Ana Sayfa Eleştiriler Bir Bilimkurgu Şaheseri; 2001: A Space Odyssey (1968)

Bir Bilimkurgu Şaheseri; 2001: A Space Odyssey (1968)

Bir Bilimkurgu Şaheseri; 2001: A Space Odyssey (1968)
1

Sinemanın dahi çocuğuydu Stanley Kubrick. Çektiği her film yıllarca konuşuldu, tartışıldı ve haklarında yüzlerce makale kaleme alındı. Anlaşılmayı istemedi asla ardında sorular bırakmayı arzu ediyordu.  Öyle de olmuştu. Kafamızda soru işaretleri bırakıp gitti. 1968’de zamanını aşan bir yapım olarak çektiği 2001: A Space Odyssey / 2001: Bir Uzay Macerası bunun en birincil örneğiydi. İnsanoğlu daha  Ay’a ayak basmamıştı çekimler tamamlandığında ama o günümüz teknolojisini anımsatan sahnelerle uzayı izlettiriyordu seyirciye. Kubrick, 2001: Bir Uzay Macerası’nın senaryosunu tüm zamanların en yetkin üç bilimkurgu yazarından biri olan NASA profesörü Arthur C. Clarke ile birlikte kaleme alır. Dört dalda Oscar’a aday olan yapım sadece görsel efekt ödülünü kazandı. Ne hazindir ki, bu ödül Akademi’nin Kubrick gibi bir yönetmene layık gördüğü tek Oscar olacaktır.

Müzik eşliğinde 3-5 dakikalık bir karanlık, bir bekleyiş… Sonrasında MGM stüdyolarının o meşhur aslan logosu çıkıyor perdeye ancak bu defa kükremiyordu. Kubrick filmin başında anlatmaya çalıştıklarının sesle bozulmasını istemediğinden stüdyoya özel sessiz bir logo yaptırır. Film uzaydan bir sahne ile açılıyor. Kubrick’in bu açılış tercihiyle filmin özetini sunmak istediğini söylemek mümkün.MV5BMTU1MTQ5ODE0Ml5BMl5BanBnXkFtZTcwNjIwMTgyMw@@._V1__SX1303_SY547_

1- İNSANLIĞIN ŞAFAĞI

Günümüzden milyonlarca yıl önce Afrika’da bir gün doğumu…  Kabile halinde yaşayan maymunlar arasındaki savaşlar sürmektedir. Bir gece maymunların yaşam alanlarında simsiyah bir monolit belirir. Clarke’ın sonradan yazacağı romanda monolitin uzaylılar tarafından getirildiği söylenir fakat Kubrick bu soruyu cevapsız bırakmıştır. Daha önce hiç karşılaşmadıkları bu yapı karşısında ne yapacağını bilemeyen maymunlar meraklarına engel olamayıp monolite dokunurlar. Bu dokunuş onlara ellerindeki kemikleri kullanmayı öğretmiştir. Sonrasında yeni silahını kullanarak düşmanını öldürmeyi başaran maymun elindeki kemiği havaya fırlatır. Düşmekte olan kemiğin yörünge uydusuna dönüştüğü eş kesme 4 milyon yıllık süresiyle sinema tarihinin en büyük zaman atlamasıdır.

Modern bir şekilde dizayn edilmiş uzay gemisindeyiz. Salonun fütüristik tasarımıyla dikkat çeken koltuklarında insanoğlunun varabileceği en iyi konuma gelinmiştir. Günümüz bilimkurgularını bile süslemeye devam eden uzay-dünya arası görüntülü konuşma o zaman için hayal olamayacak kadar gerçektir. Bazen fazla mizahi ve akıl sınırlarını geçebilecek kadar fantastik bilimkurgu yapımlarına karşın 2001: Uzay Macerası mantıklı kurgusuyla ön plandadır. Kendini uzayın derin sessizliğine ve boşluğuna bırakan film felsefi ve bilimsel gerçeklerle ayrılmaz bağlar kuruyor. Ama burada örtük metinde dikkat çekicidir. Bölümün sonuna doğru bir Amerikalı profesörün Sovyet Bilim İnsanları ile yaptığı konuşma dönemin ülkelerarası uzay rekabetine değinir. Gemiye ay yüzeyinden garip sinyaller gelmeye başlar ve bu durum ABD yetkililerince SSCB’den saklanır. Çekimlerin yapıldığı yıllarda devam eden iki ülke arasındaki rekabet gelecek için öngörülmüştür. Hatta Kubrick SSCB’nin varlığını sürdüreceğini sanmıştır. Bilim insanları yaptıkları gizli kazı sonucunda aynı monolitin bir benzeriyle karşılaşırlar.MV5BMjA1ODQzMjQwN15BMl5BanBnXkFtZTcwMjYyNDMzNQ@@._V1__SX1303_SY547_

2- JÜPİTER GÖREVİ

18 ay geçmiş ve geminin Jüpiter görevi başlamıştır. Freudyen mesajların baskın olduğu bu bölümde en dikkat çeken detaylardan birisi de sperm şeklinde ki ‘Discovery One’ gemisidir. İnsanoğlunun doğuşu ile Jüpiter görevini ilişkilendirmek isteyen Kubrick gemideki yaşam ile bu düşüncesini şekillendirir. Gemide görev için iki uçuş pilotu,  astronot Dave Bowman, Frank Poole ile uyutulan üç bilim insanı seyahat etmektedir. Sıvısal maddeler ile bebek mamalarına benzer gıdalarla beslenen ve yerçekimi olmayan ortamda yürümeye, koşmaya çabalayan insan bir bebekten farksızdır. Burada onun en büyük destekçisi ve filmin en büyük kırılma yeri olacak HAL 9000 adlı adeta ‘akıl küpü’ olan süper bilgisayardır. Aynı zamanda geminin kontrol mekanizmasıdır. Filmin İngilizce orijinal adı olan Odyssey kelimesi Yunan mitolojisindeki Odesa’da gelir. Odesa’nın en büyük engeli ise tek kırmızı gözlü Cyclups’tur. Tıpkı filmdeki HAL gibi.

İnsanın makinelerle kurduğu bağda zekanın yerini arayan Kubrick ‘Bizi gelecekte robotlar mı yönetecek?’ ve ‘İnsan kendinden daha zeki bir robot üretebilir mi?’ sorularına cevap arıyor. Filmin başından beri süregelen gerilim bir anda artar. İnsanoğlunun bazı zayıf noktaları vardır. Tıpkı şüphe, güven ve itaatsizlik gibi. HAL arızalı olarak bildirdiği bir raporda güvenilirliğini yitirir. Bir şüphe düşmüştür ve insan güvenini yitirmiştir. Yapılan cezasız kalmaz ama karşısındaki bilgisayarda en az onun kadar akıllıdır. Kendi yöntemiyle insanoğlunu durdurmaya çalışır. Lakin ne mümkün, itaatsizliğin bedeli ağır olacaktır. O mekanik HAL gitmiş yerine duygusal ve naif bir HAL gelmiştir. Son kozunu oynar ve kendini insana acındırır. HAL’in Dave’den merhamet dilendiği ve pişman olduğu sahneler ile üstünlük kurma mücadelesinin bitmeyeceğini ve emre karşı gelmenin affedilmeyeceği anlatılmaktadır. İnsan-robot savaşının galibi bellidir. Hedef Ay’daki monolitin Jüpiter’e gönderdiği sinyallerin nereden geldiğini bulmaktır.2001-a-space-odyssey-original_1

3-JÜPİTER VE SONSUZLUĞUN ÖTESİ

Artık insan uzayda yapayalnızdır. Derken bir anda ışık hızında kozmolojik bir yolculuğun başlar ve insanın etrafını ışık huzmeleri sarar. Öyle bir görsel efekt şölenidir ki bu her biri Kubrick’in el ustalığını gösterir. Sürrealist, neo-klasik ve Rönesans birleşiminin etkilerini bir araya toplayan bir odadadır Dave.  Oda bembeyaz ve aydınlık hakimiyetindedir çünkü bu bölüm aynı zamanda insanoğlunun aydınlandığı noktadır. Şaşkındır, boyut kavramı anlamını yitirmiş ve değişmiştir. Dave odada kendini önce bir aynada görüyor. Filmin pek çok yerinde metafor olan ayna burada insanoğlunun kendiyle yüzleşmesini simgeliyor. Ardından son yemekte yaşlı halini yemek masasında bulur. Yatağa döndüğünde ise artık ölümle yüzleşmesi gerekir. İnsanoğlunun en korktuğu ve kabullenemediği ölüm onu uzayda da yalnız bırakmamıştır. Nihayetinde yıldız çocuğa dönüşür ve monolit yeniden karşımızdadır. Zamanın yaşam üzerindeki fiziksel etkilerinin ürkütücülüğü mizansen ögeleriyle tasvir edilir.

Kubrick’in Jenerik müziği için Richard Strauss’un ‘Also Sprach Zarathustra/ Böyle Buyurdu Zerdüşt’ünü seçmesi kadar filmin alt metnini Nietzche’ye göre uyarlaması da planlıydı. Alman yazar ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ adlı eserinde insanın serüvenini “ilkel insan-insan-üst insan” olarak üçe ayırıyor. Filmin tamamı ve ayrılan bölümler ayrı ayrı incelendiğinde benzer alt tema ilişkileriyle Kubrick’in Nietzche hayranlığı ortaya çıkıyor. Anlaşılması zor bir film olan 2001: Uzay Macerası’nı kimileri ünlü sinema eleştirmeni François Truffaut gibi sıkıcı bulurken kimileri de yönetmen Woody Allen gibi ilk seyredişinde anlamayıp üçüncüsünde çözmüş olabilir. Her şeye rağmen hala bilimkurgu filmlerinin mihenk taşı kabul ediliyor.

Yorum(1)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir