1

Tenenbaum Ailesi / The Royal Tenenbaums (2001)

Wes Anderson filmografisinde The Grand Budapest Hotel ve Moonrise Kingdom ile beraber öne çıkan filmlerinden bir The Royal Tenenbaums. Wes Anderson deyince aklımıza pastel renkler, simetri takıntısı ve aynı oyuncular ile hiç bıkmadan usanmadan çalışması geliyor. Bottle Rocket kısa filmiyle başlayan kariyerinde The Royal Tenenbaums bana sorarsanız kariyerinde sıçrama yaptığı film olarak ayrı bir önem arz ediyor. Ondan önceki uzun metraj filmleri olan Rushmore ve Bottle Rocket’da da iyi işler çıkarmasına rağmen tarzını bu filmde oturttuğunu söyleyebiliriz.

The Royal Tenenbaums bizdeki ismiyle Tenenbaum Ailesi, Wes Anderson’un genel olarak filmlerinin ana duygusunu oluşturan aile olgusu üzerine kurulu. Tenenbaumlar 3 çocuk ve ebeveynlerden oluşan renkli karakterlerin olduğu bir çekirdek ailedir. Ailenin babası olan Royal Tenenbaum’un aile bireylerine karşı olan tutumları ailenin parçalanmasına sebep olur. Küçüklükten beri ayrı ayrı eğitimler alan 3 kardeş ister istemez farklı yönlere savrulacaktır. Chas, 12 yaşında kendi işini kurar. Zamanla bu işi büyütür. Çalışkan ve disiplinli olan Chas uçak kazasında eşini kaybeder. Bu yüzden eşinden kalan tek varlıklar olan çocukları Ari ve Uzi konusunda takıntılı derecede korumacı davranır. Ailenin tek kız çocuğu olan Margot oyun yazarıdır. Başına buyruk davranır. Özgür ruhludur. Richie ise hep farklı farklı alanlara ilgi duymuştur. En sonunda teniste başarılı olmuş ve kariyerinin en kötü maçıyla kariyerini sonlandırmıştır. Filmin ilk yarım saati karakterleri tanımakla ve ailenin nasıl parçalandığı bizlere göstererek geçmektedir. Parasız ve kalacak yeri olmayan Royal Tenenbaum 6 haftalık ömrü kaldığı yalanını uydurarak tekrar aileyi bir araya getirmek ister.3

Filmin yarısına kadar kötü bir karakter izlenimi veren Royal Tenenbaum filmin diğer yarısında gerçekten çok kısa ömrü kalmış gibi çok keyifli anlar geçiriyor ve yıkıcı olan tavırlarını daha çok yapıcı bir havaya sokuyor. Aile olgusundaki baba kavramı neye denk düşüyorsa Royal Tenenbaum da öyle davranıyor. Ayrıca filmin isminin neden The Royal Tenenbaums olduğunu da anlamış oluyorsunuz.

Oyunculuklardan bahsetmek gerekirse, kariyerlerine Wes Anderson’un ilk yönetmenlik deneyimi olan Bottle Rocket kısa filmiyle başlayan Luke ve Owen Wilson kardeşler başrollerde yer alıyor. Aynı zamanda en büyük Wilson olan Andrew’da filmde çok kısa olsa da yer alıyor. Filmin gerçek başrol oyuncuları ise Royal Tenenbaum’u canlandıran Gene Hackman. Hackman gerçekten tecrübesine yakışır bir ustalık örneği sergiliyor. Kadraja girdiği zaman filmin bütün yükünü çekiyor. Etheline (Angelica Huston) karakteri ise bir anne nasıl olması gerekiyor ise öyle davranıyor. Çocukları için kendi hayatını ikinci plana atıyor. Komik bir mizaca sahip olan Ben Stiller, Chas rolünde karşımıza çıkıyor. Oyunculuğunun üstüne bu filmde de koyamıyor. Gwyneth Paltrow (Margot) ise bana sorarsanız hiçbir zaman oyunculuğu etkili olan bir isim olmadı.2

The Royal Tenenbaums toplumda sık sık karşılaştığımız parçalanmış aile tablosunu seyirciye en iyi aktaran yapımlardan biri. Üstelik bunu komedi ile yaparak bu tarzda bir adım öne çıkıyor. Wes Anderson’u Wes Anderson yapan tüm ögeleri bu yapımda görebilirsiniz. Pastel renkler filmin her karesinde mevcut. Tenenbaum Ailesi’nin Wes Anderson sinemasıyla henüz tanışmamış olanlar için en doğru tercih olduğunu düşünüyorum. İyi seyirler.
Wes Anderson filmografisinde The Grand Budapest Hotel ve Moonrise Kingdom ile beraber öne çıkan filmlerinden bir The Royal Tenenbaums. Wes Anderson deyince aklımıza pastel renkler, simetri takıntısı ve aynı oyuncular ile hiç bıkmadan usanmadan çalışması geliyor. Bottle Rocket kısa filmiyle başlayan kariyerinde The Royal Tenenbaums bana sorarsanız kariyerinde sıçrama yaptığı film olarak ayrı bir önem …

Genel Puanlama

Senaryo - 74%
Yönetmen - 81%
Oyunculuk - 73%
Teknik - 77%
Müzik - 70%

75%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
75

Hürrem Celil Erdoğan Hakkında

Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın