Ana Sayfa Eleştiriler Fabian: Going to the Dogs (2021): Onur Yüzme Bilmiyor

Fabian: Going to the Dogs (2021): Onur Yüzme Bilmiyor

Fabian: Going to the Dogs (2021): Onur Yüzme Bilmiyor 8.0
1

Tom Schilling’in başrolünde oynadığı, Weimar Cumhuriyeti’nin son yıllarında geçen Fabian Going to the Dogs, prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nde adından söz ettiren filmlerden biri olmuştu. Emektar yönetmen Dominik Graf’ın roman uyarlaması bu yeni filmi, bütün özellikleriyle şaşırtıyor. Graf’ın yaşı ve çalıştığı alanlara ve repütasyonuna bakarsak bu denli yenilikçi bir kurguyla böyle bir iş ortaya çıkarmış olması senenin sürprizlerinden. Uzun süresini kenara bırakırsak, filmin genel olarak festivallerde ve sene sonu listelerinde istediğini alamaması yönetmenin isminden ve bir ihtimal tarihi bir yapı bozuma gitmeyip dönemi, dönemin karakterlerinin sınırında çizmesi veya anlatmasıyla ilintili.

Weimar Cumhuriyeti’nin son dönemlerine dair yapılan işlerin arasında Fabian Going to the Dogs belki de en düşük bütçeliler arasında, ki bu konuda Babylon Berlin çıtayı çok yukarılara çekmişti. Graf bunu aşabilmek için çok akıllıca yöntemler uyguluyor film boyunca. Filmin en başında kamera günümüzdeki Berlin metrosundan, şehre doğru çıkarken kendimizi Nazi’lerin yükseldiği ve yavaş yavaş iktidarı tekellerine almaya başladıkları, büyük buhran dönemi içindeki Berlin’de buluyoruz kendimizi. Tom Schilling’in canlandırdığı aylık 80 mark ücretle bir odada kalan, edebiyat doktoralı reklam yazarı Jakob Fabian ile tanışıyoruz. Protagonistimiz, oldukça onurlu ama bir yandan da zeki ve kibirli bir dönem figürünü yansıtıyor, Jakob ismini değil daha Alman olan Fabian’ı kullanıyor. Tom Schilling’in muhteşem oyunculuğu ilk saniyeden sona kadar filmin klostrofobik atmosferini tek başına yürüten şey, Schilling’in karizmasının güçlü atmosferiyle beraber filmin ilk bölümünden traji komik bir hikayeye adım attığımızı anlıyoruz. Bad Banks ve Systemsprenger’dan tanıdığımız Albrecht Schuch’un oynadığı Stephan Labude karakteri de yine Jakob’un aksine idealist ama onun gibi  onurlu. Zengin bir babanın oğlu olan Stephan bir yandan Edebiyat bölümünde tezini yazarken, bir yandan da kendi Sosyalizm yorumlamasıyla politik bir mücadele içinde ama film boyunca bu politik mücadelesi bir yandan da karikatürize ediliyor. Bütün bunların yanında nişanlısıyla olan çalkantılı ilişkisiyle beraber Fabian’ın hayatının merkezinde ve filmin gidişatında büyük bir öneme sahip. Albrecht Schuch’un perfomansı da yine filmi taşıyan aktör performanslarından biri.
Fabian Going to the Dogs 2

Hikayeye asıl yön veren şey ise Fabian’ın bir gece barda tanıştığı genç oyuncu adayı ve Sinema Hukuku üzerine çalışan Cornelia oluyor. Cornelia’nın oyunculuk hayalleri ve Jakob’un yine aynı şekilde bazan karikatürize hala bile dönüşebilen onurlu erkeklik halleri sürekli bir çatışma haline dönüşüyor. Birbirleriyle aynı pansiyonda kaldıklarını komik bir tesadüfle öğrenen aşıklar zamanla birbirlerine bağlanıyor, Fabian’ın çok da ciddiye almadığı ama geçim kaynağı olan işten kovulmasıyla birlikte artık yaşayabilmek için para hesabı yapmaya başladığı anlar ve iş bulma kurumu önündeki kuyruklarla beraber dönemin hayatta kalabilme mücadelesi filmin birinci meselelerinden biri haline dönüşüyor. Filmin bu aralığında arşiv görüntüleriyle olan geçişler ve duvardaki afişlerle beraber Weimar Cumhuriyeti’nin bu dönemine dair derinleşen bir anlatı oluşuyor. Bu derinleşen anlatıyla beraber Stephan’ın sevgilisiyle ayrıldıktan sonra yaşadığı buhranın kesişimi ve Fabian’ın ekonomik sıkıntılarıyla bir kriz, bir sıkışmışlık oluşuyor filmde. Fabian’ın Cornelia’yı annesiyle tanıştırmasının ardından, Cornelia oyunculuk hayalleri için ünlü prodüktörün kanatları altına girerken, iki sevgili de birbirinden uzaklaşıyor ve bu kriz bu sıkışmışlık Stephan’ın ölümüyle beraber çözülüyor. Fabian bu onurlu haliyle eline gelen her fırsatı veya kolay parayı reddetmesi hatta Stephan’ın ölürken ona bıraktığı iki bin markı bile almamasıyla kendine biçtiği bu kaybeden halini iyice derinleştiriyor. Orijinal metni bilmediğimiz için tüm bu durumları kendi içinde bir şekilde tiye alması Graf’ın kendi tercihi mi yoksa Schilling’in karakteri ile mi alakalı ya da metinden aldığı bir şey mi bilemiyoruz. Tabii ki şunu diyebiliyoruz, Schilling’in aurası karakterin tüm eylemleri ile büyük bir uyum içinde ve tek başına filmin seviyesini yükseltiyor.
Fabian Going to the Dogs 3

Fabian, Stephan’ın intiharı ve Cornelia’nın gidişiyle beş parasız bir şekilde Dresden’e ailesinin yanına döndüğünde hala hayatının merkezini bıraktığı Berlin ve Cornelia’nın özlemiyle hayatına devam ediyor. Ailesinin yanında geçen vakitlerde onurunu bir kenara bırakıp Cornelia’yı aramaya başlayan Fabian bir gün ondan haber aldığında bu yarım kalan hikayeyi devam ettirebilmek adına Cornelia ile buluşmaya karar veriyor. Berlin’e gittiği sırada, trene giden yolda köprüden arkadaşlarının meydan okumasıyla nehre atlamaya çalışan çocuğu görüyor, onu ikna etme çabaları sonuçsuz kalıp çocuk nehre atlayınca onu kurtarabilmek adına kendisi de nehre atlıyor ama Fabian’ın unuttuğu şey yüzme bilmediği ve bu da trajikomik ve son derece hayal kırıklığına sebep olan sonu getiriyor.

Ayrıca İlginizi Çekebilir: 2022 Oscar Ödülleri: En İyi Film Tahminleri

Fabian Going to the Dogs: Weimar Cumhuriyeti’nde Geçen Bir Hikaye
Fabian Going to the Dogs 1

Bu 3 saatlik deneyim ve beraberinde gelen Weimar Cumhuriyeti, ekonomik kriz, idealizm ve onur ve aşk… aslında klasik bir döneme ait ve sıkıcı bir anlatıyı metinde yapısal olarak büyük değişimler yapmadan 2021 yılına uygun bir hale getirme çabası, Graf bunu başarıyor. Filmin bana göre başlıca becerisi ve takdiri hak eden yeri burası. Yapımın bütçesine rağmen süreyi uzun tutarak saydığım elementler dışında gece hayatından, cinselliğe, fuhuşa ve Cornelia üzerinden sadece bir kadının sektörde nasıl yükselebildiğine değil, dönemin Almanya’sında kadın olmaya dair de güçlü temsiller ortaya koyuyor, kitabı yazan Kästner’in aksine bir kontrast yaratarak bunu vurguluyor. Dominik Graf, Variety’e[1] verdiği röportajda da bundan bahsediyor, perspektif değişince uyarlamaların var olan metinleri zenginleştirdiğini de görebiliyoruz, bir şekilde anlatıyı değiştirmek gerekiyor, seçim ve nasıl olacağı da yönetmene kalıyor. Buradaki seçim de ince çizgilerle bir alan yaratıp, yapıyı bozmadan ilerliyor. Bahsettiğim arşiv görüntülerinde ise evet bir yandan bütçenin etkisi mevcut ama bir yandan da 20’lerin altın döneminin bittiğini ve yoksulluğu, sokaklardaki kaosu anlatabilmek için bunları kullandığını söylüyor. Tom Schilling’in performansı için ise bu rol için başka birini hayal edemezdim diyor, ki bu konuda çok haklı. Git gide Schilling’e dair belirli bir stereotype oluşmuş olsa da Oh Boy’dan sonra ki en iyi performansı diyebiliriz artık göz ardı edilen bir yerde değil ve Avrupa’nın en yetenekli oyuncularından birine dönüştü diyebiliriz rahatlıkla. Graf’ın bu üç saatlik melodram ve trajik öğelerle beraber, kendisiyle dalga geçebilen filmini yıl boyunca görebildiğiniz herhangi bir yerde izlemenizi tavsiye ederim. Süresi sizi zorlasa da bitirdiğinizde damağınızda birazcık hayal kırıklığı ve yarım kalmışlık hissiyle beraber buna değdiğine dair güçlü bir sinema örneği.

[1] ‘Fabian’ Director Dominik Graf on Today’s Weimar Era, Sexuality, Tom Schilling and the Grandiose Madame de Stael

Puanlama

8.0

8.0
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Anıl Boydağ Sosyal Antropoloji mezunuyum ve her gün sinemayla yeni bir dünya inşaa ediyor veya bu dünyadan uzaklaşıyorum. Yazarken ise bunların kompleks bir halini ortaya çıkarmaya çalışıyorum izlemeye olan tutkumla.

Yorum(1)

Bir Cevap Yazın