Ana Sayfa Eleştiriler The Suicide Shop (2012): Mesele Şu ki Yarın Yine Yaşamak Gerekecek

The Suicide Shop (2012): Mesele Şu ki Yarın Yine Yaşamak Gerekecek

The Suicide Shop (2012): Mesele Şu ki Yarın Yine Yaşamak Gerekecek
0

”Hayatta başarılı olamadınız mı? Bize gelin, ölümünüzü başaracaksınız! ’’

”Bu zehir biraz pahalı ama unutmayın ki son harcamanız olacak bu. Ayrıca her zaman şunu söylerim, insan bir kez ölür ve bunun unutulmaz bir an olması gerekir.’’

”Ben hazırladığım siyanüre ağzı serinletsin diye nane yaprağı katıyorum, bunlar küçük ikramlarımız. Ama son kez üzülmek, sıkılmak isterseniz zehrinizi kendiniz hazırlayabilirsiniz.’’

Jean Teule tarafından kaleme alınan ve yönetmen Patrice Leconte tarafından aynı isimle sinemaya animasyon filmi olarak uyarlanan The Suicide Shop yaklaşık bir hafta önce ismine rastladığım, tabir yerindeyse ışık hızıyla edinip o hızla okuduğum ve konusu itibarıyla da oldukça farklı bulduğum bir eser.  Fransız yazar, karikatürist ve senarist Jean Teule’in intihar gibi kasvetli bir kavramı romanına karikatüristik ambiyanslarla yerleştirdiğini söyleyebilirim.

Peki eser salt ölüm güzellemesi mi yapıyor yoksa estetik bir ölümün anlamsız bir yaşam karşısındaki gücünün bir tür ironisi mi?

Modern dünyanın mutsuz, huzursuz, tahammülsüz, şekil odaklı ve anlamdan uzak insanları; tüm bu keşmekeş içerisinde bir yer bulamadıklarında ilksel bir çözüm olarak intiharı görebiliyorlar. Öyle ki her gün türlü sebeplerle hayatını sonlandıran insanlar geride bir not bırakıp (ya da buna bile lüzum görmeden) yaşama eylemine son veriyor. Dünyanın bazı yerlerinde yasalarla insanlara tanınan ölme hakkı (ötanazi) olsa da, birtakım dini ya da manevi gerekçelerle buna izin vermeyen, yaşamı zorunlu bir eylem olarak görebilen ülke sayısı çok daha fazla.

Ayrıca İlginizi Çekebilir: The Taste of Things (2023): Aşk Aşk Aşk

The Suicide Shop konusu

Yaşam zaruretlere bağlı bir eylem midir, yoksa doğarken tercih hakkı kullanamayan bireyin ölümü için bu hakkı saklı mıdır?

Hayatın anlamının bir hediye paketi misali var olmamızla birlikte bize sunulduğu yanılgısı çoğu kez yaşama anlam kazandırma çabasının önüne geçer. Çünkü ilki hazır ve masrafsız, diğeri ise emek verilerek elde edilir. Bu -gayet- insani paradoks yaşam boyu bizi takip eder. Gerçek şudur ki hayat, anlam arayışları içinde köşeye sıkışacağımız bir süreç olmamalıdır. Çünkü belki de köşeye fazla sıkışmak tatsız bir yolla pes etmeyi de beraberinde getirebiliyor: intihar!

The Suicide Shop tam da böyle distopik bir evrende; doğanın kirletildiği ve dünyanın artık yaşanmaz bir yer haline geldiği zamanda insanların –yaşamama- haklarını kullanmak için uğradıkları bir mekan. Tuvache ailesi nesillerdir işlettikleri dükkanlarında artık yaşamak istemeyen, türlü bunalımlarla kendilerine gelen müşterilerine durumlarına ve mizaçlarına uygun, oldukça estetik ölüm biçimleri sunuyor ve bu ölüm için gerekli malzemeleri temin etmelerini sağlıyor: boynunuza geçirmeniz için yağlı bir ip, tek yudumda sizi hayattan kopartacak zehir, bileğinize sürdüğünüzde sizi kan kaybından öldürecek jilet (tabii bu jilet paslıysa da en azından tetanoz gibi güzel bir ihtimali size sunuyor)

İntihar dükkanına girdiğinizde size ‘’elveda’’ diyerek uğurlayan dükkan sahipleri, nazik cenaze töreni davetlerinizi de geri çevirmiyor. Yaşamayı beceremeyen insanlara ölme konusunda başarı sözü veren Tuvache ailesi sizi dünyadan ayrılma konusunda motive ediyor. Kendileri de mutsuz bireylerden oluşan bu aile yaşama veda etme konusunda ne kadar istekli olsalar da bu dükkanın işlemesinin gerekliliğine inanıyorlar çünkü mutsuz yaşamın önüne birileri geçmeli ve bu üst misyonu birileri sahiplenmeli!The Suicide Shop eleştiri

Kara mizah animasyonun başarılı bir örneği olan The Suicide Shop (orijinal adıyla Le magasin des suicides ) film uyarlaması olarak müzikal bir animasyonla beyaz perdeye aktarılmış. Duyguların dozuna ve formuna göre müziğin ritim verdiği başarılı bir yetişkin animasyonu olduğu söylenebilir. Konu itibarıyla toplumsal yergiyi içinde barındıran, dram sosuyla servis edilen mizah içerikli yaşam sahnelerini size sunarken gülümseten bir eser. Zaten bunca karamsar bir konuyu ihtiva ederken farklı duyguları çarpıştırması da bunun en şeffaf örneği.

‘’Kaç kez söylemek gerekiyor sana bunu? Buradan çıkan müşterilere ‘’ görüşmek üzere’’ denmez, ‘’ Elveda’’ denir çünkü bir daha gelmeyecekler.’’

Arzu Atak Edebiyat Öğretmeni…Küçük bir ‘’Çağın Asya’’ annesi… İlk 15 dakikada uyumadığı bir filmin iyi olduğuna inanır. Hayata dair en ince tutkusu yazmak. Şehirler değiştirdi, ama kalemi hep valizindeydi. Okuduğunu yazdı hep, artık izlediğini de yazıyor.

Bir Cevap Yazın