkiye devleti ve halkının hassas olduğu Ermeni meselesi hakkındaki filmi Kesik (2014) ile gerek yurt içinden gerek yurt dışından olumsuz eleştiriler aldı. Ne zaman ki, kendini yola atıp özgürlüğünü arayan veya çok iyi bildiği Berlin ve İstanbul […]