Ana Sayfa Eleştiriler Ulysses’ Gaze (1995): İlk Bakış

Ulysses’ Gaze (1995): İlk Bakış

Ulysses’ Gaze (1995): İlk Bakış
0

Ulysses’ Gaze, Yunan sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olan Theodoros Angelopoulos’un oldukça kişisel ve şiirsel bir savaş filmi olmasının yanı sıra bir umut arayışıdır. A (Harvey Keitel), Balkanlarda sinemanın öncüsü olan Manaki Kardeşlerin, kayıp 3 makaralık filmini aramak için 35 yıl sonra memleketine döner ve savaş içindeki Balkanları boylu boyunca dolaşır.

Manaki kardeşler, Osmanlı İmparatorluğunun Manastır vilayetinde doğan Yanaki ve Milton isimli iki kardeştir. Modern tarih yazıcılığı, Türk Sinemasının başlangıcı olarak  Fuat Bey tarafından 1914’te çekildiği öne sürülen “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” filmini kabul etse de, bu filmin gerçekten çekilip çekilmediği tartışma konusudur ve filmin hiçbir kopyası olmamakla beraber, varlığına ilişkin somut bir delil yoktur. Oysa ki, Manaki kardeşler Osmanlı İmparatorluğunda ilk filmleri olan “Büyükanne Despina” ve “İp Eğiren Kadınlar” filmlerini 1905 yılında çekmişlerdir.

Filmde, Manakiler tarafından çekilen bu orijinal görüntülere de sık sık yer verilirken, Sürgünden dönen A. ; Manaki kardeşlerin henüz banyo edilmemiş 3 bobininin bu filmlerden önce olup olmadığının merakındadır. İlk bakışın kaydedildiği filmi aramak için Balkan Savaşları sırasında çıkılan bu yolculuk, aynı zamanda karakter için de bir içsel yolculuktur.

Angelopoulos, Yunan halkının yakın yüzyılda yaşadığı siyasi sorunları, iç çatışmaları, acıları ve travmaları mitolojik ögelerle harmanlayıp kendi hayatıyla birleştirerek sinema dilini oluşturmuştur. Yönetmenin çok küçük bir çocuk olduğu yıllarda Yunanistan’da yönetimde diktatör General Metaksas vardı. Daha sonrasında ise İtalyanlar Yunanistan’ı işgal etti. Çocukluğunda savaş gören ve Yunanistan’da kendini bir yabancı gibi hissettiğini söyleyen yönetmen, filmlerine bunu yansıtır ve geçmişte kilitli kalmaya, geri dönmeye, sıla hasretine ve anavatana yabancılaşmaya değinir. Benzer nitelikler taşıyan bir diğer filmi Kiteraya Yolculuk’da da karakter 32 yıl sonra memleketine döner. Kitera kelimesi ise Yunan mitolojisinde insanın mutluluğu bulacağı düş adasıdır.

Bu filmde beni  gerçekten çok etkileyen üç şey var. Biri, insanların her şeye rağmen devam etme çabasını göze parmak sokmadan göstermesidir. Savaşın en şiddetli olduğu Saraybosna’da yanmış, harabeye dönmüş bir binada yapılan kahvaltı sahnesi; karakterin çocukluğunda farklı senelerden hatırladığı yılbaşı kutlamaları buna iyi birer örnektir. Tüm aile sıradan bir yılbaşı akşamı geçirmek ister ancak savaşın getirileri bu akşamları gölgeler, yine de insanlar mutluluk ummaya, dans etmeye devam eder. Savaş şiddetli, hayat zor ve engebesi çok fakat insanlar yaşamları akıp gitsin ister, hayat sadece bu zamanda normale döndüğü için sisli havaları severler.

İkincisi, Yanaki’nin ağzından kardeşlerin yaşadıklarıdır. Karakter onların anılarının üzerine düşünür ve kendini o anıların içinde bulur. Kimi zaman yaşananları, zihninde Yanaki’nin anlatışıyla canlandırırken kimi zaman ise onun yerine geçer. Mirasları bugün Yunanistan ve Makedonya tarafından sahiplenilen kardeşlerin hayatı çok titizlikle araştırılmış.

Bu dünyada tek derdi sinema yapmak olan, kamera alıp Manastır’a getirmek için yollar aşan, borç içinde sinema açan kardeşler de savaşı yaşamış, köylerine dönmek istemiş, sürgün edilmiş, sıla hasreti çekmiş, tıpkı A gibi.

Üçüncüsü ise, Lenin heykelinin Tuna Nehri’nden bir mavnayla tüm balkanları dolaştığı sahnedir. Halk heykelin peşinden koşar, saygı duruşunda durur.

A, savaşın getirdiği yıkım, sefalet, yurtsuzluk ve açlık ekseninde, kendi tabiriyle yüzyılın başından beri hapsolmuş bakışı ararken, kendi belleğiyle hesaplaşır, içe döner. Bu dünyayı gördüğünde, kendisinin savaşla tanıştığı travmalı anılarına flashbackler yaşar. Filmde gördüğümüz her kadın karakter onun hayatında önemli bir yeri ve balkanlarda önemli bir olayı simgelemektedir.

Bazı eleştirmenlerin görüşüne göre Ulysses’ Gaze, Homeros’un Odysseia Destanı’nın modern bir versiyonudur. Destan, Odysseus’un Truva Savaşından sonra evine dönüşünü konu edinir. Odysseus sıla hasreti çekmektedir. O da Kalypso’u sevemediği için ağlar, aklı Penelope’dedir. O da annesinin ruhuyla karşılaşır. Bu açıdan destan ile filmin benzer nitelikler taşıdığını söylemek mümkündür.

Ulysses’ Gaze, insana soğuk, kasvetli ve karanlık savaş yıllarında farklı sorgulamalar yaşatan, hem sert hem de bir o kadar içten, iz bırakan bir film. Görülmeye fazlaca değer.

Son olarak, yok olup giden bütün umutlara içelim; kurduğumuz tüm hayallere rağmen, hiç değişmeyen dünyanın şerefine.

Lâl Hazal Erkul Sinemanın büyüsüne ortaokulda kapılıp zaman geçtikçe kendimi daha da bu tutkunun içinde buldum. Sinemada anlaşılması güç, zorlayıcı film tarzına ve Neo-Noir türüne büyük bir ilgi besliyorum. Piyano ve görsel sanatlar üzerine kendimi geliştirmek için özel bir çaba sarf ediyorum. Eğitimime Galatasaray Üniversitesinde devam etmekteyim.

Bir Cevap Yazın