MV5BMTk3NDE1MjAxMF5BMl5BanBnXkFtZTcwODI4Njc0NQ@@._V1__SX1537_SY723_

Solaris (1972)

Babasından gelen genlere güvenerek kendisine has şiirsel üslubuyla, kendi dönemi Rusya’sının en iyisi olmayı başaran bir yönetmen Andrei Tarkovsky. Dünya sinemasına kazandırdığı ve filmografisinin tamamını oluşturan sekiz başyapıt eser Tarkovsky’nin ne kadar büyük bir yönetmen olduğunun ispatı niteliğinde. O dönemlerde Rusya ve ABD arasında soğuk savaş yeryüzüne sığmayıp uzaya kadar sıçramıştı. Solaris’de Kubrick’in 2001: A Space Odyssey’sine karşılık olarak Rusya’nın cevabı olarak nitelendirildi. Sinemada Tanrı’yı bulmaya çalışan ve filmlerini bir çeşit ibadet olarak gören Tarkovsky eserlerini siyasete madara etmek istememesinden olsa gerek bütün bu iddaaları reddetti.

Stanislaw Lem’in romanından uyarlanan Solaris, Tarkovsky’nin senaryonun işleyişi bakımından en ağır filmi olarak karşımıza çıkıyor. Kris Kelvin, Solaris gezegininde bulunan bir uzay üssünde yaşanan garip olaylar silsilesini araştırmak için oraya gönüllü olarak giden bir psikologdur. Orada kendisine bırakılan bir notun yardımıyla uzay istasyonunda sıradışı bir gizemin hüküm sürdüğünün farkına varacaktır. Bu gizem gezegenin insanlar üzerinde sanrılar oluşturduğu yönündedir. Değer verdikleri ve bir şekilde kaybettikleri insanların halüsinasyonlarını görmeye başlarlar. Zamanla bu halüsinasyonlar maddileşerek ete ve kemiğe bürünürler. Bundan doğal olarak Psikolog Kelvin’de nasibini alacaktır.Solaris-1

Filmin girişinde uzun uzun doğadan enstantanelere tanık oluyoruz. Uzun bir süre karşılıklı diyaloğa girilmesini tercih etmiyor yönetmen . Zaten bundan da dert yanmıyoruz. Bu anlar yazının başında da söylediğim gibi Tarkovsky’nin Tanrı’ya yakın olduğu anlar. Doğanın göbeğinden ayrılıp, Japonya’da yer alan uzay üssüne doğru yola koyuluyoruz. Japonya’ya giderkenki yolda filmin hemen başında karşılaştığımız durum ile karşılaşıyoruz. Yol bitmek tükenmek bilmiyor. Yönetmen yeşilliklerin arasından şehre geçişi hızlı bir şekilde yapmak istemiyor. Sindire sindire yolu bitiriyoruz. Bu gibi sahneler filmde sık sık karşımıza çıkıyor. Psikolog Kelvin’in uzay istasyonuna vardıktan bir süre sonra eski eşi Khari’nin halüsinasyonunu görmesi, Kelvin’in ilgisinin istasyondaki gizemden sapmasına sebep oluyor. Bu anla beraber bilimkurgu türünde olan Solaris çizgisinden çıkıp aşkın farklı bir boyutuna ev sahipliği yapıyor. Bilim kurgu filmi olarak bilimi ana eksen olarak kabul etmesi lazımken bir süre sonra bilimden tamamen alakasız bir hal alıyor.

Yönetmen, Tolstoy ve Dostoyevski’den bahsederek filmin alt metnini doldurmaya çalışıyor. İnsanla ilgili farklı söylemleri dillendirerek ortaya felsefi yönü kuvvetli olan bir eser çıkarıyor.  “Bilim mi? Saçmalık. Bu durumda vasatlık ve deha eşit derecede yararsız. Uzayı keşfetmeye ilgimiz yok. Sadece dünyayı uzayın sınırlarına kadar genişletmek istiyoruz. Başka dünyalarla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Diğer dünyalara ihtiyacımız yok. Aynaya ihtiyacımız var sadece. Bir temas olsun diye debeleniyoruz ama asla olmayacak. Aptal bir çıkmazdayız çünkü aslında hem ihtiyaç duymadığımız, hem de korktuğumuz bir hedefe ulaşmaya çalışıyoruz. İnsan sadece insana ihtiyaç duyar.” Filmde geçen bu diyologda insanın daha kendini tanımadan bilmediği, tanımadığı denizlere yelken açmasının yanlış olduğunu savunuyor. Ve insanın sadece insandan başka hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını anlatmak istiyor.solaris-1 (1)

Khari’nin karşımıza çıktığı andan itibaren bir şal ile karşılaşıyoruz. Kelvin’in Khari’den kurtulmak istediği anlarda onun eşyalarından da kurtulmak zorunda. Tabii olarak şal da bu eşyaların arasında. Filmin sonuna doğru Khari’nin olmamasına rağmen şalın etrafta görünmesi akıllarda soru işaretine sebep oluyor. Filmin en sonu ise oldukça garip bir hal alıyor. Uzay istasyonundan babasının yanına dönen Psikolog Kelvin’i bir anda babasına günah çıkarmaya başlıyor. Hemen ardından kamera geniş açıyla yukarıya doğru yükseliyor. Orada hemen aklımıza bir soru takılıyor. Bütün bu olanların aslında Psikolog Kelvin’in ya da herhangi bir karakterin bilinçaltını yansıtıp yansıtmadığını düşünüyoruz.

Solaris, Andrei Tarkovsky’nin 1972 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali’nde Fibresci Ödülü ve Jüri Büyük Ödülü almasına vesile oldu. Tarkovsky’nin diğer filmleri gibi Solaris de sinema tarihi için önemli filmler arasındaki yerini halen koruyor. 2001: A Space Odyssey sinema tarihi için ne kadar önemli ise Solaris’de sinema tarihi için aynı önemi taşıyan bir mihenk taşı niteliğinde. İkisini aynı potada eritmenin doğru bir hareket olmayacağını düşünüyorum. İzlemeyenler için güzel bir fırsat Solaris. Fakat izlemesi ağır, bu yüzden kişide sabır gerektirecek cinsten bir film Solaris. İyi seyirler.

Babasından gelen genlere güvenerek kendisine has şiirsel üslubuyla, kendi dönemi Rusya’sının en iyisi olmayı başaran bir yönetmen Andrei Tarkovsky. Dünya sinemasına kazandırdığı ve filmografisinin tamamını oluşturan sekiz başyapıt eser Tarkovsky’nin ne kadar büyük bir yönetmen olduğunun ispatı niteliğinde. O dönemlerde Rusya ve ABD arasında soğuk savaş yeryüzüne sığmayıp uzaya kadar sıçramıştı. Solaris’de Kubrick’in 2001: A …

Genel Puanlama

Senaryo - 84%
Yönetmen - 94%
Oyunculuk - 70%
Teknik - 86%
Müzik - 76%

82%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
82

Hürrem Celil Erdoğan Hakkında

Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

nir yorum

Bir Cevap Yazın