Ana Sayfa Tuncay Uravelli

Tuncay Uravelli

91 doğumlu. Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümü mezunu. ESOGÜ Tarımsal Biyoteknoloji bölümünde yüksek lisans yapıyor. Lise döneminde izlediği Fight Club'ın dövüş filmi olmadığını anladıktan sonra sinemaya ilgisi tutkuya dönüştü. Bu tutku üniversitede edebiyata yönelse de film bitip jenerik aktığında sinemasız yapamayacağını her seferinde yeniden idrak ediyor.

The Tragedy of Macbeth (1971): İçimizdeki Şeytan

William Shakespeare, tiyatro salonlarında en çok sahnelenen oyunların sahibi olsa da metinlerini hakkını vererek sahneye koymak, oynamak bütün sanatçılar için büyük bir testtir. Aynı zorluk sinema sanatında katlanarak etkisini gösterir. Tiyatro salonunda abes durmayacak bir sahne beyaz perdede eğreti durabilir. Yönetmenin ilk misyonu mizanseni gerçekçi kılmak, tiyatralliğini biraz olsun törpülemektir. Fazla lirik sahneler, uzayan tiratlar seyirciye […]

The Lion King (1994): Çocuklara Shakespeare

Sinemada henüz ‘büyüklere animasyon’ deyişinin ortaya çıkmadığı dönemde, The Little Mermaid (1989), Beauty and the Beast (1991) ve Aladdin (1992) ile Disney adım adım kendi zirvesini oluşturmuştur. Disney’in çocuklar için hazırladığı Aslan Kral belki de stüdyodan çıkan en iyi filmdir. Bir neslin sinemada ilk seyrettikleri film olması sebebiyle kendileri için özel saydıkları bu animasyon, İngiliz drama yazarı William Shakespeare‘in en […]

Chungking Express (1994): Modern Zamanlarda Aşk

Tsui Hark, John Woo, Kirk Wong gibi Hong Kong’lu birinci kuşak usta yönetmenlerin ardından gelen genç kuşağı tanımlamak için kullanılan “Hong Kong İkinci Dalga”, deneysel, sinematografinin ve kurgunun stilize edildiği filmleri içeren bir akımdır. Bu kuşağın en bilinen yönetmeni Kar-Wai Wong ise romantik filmleri ile meşhurdur. Wong, tüketim toplumunun zirveyi gördüğü 90’lar ve 2000’lerde çektiği şiirsel filmlerle Uzak Doğu […]

An Autumn Afternoon (1962): Aile ve Yalnızlık

Minimalist sinemasıyla çoğu yönetmeni etkilemiş olan Yasujirô Ozu’nun son filmi Sanma No Aji (1962), kızı ve oğluyla birlikte yaşayan dul bir adamın ailesi çerçevesinde gelişen olayları işler. Japon toplumunun yapısını, zamanla değişimini, bütün filmlerinde aile kurumundan yola çıkarak anlatmayı başaran Ozu, 35 senelik kariyerine yine aynı yöntemle nokta koyar.Yönetmenin 14 filminde rol alan Chishû Ryû, yine emektar baba/dede […]

Pickpocket (1959): Suç ve Ceza

Sinemanın peygamberi Andrey Tarkovski‘nin Mühürlenmiş Zaman (1992, Afa Yayıncılık) kitabında “Örneğin, bir Robert Bresson hangi türü kullanırdı? Hiçbirini. Bresson, Bresson’dur. O, başlı başına bir tür zaten.”¹ diye bahsettiği Fransız auteur, inanç ve insan ruhu gibi kavramları irdelemesi sebebiyle ismi Bergman ve Tarkovski ile birlikte anılsa da biçim olarak bakıldığında yanına başka bir ismin yazılamayacağı bir yönetmendir. Sık sık minimalist sıfatıyla […]

A Man Escaped (1956): Ölüler Evinden Kaçış

Türkçe ismiyle Bir İdam Mahkûmu Kaçtı, Fransız auteur Robert Bresson‘un dördüncü uzun metrajı. Orijinal ismiyle Un condamné à mort s’est échappé ou Le vent souffle où il veut (ya da Rüzgâr Dilediği Yerde Eser), ismiyle kendini açık ettiği hâlde kendisini sonuna kadar heyecanla ve merakla izleten başarılı bir eser. Film, yönetmenin, “Bu, gerçek bir hikâyedir. Yaşananları tüm çıplaklığıyla anlattım.” notuyla […]