Ana Sayfa İnceleme Husbands (1970): Orta Yaş Krizi ve Cinsiyet Rolleri

Husbands (1970): Orta Yaş Krizi ve Cinsiyet Rolleri

Husbands (1970): Orta Yaş Krizi ve Cinsiyet Rolleri
0

Husbands 4 arkadaşın eski fotoğrafları ile açılır; ilk hareketli sahne ise henüz 27 yaşında ölen arkadaşları, Stuart’ın cenazesidir. Film cenazenin ardından arkadaşlarının yasını tutan bu üç “kocanın” (Harry, Archie, Gus) ertesi günler yaşadıklarını ele alır, Harry’nin (Ben Gazzara), ben bu gece eve dönmeyeceğim demesinin ardından, filmin hikayesi de başlar. Cassavetes’in 1968 yapımı, Faces filminin eleştirmenler tarafından büyük övgüler alması ve üstüne gelen 3 akademi adaylığının ardından ilk filmi olan Husbands, gişede büyük bir çöküş yaşamış olsa da, sonraki yıllarda hak ettiği değeri hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından almıştır. Filmin Cassavetes’in filmografisindeki yeri ve söylediklerinin önemini, değerini ve derinliğini bu yazıda anlamaya ve anlatmaya çalışacağım.

Geoff Andrew 2014’de BFI’da yayınlanan yazısında filmin toplumsal cinsiyete dair söylediklerini şöyle anlatıyor “Cassavetes filmde erkekliği mahkum ediyor ama onların aşırı şiddetli davranışlarını mahkum etmiyor.” diyor, konuyu buradan ele almak önemli. Cassavetes film boyunca Andrew’ün dediği gibi erkekliği mahkum ediyor ancak burada geçen üst sınıf New York banliyölüsü erkeklerinin, kadınlara karşı hareketlerini ve onların erkekliğinin kırılganlığını karşımıza koymaktan çekinmiyor. Buna ilk örnek, Harry’nin, gecenin ardından eve dönüşü ve karısıyla yaşadığı anlar olacak. Burada Harry en başta, karısının suyuna gidiyor ve her türlü yolu deniyor; karısının reddedişleri, ona vurması ve onu terk edeceğini söylemesi üzerine, “gururu” incinen Harry karısını dövmeye çalışıyor ancak bunu da tam beceremiyor. Ardından evin dışındaki sahne de ise Harry o eve ancak özür dilemek için döneceğini söylüyor, gururu buna izin vermediği için ise oradan arkadaşlarıyla birlikte ayrılıyor. Filmin ilk bir saatine hakim olan bu üç arkadaş arasındaki, iktidar savaşı; karısıyla yaşadığı kavga ve sonrasında Harry’nin İngiltere’ye gitmek durumunda kalması sebebiyle arka planda kalıyor, bir yandan da yabancı bir ülkeye giden bu üç erkek birbirlerini yabancıya karşı koruma pozisyonuna giriyorlar.


İngiltere’ye gittiklerinde ise bu üç arkadaşın kadınlara dair özel çabaları uzun sahnelerle karşımıza geliyor, Harry bir kadınla konuşmaya çalışırken ilk önce şu cümleyi kuruyor, “Bende o bilindik erkek egosu yoktur, bilirsin erkeklerin her şeyi yönetmesi düşüncesi gibi. Ben bunlara inanmıyorum.” sadece bu kelimelerle Harry’nin karakterini o döneme göre olağanın dışında bir karakter olarak görülebilir ancak birazcık duraksamadan sonra, bütün üstünlüğü kadına vermemek için de şunu ekliyor, “ Bir kadın beyni varsa onu kullanma fırsatını elde etmeli… diğer yerleriyle birlikte.” ve kahkahalara boğuluyor. Harry hepimizin bildiği gibi bir erkek değil ancak bir erkeğin her halükarda yapabileceği şeyi, bir kadın ancak “beyni” varsa yapabilir düşüncesine de sahip. Harry karakterinin film boyunca gelişimi bu tip zayıflıklara yatkın; yakın arkadaşı ölmüştür, özel yaşamı hakkında bir sürü yalan söyler ve sözde araları çok iyi olan karısı onu terk eder, Archie (Peter Falk) ve Gus (John Cassavetes) genel olarak eğlenmeye yatkın iken, Harry sürekli bir ikircik halindedir; dengesiz anksiyete anları, öfke nöbetleri ve güvensizlik içerisindedir. Burada Cassavetes bu karakter üzerinden realist bir portre çizer, bu portrede Harry bir yandan erkek-kadın ilişkilerine farklı bir perspektiften bakarken diğer yandan toplumun genel düşüncelerinden de kendisini kurtaramaz ve yeri geldiğinde onları kullanır. Cassavetes’in burada yaptığı şey yine Andrew’ün işaret ettiği noktaya çıkıyor anlayacağımız, erkekliği mahkum ederken, son derece realist bir biçimde toplumun içerisindeki bir karakteri anlatır, yani bilinçli olarak bir kadın düşmanlığı yapmaz.

Buradan dönüp Gus’ın İngiltere’de, Mary ile yaşadığı anlara bakacak olursak genel tabloyu önümüze net olarak koyabiliriz. Gus özgüvenli ve farklı bir erkek; Mary ile olan ilişkilerinde ise tamamen baskın ve şiddete meyilli bir karakter. Aralarındaki en zeki ve özgüvenli erkek olarak da ön planda, bunu Archie’nin her tartışmada Gus’dan destek alma ihtiyacı ve kadınlarla olan ilişkilerinden; Harry’nin ise yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı bu konumda olmadığını açıklamak gerekiyor.  Şunu da belirtmek gerekir ki bu 3 arkadaş, Stuart’ın ölümü sonrası kendi içlerinde bir dengesizlik içindeler. Birbirlerine bağımlı bu 4 arkadaş aralarından birinin ayrılmasından sonra yeni bir dengede arıyorlar, ki birbirlerine olan bağımlılıklarını da filmin sonunda önce Gus’ın sonra da Archie’nin, İngiltere’de kalan Harry için “Biz olmadan ne yapacak.” sözü, bizi bu çıkarıma götürüyor.


Justine P. Smith
’in, Vague Visages’da, yayınlanan yazısında şöyle bir ifade kullanıyor “Cassavetes’in sinemasındaki realizmde; nevroz, acı ve delilik hep üstün taraf olagelmiştir. Cassavetes, acı ve anksiyeteyi estetize ederek, gerçekliği yansıtmaya çalışır.”  bu alıntıdan yola çıkarak filmin ilk 45 dakikasına odaklanırsak, göreceğimiz şeyler şunlar oluyor; iktidar savaşı, orta yaş krizi ve erkeklik. Metro ve basketbol sahnesinin ardından, artık genç olmadıklarını ve ölümün kilometrelerce uzakta bir yerde olmadığını anlayan arkadaş grubumuz ve özellikle de Harry kendilerini bir arafta buluyorlar. Kendini yalanlarla avutan ve bir krizin ortasında kalan Harry’nin isteğiyle birlikte, içerisinde şarkı yarışmasını da barındıran bir geceye dalıyorlar.  Masadaki kadınlardan ısrarla şarkıyı daha iyi ve daha gerçek söylemelerini istemeleri ve düşmanca saldırıları bu üçlünün klasik içince saldırganlaşan erkek, profilinden uzakta olmadığını da gösteriyor. Gecenin sonunda bu saldırganlık birbirlerine yöneliyor, Archie’nin şu sözleri ise Cassavetes’in ve karakterlerin aslında hissettiklerini göstermesi açısından oldukça önemli, “Sorun hastalık değil bununla birlikte yaşayabilirim. Bu büyük bir ihtiyaç, bir gerginlik. İşte böyle oluyor, ne olduğunu unutuyorum. Bu neydi? Önemli olmalı, öyle değil mi ? Ne hissetmemiz gerekiyor? Çünkü benim hissettiğim şey… Ne hissettiğimi bilmiyorum.“ Archie’nin bu yakınmaları, yalnız kalma isteği ve Gus’la, Archie’nin onun hakkında konuşmalarını saçma bulan Harry bu sözlerin ardından Archie’ye saldırıyor ama Gus’ın ve orada bulunan başka birinin yardımıyla sakinleşip, barışıyorlar. Ancak Cassavetes bize bu sahnede karakterlerin nasıl bir duyguda olduklarını ve yaşadıkları arafı yansıtmış oluyor. İngiltere deneyimi ise yaşadıklarının ve birbirlerinin yanında olduklarına dair bir delil olarak önümüzde kalıyor.

Cassavetes’in Husbands ve Faces ile birlikte 68-70 arasında başardığı şeyler, Amerikan sineması için oldukça yeni ve sıra dışı. Bu derece gerçek senaryo, oyunculuklar ve kurgu deneyimi o dönem Amerikası için neredeyse bir devrim. Önümüze koyduğu profiller, erkekliğin bu denli eleştirel bir şekilde irdelenmesi Cassavetes’in öncüsü olduğu bir nokta. Sinematografisinde bana göre önemli bir yeri olan Husbands, Cassavetes için aynı zamanda bir devrin sonu buradan sonra, müthiş oyuncu ve karısı Gena Rowlands ile birlikte yeni eşikler atlamaya ve Amerikan sinemasının sınırlarını genişletmeye devam ettiler, Shadows bir başlangıç, Husbands ise sadece bir duraktı.

Anıl Boydağ Ankara’da yaşayan, Sosyal Antropoloji mezunu sayılacak bir bireyim. Sinema olmadan bir hayat, tahayyül edemeyecek noktaya ne zaman geldim bilmiyorum, zamanla yazmaya da başladım.

Bir Cevap Yazın