MV5BMTUxNDMzNDQwNl5BMl5BanBnXkFtZTgwMDY4ODMzMjE@._V1__SX1857_SY859_

Umberto D. (1952)

İtalyan Sineması ve özellikle “Yeni Gerçekçilik” denilince  akla gelen  başat yönetmenlerden biri kuşkusuz Vittorio De Sica’dır. De Sica sinema kariyerine oyuncu olarak başlamış 1920-1940 yılları arasında o dönemin romantik komedi ve müzikallerinde kendini göstermiş ve büyük bir başarı kazanmıştı. Hatta ironik bir şekilde İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nden önce faşist Mussolini döneminde hiçbir şekilde sanatsal yanı olmayan, tamamen halkın dikkatini baskın rejimden dağıtmaya yönelik, içi boş, eğlence odaklı filmler olan “Beyaz Telefon Filmleri”nin aranan aktörleri arasındaydı.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında ortaya çıkan İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımının başlangıcı genel kanıya göre Roberto Rossellini’nin “Roma,Citta Aperta” filmiyle olmuş, bitişi ise De Sica’nın Umberto D. Filmiyle gerçekleşmiştir. Bunun yanında Federio Fellini’nin “La Strada” ve Pier Paolo Pasolini’nin “Accattone”,”Mamma Roma” gibi filmleri de Yeni Gerçekçilik’ten etkilenen filmler arasındadır ancak akıma tam olarak dahil değildir.

De Sica’nın kariyerinde mihenk taşlarından biri de Yeni Gerçekçi  İtalyan senarist Cesare Zavattini ile tanışmasıdır. Kuşkusuz bu akımın en iyi örnekleri -Ladri Di Biciclette, Sciuscia, Umberto D.- bu birlikteliğin bir ürünüdür. Umbero D.’nin de senaryosu Zavattini’ye aittir ve onun gerçek hikayesi temel alınarak yazılmıştır.MV5BMjAzMTQ5NjAyMV5BMl5BanBnXkFtZTgwMzY4ODMzMjE@._V1__SX1857_SY903_

Filmin biçim yönüne gelecek olursak Yeni Gerçekçi akımın klasik özelliklerini bu filmde de görmek mümkündür. Yeni Gerçekçi akımla birlikte kamera stüdyodan dışarı çıkmış ve daha da özgürleşmiştir. Gerçek mekanda, doğal ışık kullanılarak çekimler yapılmış, serbest kamera hareketlerine daha çok yer verilmiş ve yer yer belgeselvari bir atmosfer yaratılmıştır. Bunun yanında amatör oyuncular tercih edilmiş ve diyaloglarda da gerçekçilik ve doğaçlama ön plana çıkmıştır. Ayrıca basit bir kurgu tercih edilmiştir. Yeni Gerçekçi filmler İkinci Dünya Savaşı sonrası başta yıkık dökük İtalya olmak üzere Avrupa’nın durumunu da yansıtması açısından olağanüstü belge değeri taşıyan filmlerdir.

Filmimize dönecek olursak “Umberto D.”nin başrol oyuncusu Carlo Battisti de aslında Floransa Üniversitesi’nden emekli bir akademisyendir ve filmin çoğu oyuncusu da yine deneyimsiz amatör oyunculardır. Diğer Yeni Gerçekçi filmlerde olduğu gibi Umberto D. filminde de günlük gerçeğe tam ve doğal bir kenetlenme vardır. Dönemin en önemli sinema eleştirmeni, kuramcısı Andre Bazin’in sözleriyle dönemin sinema atmosferi ise şöyledir: “Alman Dışavurumcu sapıklığın sona ermesinden, özellikle sesli sinemadan beri denebilir ki sinema gerçekçiliğe yönelmeye hiç ara vermedi” Yine Bazin filmin  en yüksek noktalarından biri olarak kalacak mükemmel bir sekans olarak nitelediği hizmetçinin uyanıp, mutfağa gelmesi, ocağı yakması, kahve öğütmesi vs gibi günlük yapılan işlerin  gösterilmesinin dramatik yapıyla bir ilgisinin olmadığını-dönemin klasik Hollywood filmlerinde böyle bir şey görmek imkansızdır- ve bir gereklilik arz etmediğini söylemiştir. Yani bu sahne tamamen bağımsızdır, kendinden sonra gelen sahneyle bağdaştırılmaz. Bu sahnede sıradan bir insanın günlük doğal işleri gösterilmiştir ve bu Andre Bazin’e göre gerçekçiliğin zirvesidir.umberto.d-page

Filmin sinopsisi ise şöyle: Umberto Domenico Ferrari, köpeğiyle birlikte küçük bir pansiyon odasına sığınmış emekli maaşıyla kıt kanaat geçinmeye çalışan emekli bir devlet memurudur. Kaldığı odasının kirasını bile ödeyemez haldedir. Bu yüzden ev sahibesi tarafından sürekli pansiyondan atılmakla tehdit edilmektedir. Pansiyona olan borcunu kapatabilmek için saatini ve kitaplarını da satar ama gerekli parayı bir araya getiremez. Umberto’yu hayata bağlayan tek şey köpeğidir. Günden güne umutsuzluğu katlanarak artan Umberto son çare olarak intihar etmeyi düşünürken köpeği Flike ortadan kaybolur. Umberto gitgide artan bir umutsuzlukla şehirde köpeğini aramaya başlar.

Filmin içeriği de yine Yeni Gerçekçilik Akımının konularını –II. Dünya Savaşı sonrası durum, açlık, yoksulluk, sefalet, işsizlik, umutsuzluk-içinde barındırır. Umberto yaşlı, yalnız ve sefalet içinde yaşayan bir adamdır. Elinden geldiğince köpeğiyle birlikte  hayata tutunmaya, direnmeye çalışır. Bunun yanında filmin açılış sekansında Umberto’nun da katıldığı mitingde emekli maaşının yetersizliği üzerinden siyasi otoriteye de bir eleştiri getirilir ki bu konu aradan 64 yıl geçmesine rağmen hala –en azından ülkemizde- geçerliliğini koruyan bir konudur. Filmde Umberto’yu mutsuzluğa sürükleyen sadece yoksulluğu değildir. Bunun asıl nedeni yaşlı ve yalnız olmasıdır. Çevresinde çok az sayıda insan vardır ancak onların tavırları da anlayışsız, umursamaz ve bencilcedir. Bu da Umberto’yu yaralar ve git gide onu umutsuzluğa, güvensizliğe ve yalnızlığa doğru sürükler.

Hastaneye yattıktan sonra Umberto’nun köpeği Flike kaybolur. Umberto onu umutsuzca her yerde aramaya başlar. Bu arayış Vittorio De Sica’nın bir diğer başyapıtı olan Ladri di Biciclette filminde baş karakter Antonio’nun oğluyla birlikte bisikletini aramasıyla benzerdir. Köpek de bisiklet de bu iki karakteri hayata bağlayan yegane şeylerdir.

Vittorio De Sica bu filmi babasına ithaf etmiştir.

Sonuç

“Umberto D.”  Kesinlikle izlenmesi gereken İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin çoğu özelliğini içinde barındıran bu akımın en değerli filmlerinden bir tanesidir

İtalyan Sineması ve özellikle “Yeni Gerçekçilik” denilince  akla gelen  başat yönetmenlerden biri kuşkusuz Vittorio De Sica’dır. De Sica sinema kariyerine oyuncu olarak başlamış 1920-1940 yılları arasında o dönemin romantik komedi ve müzikallerinde kendini göstermiş ve büyük bir başarı kazanmıştı. Hatta ironik bir şekilde İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nden önce faşist Mussolini döneminde hiçbir şekilde sanatsal yanı olmayan, …

Genel Puanlama

Senaryo - 75%
Yönetmen - 83%
Oyunculuk - 80%
Teknik - 81%
Müzik - 78%

79%

Okuyucu Oylaması İlk olun!
79

İrfan Yalçın Hakkında

Sanat tutkunu,7. Sanat aşığı.Sinemanın düşündüren,sorgulatan,felsefi ve farlılıkları görmemizi sağlayan yanını seven ,sinemanın en güçlü sanat dalı olduğuna inanan sinefil.Eğitimine Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesie Radyo,Sinema ve Televizyon bölümünde devam etmekte.

Bir Cevap Yazın