Ana Sayfa Dosyalar Avrupa Sineması Amour(2012): Aşk, Hayata Atılan Acı Bir Çığlıktır.

Amour(2012): Aşk, Hayata Atılan Acı Bir Çığlıktır.

Amour(2012): Aşk, Hayata Atılan Acı Bir Çığlıktır. 8.0
0
Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin Amour isimli filmi, Altın Palmiye (Palme d’Or) ile beraber tam yirmi yedi ödül aldı. Jean-Louis Trintignant Georges’u, Emmanuelle Riva Anne’ı ve Isabelle Huppert ise kızları olarak Eva’yı canlandırıyor. Haneke kendi yaşamındaki değerli bir yaşlı teyzenin yaşadığı zorluklara zamanında fazlasıyla tanıklık etmiş ve kadının yaşadığı acıyı, intihara dahi kalkışmasını yıllar sonra kendi duygu dünyasında harmanlayıp perdeye Anne olarak sunmuş.

Klasik Michael Haneke, izleyeni rahatsız etmek için her duyguyu öyle yerinde kullanıyor ki, insan oturduğu yerde birkaç defa kıpırdama ihtiyacı hissediyor. Boğazına kadar dayanan sekanslar seni bir anda sonsuz rahatlamaya da bırakabiliyor. Çünkü bu durumun en iyi açıklayıcı şekilde yüz yıl önce söylemiş Goethe: ‘İnsan insanı yalnızca insanda tanır.’

Haneke’nin kısaca söylemi ile film aşk hakkında. Romantik dönem eserlerinden alışkın olduğumuz bencillik, kendi karanlığını fark eden modern toplumun bireyciliğinden de alışık olduğumuz kötülük, her şeye rağmen küçücük kalbin kapladığı yeryüzü kadar olan sevgi, işte tüm bunlar Haneke’nin aşk’ını anlatıyor filmde. Hayat hakikaten dışarıya atılmak istenen çığlık gibi. Fakat bazen tam çığlık atacakken birisi tarafından özellikle en sevdiğin biri tarafından ağzının kapandığını fark edebiliyorsun. Belki de Haneke, yeryüzündeki gerçek aşkın acı ile yoğrulduğunu bizi de ikna etmeye çalışıyordur. Kim bilir…

Çeşmeden akan suyun şiddetinin su ile beraber unutulması ve fark edilmemesi, rutin giden yaşlı bir hayatı ne kadar sarsabilir? Aşk ve sevgi dolu bir yaşamı karanlığa ne hızda sürükler? Yıllarını epey biriktirmiş bir kadın ve bir erkek. Fransa’nın sakin ve elit yaşam şekillerinden birine sahip olan bu entelektüel çift, yaşlarına rağmen hala çocuk gibi birbirleri ile eğlenebiliyorlar. Hala yeni sevgililermiş gibi sabahları gülüşüyorlar ve hala birbirlerine yeni aşık olmuşlar gibi bakabiliyorlar. İkisi de oldukça yaşlı ve birbirlerine bakabiliyorlar. Anne ve Georges.

Kahvaltı yaparken bir sabah, Anne’a yarı felç iner ve bir an uzaklaşır kendinden. Bu durumu fark eden Georges, elleri ile karısının yüzünü tutar ve onu kendisine getirmeye çabalar. O an artık her şeyin diğer günlerden çok farklı olacağını anlıyor Georges. Oluyor da. Yarı felç zamanla Anne’ı yürüyemez halden tekerlekli sandalyeye, daha da sonra ise konuşamaz ve kıpırdayamaz halde yatağa düşürür. Her sabah, çiçeklerle varlığını kutsayan Georges ise hayatının aşkının büyük acı çekişini elinden gelen her şeyi yapmaya çalışarak kahrolarak izler.

Evin her yerine birden karanlık çöker. İki yaşlı kalp, daha da sessizliğe gömülerek Anne’ın sessizce acı çekişine şahit olurlar. Filmde, karısının her şeyine yardım eden ve onu asla yanından ayırmayan sadık aşık Georges’un bazen ümitsiz ve zor zamanlar yaşadığına şahit oluyoruz. Bu sıkışık anlar gittikçe çoğalmaya başlar ve Georges büyük aşk beslediği karısına büyük de öfke beslemeye başlar. Onun o narin ellerinin, yıllarca piyanoda tuşlarla yoğrulan ellerinin şu anda sadece süs bir bebekmiş gibi duruyor oluşu Georges’u, kaybetme korkusuyla beraber büyük bir öfkeye sürükler. Acı çekmesine dayanamadığını, filmde hemşire kızın Anne’a sert davrandığını gördüğü anda hemşireyi kapı dışarı edivermesinden de anlıyor izleyici.

Karanlık koridorlarla beraber ev gittikçe soğuklaşır. Sakin gibi görünen hayatlarında ani bir kırılma oluverir. Büyük aşk yaşadığı, elleri ile doyurup yedirdiği biricik karısı Anne’ı bir anda bu hayattan alıverir Georges. Sonra, artık nefes alamayan aşkını, adeta bir azize gibi yıkayıp, giydirip yatağında çiçeklerle süsler. Bu kutsama anı dahi, Georges’un acı çekmesine dayanamadığı aşkını kendince rahatlatmak istemesi ve onu büyük bir aşkla sevmesi, aşkın yukarıda da bahsettiğimiz gibi her şeyde olduğu gibi kötüyü de iyiliği de kapsıyor oluşunu gösteriyor. Aşk aslında acıdan ibarettir diyor Haneke’nin Georges ve Anne’ı.

İnsanın, kısa bir süre bedenine inen felç, kimi zaman yine kısa bir sürede ruhuna da iniveriyor. Üstelik sebebi, aynı şiddetle aşktan kaynaklanıyorsa, filmde günlerce eve girip çıkan olmadığını fark edip polisleri çağıran komşular gibi izleyici de bakakalıyor.

Puanlama

8.0

8.0
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Sedef Açıkgöz 'Germanistik deryasında Tarkovski karakteri gibi elimde mum ile 'Işık'ın peşindeyim'

Bir Cevap Yazın