Ana Sayfa Eleştiriler Daha (2018): İnsanlığın Bittiği Yer

Daha (2018): İnsanlığın Bittiği Yer

Daha (2018): İnsanlığın Bittiği Yer 9.0
1
Dünya prömiyerini Karlovy Vary Film Festivali‘nde yapan film, Adana Film Festivali ve 54. Ulusal Yarışmadaki gösterimlerinin ardından yeni yılın ikinci vizyon haftasında sinema salonlarında seyircisiyle buluştu. Onur Saylak‘ın ilk uzun metrajı olan “DAHA”, Hakan Günday’ın aynı adlı eserinden uyarlandı. Hakan Günday‘ı aynı zamanda filmin senaryo kadrosunda da görüyoruz. Onur Saylak ve Doğu Yaşar Akel de senaryo kadrosunda Hakan Günday’a destek çıkıyor. Bu üç isim “edebiyattan sinemaya” uyarlama konusunda oldukça önemli bir adım atmış oluyor. Daha, seyirciye hem baba-oğul hem de bir büyüme hikayesi sunuyor. İnsan kaçakçılığı konusunu baz alan film, Türkiye sinemasında görmeye alışık olmadığımız “sert” bir anlatımı tercih ediyor. Filmin başrollerinde ise Ahmet Mümtaz Taylan ve Hayat Van Eck yer alıyor.

Gaza (Hayat Van Eck), 14 yaşında Kandalı isimli bir sahil kasabasında yaşayan bir gençtir. Lise sınavlarına girip yaşadığı yerden uzaklaşmak ise tek hedefidir. Babası Ahad (Ahmet Mümtaz Taylan) Kandalı’da insan kaçakçılığı yapmaktadır. Gaza’nın hedefindeki en büyük engel babasıdır. Ahad, Gaza’yı yaptığı işe dahil etmek ister. Belli bir süre sonra ise tamamıyla işin başına geçmesini temenni eder. Gaza’nın hayatı babasının baskıları ve onun kötü yaşam koşullarıyla şekillenir. Yaşadığı yerde adeta bir göçmene döner.

Onur Saylak, ilk uzun metrajı için Hakan Günday’ın 2013 yılında çıkardığı Daha romanını kendine seçiyor. Edebiyat uyarlamaları, Türkiye sineması adına pek de alışık olduğumuz bir durum değil aslında. Önceki yıllarda Zülfü Livaneli‘nin Mutluluk (Abdullah Oğuz, 2007), Barış Bıçakçı‘nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz (Seyfi Teoman, 2011) gibi romanları beyazperdeye başarılı bir şekilde aktarılsa da edebiyat uyarlaması Türkiye sineması için çok da tercih edilen bir tür değildir. Haliyle Onur Saylak ilk uzun metrajı için oldukça zor bir seçim yapıyor. İşin zor kısmı sadece edebiyat uyarlaması olması değil aynı zamanda “Daha” gibi çok sert ve okuyucuda tokat etkisi yaratan katmanlı bir romanı beyazperde uyarlıyor olmasıdır.  Birebir uyarlama demek de çok doğru olmaz. “Daha” için esinlenme kavramını kullanmak daha yerinde bir tanım olur. Çünkü film romana kıyasla daha çok baba-oğul hikayesine odaklanıyor. 400 sayfalık bir roman ve içinden çıkabilecek birçok senaryo var. Onur Saylak’ın en büyük şansı romanın yazarı Hakan Günday ile birlikte çalışmasıdır. Kitapta olup filmde olmayanlar ya da filmde olup kitapta olmayanlar hiçbir şekilde sırıtmıyor ve hikayenin aktarımına engel olmuyor. Saylak’ın avantajlarından biri de romandan kopmamasıdır. Gaza karakterinde “voice-over” kullanımı filmi edebiyattan uzaklaştırmıyor. Böylelikle Hakan Günday’ın kurduğu derin cümleler görsel olarak da seyirciye geçiyor.


Oyunculuktan yönetmenliğe geçiş yapan Onur Saylak, ilk filmiyle iyi bir sinema gözüne sahip olduğunu kanıtlıyor. Aslında bunun ilk adımını 2015 yılında çektiği “Orman” adlı kısa filminde gösteriyor. Saylak, Orman ile iyi bir yönetmen olma arzusunu dillendiriyor Daha ile adeta bunu kanıtlıyordu. Onur Saylak’ın yönetmenliğini bu kadar başarılı bulmamın sebeplerinden biri de çok sağlam bir rejiye sahip olmasıdır. Görüntü Yönetmeni (Feza Çaldıran) filmde büyük bir performans sergiliyor. Feza Çaldıran, kadrajına aldığı görüntülerle cennetin de cehennemin de bu dünyada olduğunu adeta kanıtlıyor. Mülteciler, kaldıkları depoyu cehennem-azap olarak; denizin ötesini, Kandalı’yı cennet-kurtuluş olarak tasvirlemeleri kameraya da yansıyordu. Rejinin başarısı bununla da kalmıyor. Sanat Yönetimi, Kostüm ve Makyaj da buna ekleniyor. Özellikle “Sanat Yönetimi” yaratılan dünyayı aktarma konusunda büyük bir iş çıkarıyor.

Oyunculuklar için filmin en büyük artısı diyebiliriz. Ahmet Mümtaz Taylan ve Hayat Van Eck harikalar yaratıyor. Adana Film Festivali’nde Eck’in “Umut Veren Erkek Oyuncu”, Taylan’ın “En İyi Erkek Oyuncu” ödülü alması ve 54. Ulusal Yarışmada iki oyuncunun “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü paylaşması bunu kanıtlar nitelikte oluyor. Ahmet Mümtaz Taylan’ın canlandırdığı Ahad karakteri aslında çok karikatürize olabilecekken oyuncunun başarılı performansıyla bu tehlike ortadan kalkıyor. O kötü, iğrenç adama filmin ilk dakikasında inanıyoruz ve hikayesi bitene kadar bizi filmden koparmıyor. Hayat Van Eck ise ilk oyunculuk deneyimi olmasına rağmen üst düzeyde bir performans sergiliyor. Karşısında Ahmet Mümtaz Taylan gibi usta bir oyuncu olmasına rağmen performansıyla sırıtmıyor ve birlikte oldukları sahnelerde paslaşarak seyir zevki yüksek sahneler çıkarıyorlar. Kitapta olmayıp filmde olan “rap sahnesi” Hayat Van Eck için performansında devleşme şansı yaratıyor ve Eck bu şansı çok iyi kullanıyor. Yukarıda bahsettiğim ” Kitapta olup filmde olmayanlar ya da filmde olup kitapta olmayanlar hiçbir şekilde sırıtmıyor ve hikayenin aktarımına engel olmuyor.” sözü rap sahnesi için çok uygun. Gaza, yalnız ve seçtiği hayatı değil de ona seçilen hayatı yaşayan bir genç olduğundan dolayı “rap” müzik aslında onun tek eğlencesidir. İçinde bir yerlerde sakladığı güvenini rap müzikte dans ederek gösterir. İşin bir diğer önemli kısmı ise Gaza için sadece eğlence olan rap ilerleyen sahnelerde onun isyanına dönüşür. Şarkının “bin vur bir say” sözleri adeta Ahad’a tokat niteliğinde olur. Babasına karşı gelmeyi rap müzik ile yapar. Hayat Van Eck için son olarak eğer kendine oyunculuk kariyeri seçerse ve doğru projelerde yer almaya devam ederse ilerleyen yıllarda büyük bir aktör olacağından hiçbir şüphe yok.


Daha, “insanın kullandığı ilk alet başka bir insandır.” sözüyle başlıyor ve bu sözü kanıtlar nitelikte de devam ediyor. İnsanın ne kadar değersiz olduğunu, mülteci konusunda ülke olarak nasıl iki yüzlü davrandığımızı gözler önüne seriyor. Film, Kandalı‘yı insanlığın bittiği yer olarak gösteriyor.

Oyunculuk kariyerinin ardından ilk uzun metrajını çeken Onur Saylak, ilk filminde büyük bir başarıya imza atıyor ve gelecek projeleri için şimdiden heyecanlandırıyor. Türkiye sinemasında görmediğimiz bu “sert” anlatım derinden etkiliyor. Film bittikten sonra insanı düşünmeye, yaşadığı dünya hakkında sorgulatmaya götürüyor. Daha, esinlendiği romanın belli bir bölümünü alıp ona da ajitasyon eklemeden minimal ölçüde anlatmasıyla, kurulan başarılı rejisiyle ve harika oyunculuklarla adından sıkça söz ettirecektir. Son olarak ise Daha sayesinde “edebiyat uyarlaması” konusunda yeni başlangıçlar sağlanacağını söyleyebiliriz.

Puanlama

9.0

9.0
Kullanıcı Oyu: ( 4 oylar ) 7

Oğuzhan Durmuş 1994 yılında Kocaeli Gölcük'te doğdu. Sinemaya olan ilgisini durduramayıp Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde Radyo, Televizyon ve Sinema okumaya başladı ve hala da okumaya devam ediyor. İleride kendi çekeceği filmlerin hayaliyle de yaşamaya devam ediyor.

Yorum(1)

Bir Cevap Yazın