Mudbound(2017): Bir Hayalim Var!

Mudbound(2017): Bir Hayalim Var! 8.0
2
Bir hayalim var: Gün gelecek eski kölelerin evlatlarıyla eski köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar. Bir hayalim var: Gün gelecek, adaletsizliğin ve eziyetin sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan Mississippi Eyaleti bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek…” Martin Luther King, 1963 yılındaki yaptığı konuşmada Mississippi Eyaleti için bu sözlerle bahsediyor. Hillary Jordan’ın Mudbound isimli kitabından uyarlanan film, II. Dünya Savaşı sonrası işte tam olarak bu “adaletsizliğin ve eziyetin sıcağıyla bunalıp çölleşmiş olan Mississippi”de geçiyor. Filmin yönetmenliğini aynı zamanda kitabı Virgil Williams ile senaryolaştıran ve Akademinin En İyi Uyarlama Senaryo ödülüne aday gösterilen Dee Rees üstleniyor. İlk olarak 21 Ocak 2017 yılında Sundance Film Festivalinde gösterime giren film, daha sonra çeşitli film festivallerinden sonra 17 Kasım 2017’de Netflix’te yayınlanmış olsa da ülkemizde 2 Mart 2018’de vizyona girdi. Filmin kadrosunu Carey Mulligan, Garrett Hedlund, Jason Clarke, Jason Mitchell, Rob Morgan ve Jonathan Banks gibi önemli oyuncular oluşturuyor. Ancak filmin asıl parlayan yıldızı asıl mesleği müzisyen olan Mary J. Blige oluyor. Akademi, Mary J. Blige’ı hem En iyi yardımcı kadın oyuncu dalında hem de “Mighty River” şarkısıyla En iyi Özgün Şarkı dalında aday göstermesi onun, bu filmde yakaladığı başarının kanıtı niteliğinde. Ayrıca Akademi, Mudbound’u sadece Mary J. Blige ve Senaryo üzerinden yüceltmekle kalmıyor son yıllarda siyahileri konu alan sinema filmlerinin görüntü yönetmenliğini üstlenen Rachel Morrison’ı da En İyi Sinematografi dalında aday gösteriyor.

Film, II. Dünya Savaşı sırası ve sonrasında ırkçılığın yoğun biçimde yaşandığı Mississippi’nin bir kasabasındaki siyahi bir aile ile kasabaya yeni taşınan siyahi ailenin yeni beyaz ev sahiplerini konu alıyor. Her iki ailenin de çocukları Avrupa’da, ırkçılığa karşı savaşması iki aile arasındaki tek ortak özellik. Filmin temelini oluşturan tema ırkçılık olsa da annelik, ensest, savaş sonrası askerlerin yaşadığı bunalım ve uyum sorunu filmin üzerinde durduğu diğer konular. Film, ikincil konuların üzerinde tam olarak duramasa da yahut durmaya çalışıp istenilen duyguyu yansıtamasa da ana temayı yani ırkçılığı, siyah-beyaz arasındaki eşitsizliği başarılı bir şekilde işliyor. Bu tarz ırkçılık eleştirisi filmlerin “ne olursa olsun beyazsa ırkçıdır.” klişesi bu film için geçerli değil. Ku Klux Klan örgütünün bir üyesi, ırkçı fikirlerle zehirlenmiş bir babanın asker oğlunun savaş sonrasında siyahi ailenin genç asker oğluyla arkadaşlık kurması buna örnek gösterilebilir.


Mississippi’nin çamurlu topraklarını andıran kahverengi tonlarında çekilmiş Mudbound, sinematografisiyle büyük bir iş başarmış. Filmin çoğu sahneleri çiftlikte geçtiği için klişeleşmiş cıvıl cıvıl, yemyeşil bir çiftlik betimlemesi söz konusu değil. Yönetmen Dee Rees, insanlar arası eşitsizliği, adaletsizliği, kini ve nefreti çamurla yoğurarak gözler önüne seriyor. Sahnelerdeki o yoğun çamur görüntüleri gerçekliğin simgesi aslında. Bu yönden bakıldığında filmin görüntü yönetmeni Rachel Morrison’ın Akademi adaylığı boşuna olmadığı anlaşılıyor.

Savaşların yıprattığı hayatları, baskı ve eşitsizlik altında ezilmiş siyahileri, anneliğin zorluklarını, ataerkil düzeni, evlilik kurumunu ve ensesti konu alan Mudbound, tüm dertlerin dermanının sevgi olacağını söylüyor. Mary J. Blige seslendirdiği filmin soundtracki “Mighty River”, sözleriyle Mudbound filminin vermek istediği mesajı özetler nitelikte. Mudbound dönem filmi olmasına rağmen hiç sıkmayan aksine kendini izlettiren bir film. Oyunculukların ön planda olmadığı ancak yine de oyuncuların yeterli bir performans gösterdiklerini söyleyebiliriz. Mary J. Blige oyuncu olmamasına ve Mudbound onun ilk ciddi sinema filmi olmasına karşın olgun, gururlu, çocuklarına ve ailesine karşı koruyucu, her türlü zorluklara göğüs geren siyahi anne rolünü başarıyla canlandırması takdir edici bir unsur. Mudbound bir bütün olarak bakıldığında kesinlikle başarılı bir film. Üstelik film, 10 milyon dolarla değil de 100 milyon dolarla çekilmiş olsaydı kim bilir nasıl bir film izlemiş olurduk, bilmiyorum. Ama yine de bu haliyle bile siyahilere uygulanan ırkçılığı anlatan iyi filmler arasına girmeyi başardı diyebiliriz. Her ne kadar Netflix üyeleri kızgın olsa da filmin sinema salonlarında gösterime girmesi bence gayet iyi olmuş. Film, sinemada izlenebilmeyi hak edecek kadar ciddi bir yapım. İzlemenizi tavsiye ederim.

Puanlama

8.0

8.0
Kullanıcı Oyu: ( 2 oylar ) 8.3

Ali Rıza Koçak 1995 yılında İstanbul’da doğdum. Sinemaya olan ilgim küçük yaşlardan itibaren başladı. Hayatın sıkıcılığından uzaklaşmak için izlediğim sinema filmleri, bana yeni hayat tecrübeleri kazandırdı. Aslında sinema hep bizle birlikteydi, hayatımızın bir parçasıydı ancak onu bulup keşfetmek biraz zaman istiyordu. Ne mutlu bana ki onu erken keşfedenlerdenim.

Yorum(2)

  1. Tebrikler güzel film. Fut kadronu sattığın için sana kızgınım diyen bir antonyo banderas görmeyi beklerdim filmin sonlarında ama maalesef göremedim keşke icon sbc yapsaydı yönetmen. Anlayana hehe

Bir Cevap Yazın