Ana Sayfa Pelin Oduncu

Pelin Oduncu

1992 doğumlu, büyülü fenerle yolunu aydınlatmaya çalışan bir sinema öğrencisiyim. Nietzsche'nin Zerdüşt'ü gibi büyük bir sinema ormanında kaybolarak, yeni yollar ve düşünceler arıyorum. Kayboldukça daha çok şey öğreniyorum. Yazıyorum ve dünyada beni hatırlayacak son kişiye ulaşıncaya kadar yazacağım

Sweat (2020): Yalnızlığa Bir Tık Kadar Yakın Olmak

“Diyeceğim o ki biz, bugün için ölesiye eğlenme noktasına gelmiş olan bir topluluğuz”. Neil Postman, Televizyon: Öldüren Eğlence¹ adlı kitabında, modern çağın gösteriye dayanan toplumu ve kitlelerin afyonu olarak iş gören kitle iletişim araçları için işte bu sözleri kullanmıştır. Yazara göre modern toplumlarda politikadan, dine; spordan, eğitime kadar her şey gösteri dünyasının (Show Business) uzantılarına […]

Nasipse Adayız (2020): Salon Simge’de Karanlık Bir İktidar Arayışı

“Sahiden kirli bir ırmaktır insan (ruhu). Kirli bir ırmağı içine alıp da bozulmamak için zaten bir deniz olmak gerekir” der Nietzsche, Böyle Söyledi Zerdüşt kitabında¹. O, insan ruhunun karanlık dehlizlerinde gezmiştir. Kendi kendinin düşmanı olan insan, bu karanlığın farkına vardığında onu aşmaya başlayacaktır. İnsan ruhundaki kaos, onun en büyük farkındalığı olacaktır. Öyle ya, “dans eden […]

Ah Gözel İstanbul (2020): İstanbul’u Gezen İki Flanör

“Kentte, her durumda gözün görebileceği, kulağın işitebileceğinden fazlası, keşfedilmeyi bekleyen bir dekor ya da manzara vardır. Hiçbir şey kendiliğinden deneyimlenemez. Çevresiyle her zaman bağları olmalıdır, kendisini meydana getiren olaylar dizisiyle, geçmiş deneyimlerin hatırasıyla algılanabilir.” Kevin Lynch’in, Kent İmgesi adlı kitabında[1] ifade ettiği bu sözler, bir kentin salt coğrafi bir mekândan daha fazlası olduğuna gönderme yapar. […]

Éric Rohmer ve Yeni Dalga: Giriş

Éric Rohmer 1971’de kendisiyle yapılan bir röportajda¹, “Filmlerim tamamen kurgu eserlerdir, sosyolog olduğumu iddia etmiyorum (…) Sadece kendim icat ettiğim belirli vakaları alıyorum, bunlar bilimsel değildir, hayal ürünüdürler” der. Ancak en fantastik olanından en korkunç olanına kadar her film, içinde mutlaka toplumsal bir gerçeklik barındırır. Film ile izleyici arasında bağ kuran da bu gerçeğe yakın […]

Scent of a Woman (1992): Görülmek İstenmeyen Adalet Üzerine

 “Hiç burnunu buklelerden oluşan bir dağa gömüp sonsuza kadar uyumak istedin mi?” Öyle bir film düşünün ki, hayatınız boyunca dansa ya da müziğe hiç ilgi duymamış biri olmanıza rağmen, tango kelimesini duyduğunuz anda o filmi hatırlayıp tüyleriniz diken diken oluyor. Aklınıza gelmekle kalmıyor, karakterle aynı ruhu paylaşmaya başlıyorsunuz. Müzik yaşayan bir canlıya, oyuncular gerçek dünyada […]

Ema (2019): Özgürlük Ateşi

Psikanalizin kurucusu olarak bilinen Sigmund Freud*, “Yaşam, tıpkı genel olarak insanlık için olduğu gibi birey için de katlanılması güçtür. İçinde yerini aldığı uygarlık, bireye belirli bir miktar yoksunluğu zorla kabul ettirir” der. Her çocuk toplumla, dille, yasayla, otoriteyle kısacası kültürle tanışmadan önce ilkel arzulara sahip, özgür bir bebek olarak doğar. Fakat uygarlığın gelişmesi ve çocuğun […]