Ana Sayfa Kült Idi i smotri (1985): Savaşın Ardında Bıraktığı Öfke

Idi i smotri (1985): Savaşın Ardında Bıraktığı Öfke

Idi i smotri (1985): Savaşın Ardında Bıraktığı Öfke 8.5
0
2. Dünya Savaşı’nı konu alan ve adını duyuran filmler genellikle Hollywood menşeili oldu. Savaşın en büyük iki tarafı olan Sovyet Rusya ve Almanya’dan hafızalara kazınan film sayısı neredeyse bir elin parmaklarını geçmiyor. En azından ülkeleri dışına çıkıp bize sunulanlar için bunu söyleyebiliriz. Stalingard doğumlu Elem Klimov’un yönettiği Idi i smotri (1985) bir elin parmağını geçmeyen o filmlerden biri. Kendi topraklarında geçen Stalingard Kuşatması 2. Dünya Savaşı’nın kırılma anlarından biri olmuştur. Oranın dokusunu bilen yönetmen için gerçekçi bir anti-militarist savaş filmi çıkarmak bir nebze daha kolay olmuş olabilir.

Ales Adamoviç’in “Kathyn’in Öyküsü” kitabından beyaz perdeye aktarılan Idi i smotri’nin senaristliğini de Ales Adamoviç yönetmen Klimov ile beraber üstleniyor. Film Florya Gaishun adlı bir çocuğun arkadaşıyla beraber Alman uçaklarından kaçarken bir tüfek bulduğu sahneyle açılıyor. Bu tüfek o zamanlardaki Sovyet Partizanlara katılmak için bir bilet niteliği taşıyor. Bütün gayretiyle ailesini bırakıp partizanların arasına katılıyor. Ülkesi abluka altında olan bir genç için savaş naraları eşliğinde öfkeyle kavrulmak ne ise Florya için de bu durum geçerli kılınıyor. Florya bu öfkeyi yanına alarak bir nevi yolculuğa çıkıyor. Gençliği onu bu yolculukta bırakmıyor ve Glasha adlı bir genç kızla yakınlık/dostluk kuruyor. Bir şekilde partizan grubundan fiziken ayrı düşüyorlar. Bu esnada Florya, Glasha’yı ailesiyle tanıştırmak ister. Gerçekleri bir fotoğraf karesi hızında gören Glasha için Florya’yı ikna etmek imkansıza yakın bir hal alıyor.

Filmin sonlarına doğru Almanlar Sovyet vatandaşları bir kilise içine kilitliyorlar. Almanların yahudilere uyguladığı gaz odası işkencesinden daha vahşet dolu anlar beyaz perdeye yansıyor. Hiç bir şekilde masum olmayan ölümleri bir tür eğlenceli seyirlik hale getiriyorlar.  

Florya’yı canlandıran başrol Aleksey Kravchenko’nun ilk sinema performansı olmasına rağmen gözlerine yansıyan umutsuzluk ve çaresizlik sinemada gözlerin çok şey anlattığı anlardan biridir. Hollywood filmlerinin aksine saçlarını yana yatırmış, şık giyimli Nazi subayları bu filmde yoktur. Daha çok özensiz, fiziksel olarak kötü görünümlü subaylar mevcuttur. Almanların içinde iyiliğin esamesi okunmaz. Almanlar saf kötü olarak resmedilmiştir. Filmin başından sonuna kadar bir nebze Alman karşıtlığının varlığını hissedeceksiniz. Yönetmenin Denver Uluslararası Film Festivali(1986)’nde Ron Holloway ile yaptığı röportajda yönetmen bu Alman karşıtlığının aksi yönünde bir açıklama yapıyor. Soru şu şekilde  “Come and See’nin savaş karşıtı bir film olduğuyla ilgili ne söyleyeceksiniz?”  Yönetmen ise şu şekilde cevaplıyor. “Come and See hem antifaşist hem de savaş karşıtı bir film. Bazılarına göre Alman-karşıtlığı da içeriyor gibi açıklamalar var. Bu doğru değil. Hiçbir şekilde Alman karşıtı bir film olmadı.” diyor.

Savaşın empatisini savaşı tam içinden yaşamayan hiç kimse kuramayacağını inanıyorum. Fakat Idi i smotri savaşı hem içerik hem biçim olarak seyirciye çok iyi aktarıyor. Savaşın atmosferini olması gerektiği gibi yansıtıyor. Florya’nın filmin başındaki gülen gözlerinin yerini filmin sonunda boş ifadeler, öfke ve umutsuzlukla bakan gözlere bırakıyor. All Quiet on the Western Front (1930)’daki gibi bir bireyin değişimini o anda çok iyi görüyor ve anlıyoruz. Filmin gidişatına uymayan tek yer ise filmin final sahnesi. Florya, Hitler’in fotoğrafını görüp ona ateş etmeye başlıyor. Her ateş ettiği anda ise o ana kurgulanmış olan Hitler’in hayatındaki videolar zamanda geriye gidermiş gibi ekrana yansıyor. Bir gencin kendi yöntemince intikamı alma anlamına gelebilir. Hitler’in bebekliğine geldiği anda ise ateş etmeyi bırakıyor. Bu film için epik bir son gibi dursa da film boyunca kendi hikayesini oluşturmuş ve salt olarak vermesi gereken  mesajları vermiş olan Idi i smotri’yi gereksiz bir kalıba sokuyor. Tabi bu Ruslar’ın gözünden bir 2. Dünya Savaşı filmi ve çok gerçekçi –belki de en gerçekçi- bir savaş tasviri olmadığı anlamına gelmiyor.

Puanlama

8.5

8.5
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Hürrem Celil Erdoğan Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın