Ana Sayfa Eleştiriler Anatomy of a Fall (2023): Tükenirken

Anatomy of a Fall (2023): Tükenirken

Anatomy of a Fall (2023): Tükenirken
0

Justine Triet’nin, senaryosunu partneri ve 2021 yapımı Onoda’nın yönetmeni Arthur Harari ile birlikte yazdığı Anatomy of a Fall bugün Türkiye’de vizyona giriyor. Bu yıl, Cannes’da büyük ödül olan Altın Palmiye’yi kazanan film, kocasının şüpheli bir şekilde düşerek ölmesinin ardından suçlamalara maruz kalan Sandra’nın hukuki mücadelesini anlatıyor.

Roman yazarı olan Sandra, Marge’la röportaj yapmaya çalışırken, kocası Samuel bu görüşmeyi manipüle etmek için yüksek sesle müzik açar, bu şartlarda bunun olamayacağını anlayan Sandra, Marge’ı yolcu eder. Sonrasında çocuğu Daniel köpeğiyle çıktığı yürüyüşten dönerken, babasının kanlar içindeki bedenini bulur… Hikâyemiz böyle başlıyor ve Sandra’nın polis ve savcılık tarafından suçlanmasının ardından film bir mahkeme filmine dönüşüyor. Düşüşün anatomisi sadece yaşanan kazayla ilgili değil aynı zamanda bir ilişkinin anatomisi. Film en başından belirli bir süreye gelene kadar ilişkinin bulunduğu durumu bize açmıyor ve bizi bir ikircik halinde bırakıyor. Bunu açabilmek adına ise iki karakteri biraz anlatmak gerekiyor; Sandra ve Samuel çiftinin ikisi de yazar, Sandra başarılı ve ilgi üzerinde bir dönem geçirirken, Samuel uzun zamandır bir şey yazamayan ve en son yazdığı şeye devam edemeyip yarıda bırakan bir durumda. Yarıda bıraktığı kitaptaki bir bölümden esinlenen Sandra’ya bölümü alıp özgün bir eser yaratmasına da izin veriyor. Samuel bu durumdan ve yaşadığı buhrandan kendi ülkesine ve şehrine dönerek kaçacağını düşünerek aileyi Fransa’ya taşıyor ama bu bütün durumu daha da kötü bir noktaya getiriyor. Ölmeden önce belki bir kitaba ilham olur diye aldığı ses kayıtlarında Sandra ile yaptıkları kavgalar mahkemeye geldiğinde ve film tarafından canlandırıldığında artık ilişkinin içinde bulunduğu durumu tam olarak kavrayabiliyoruz. Bu kavrayış ve sonrasında Daniel’in babasına dair aklına gelen anları Samuel’in bir tükeniş içinde olduğunu gösteriyor. Bir türlü yazamayan, çocuğunu okuldan almayı unuttuktan sonra yaşanan kazanın ardından Daniel’in görme yetisini kaybetmesinden dolayı hep kendini suçlayan, aldatılan ve ilişki içerisinde kendini konumlandırdığı kurban konumuyla total bir vazgeçişe doğru ilerleyen bir karakter. İkilinin çocukları Daniel ise filmin büyük bölümünde biz izleyenler gibi ilişkinin dinamiğine hâkim değil ve mahkemede bunları öğrenirken annesinden ister istemez şüphelenmeye başlıyor. Bu şüpheyi ise ancak babasıyla olan anlarına döndüğünde silip atıyor ve filmin kaçış noktası da bu anılar oluyor.

Mahkemeye dönersek, ses kayıtlarındaki kavga ve Sandra’nın kocasını aldatması üzerinden; olayın yaşandığı gün benzer bir kavga sonucu Samuel’in, Sandra’nın itmesi sonucu öldüğü suçlamasını ve hipotezini ortaya atan savcılık suçlamasında mizojiniye dair ne varsa ortaya koyuyor. Savcılık tarafından bir erkek yaptığında, bu derece mesele edilmeyen şeylerin bir kadın yaptığında cinayet suçlamasına kadar ilerlemesi aslında devletin kadına bakışının ve erkekliğinin saf belirtisi, Triet bunu küçük bir ayrıntı olarak değil büyük harflerle ortaya koyuyor. Tek başına ülkemizde haftada bir kez, şüpheli düşme ve ölüm haberleri görüyoruz, devlet kadın örgütlerinin baskısı olmadığı sürece kılını kıpırdatmıyor, Anatomy of a Fall, ya bir erkek düşerek ölse diyor bir yandan. Yanlış hesaplanan düşme açıları, bir kadının yaşadığı tüm ilişkiler ve cinsel yönelimi, öğle saatlerinde içki içiyor oluşu ve daha birçok hareketi onun katil olması için yeterli ya da devlet ve onun erki için yeterli. Bir erkek partneri ile cinsel ilişki yaşamak istemeyince kurban, bir kadın partneriyle ilişki yaşamak istemeyince suçlu… Bütün bu ikilikler, film boyunca küçük küçük ifadelerde duruyor, savcının büyük ifadeleri dışında, erkeği suçluyken bile kurban yapan hareketler, bir kadını her iki durumda da nasıl suçlu hale getirebiliyor bunu görüyoruz. Bir kadından suçsuzken dahi suçlu yaratmanın ne kadar kolay olduğunu ortaya koyuyor Triet, erkekliğin ise o dokunsan parçalanacak kırılgan onuruna ve devletin erkeklerle kurduğu empatiye muazzam bir bakış atıyor.

Geçtiğimiz sene Saint Omer, bu sene Anatomy of a Fall bu dramı farklı şekillerde ama aynı durgunlukla anlatmayı başarıyor. Eski ve demode olduğu düşünülen mahkeme draması alt türünden iki yıldır harika filmler çıkması da bir başka detay. Triet, bu filmle başlayarak sinemasının ve yazımının değiştiğini ve daha da değişeceğini düşünüyorum, belki Harari etkisidir ama eski filmlerine göre duygu yoğunluğunun bir kenara koyulup, güçlü ve sakin senaryolarla ilerleyen bir Triet görebiliriz ve tabii ki her filminde tek sahneden bile Fransız bir yönetmen olduğunun anlaşılması devam edecek gibi duruyor. Buradan şuna dönmek gerekir, Sandra Hüller’i çok severim ve Triet rolü, Hüller’in oynaması için yazdığını söylemiş, ki şu an yazarken aklıma gelince fark ettim, senaryoda Sandra karakteri için yazılmış her bir line gerçekten Hüller bunu alsın ve o inanılmaz “acting’i” ile yorumlasın diye yazılmış gibi. Öfkeli, şaşırmış, eğlenceli, rahat, kibirli çeşit çeşit Sandra Hüller ve ağzından dökülen her bir sözcük o kadar doğal ve o kadar mükemmel ki yani ne diyebilirim…

Anatomy of a Fall çok açık yılın en güçlü filmlerinden biri ve bu gücü anlatabilmek kolay değil çünkü bu güç sizi bir anda vuran bir güç değil, ilmek ilmek dokunan sadece filmin bitmesiyle değil bittikten sonra da devam eden bir güç. Triet ortada büyük bir anlatı olmadan harika bir senaryoyla bunu başarıyor ve şüphesiz neredeyse kusursuz bir yönetmenlikle, Anatomy of a Fall büyük bir yönetmenlik eseri. Triet’nin her filminde değişen sineması bu filmle birlikte beklentileri de büyütecek, değişmeyen tek şey ise kadın hikâyeleri ve bunu özgün bir şekilde yapmaya devam edişi. Cannes tarihinde ne yazık ki sadece üçüncü kez bir kadın büyük ödülü alabiliyor, Triet’nin modern ve özgün mahkeme dramasının bunu başarmış olması büyük mutluluk, Bir Düşüşün Anatomisi film sezonu boyunca büyüyecek ve tartışma alanları açacak, ülkemizde bugün vizyona girecek filmi büyük ihtimalle kısa sürecek olan vizyon yolculuğunda mutlaka izlemek gerekir.

Anıl Boydağ Sosyal Antropoloji mezunuyum ve her gün sinemayla yeni bir dünya inşaa ediyor veya bu dünyadan uzaklaşıyorum. Yazarken ise bunların kompleks bir halini ortaya çıkarmaya çalışıyorum izlemeye olan tutkumla.

Bir Cevap Yazın