Ana Sayfa Eleştiriler King Richard (2021): Efsanelerin Doğuşu

King Richard (2021): Efsanelerin Doğuşu

King Richard (2021): Efsanelerin Doğuşu 7.5
0

Richard Williams, daha kızları doğmadan önce onların tüm kariyerini planladığı bir “manifesto” hazırladı ve buna göre iki kızı da tenis dünyasının en önemli isimlerinden olacaklardı. Şimdilerde 40’larında olan ve hâlâ aktif tenis kariyerlerine devam eden Serena ve Venus Williams, onlarca Grand Slam şampiyonluğunun yanında sayısız ödül ve rekora sahipler hem de sadece teklerde değil çiftlerde de. Tenisin yaşayan efsaneleri, ilham verici kariyerlerinde sadece ilkleri başarmakla kalmayıp belki de asla ulaşılamayacak rekorlar kırdılar ve babaları Richard’ın planında öngördüğü şeyler de gerçekleşti. Venus, jenerasyonunun, Serena ise belki de tüm zamanların en iyi tenisçisi oldu. Reinaldo Marcus Green yönetmenliğinde beyazperdeye uyarlanan bu ilham verici başarı öyküsü ise filme ismini veren baba Richard Williams’ın gözünden anlatılarak çok iyi tanıdığımız Williams kardeşlerin öyküsüne farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor.

Sadece başarılarıyla değil, dikkat çekici stilleri, kort içinde ve dışında tüm yaptıklarıyla da spor dünyasında önemli yer edinen Williams kardeşler hakkında çok fazla söze gerek yok, ancak profesyonelliğe geçişlerinin hikayesi, tenisi yakından takip eden veya etmeyen herkesin ilham alabileceği, önemli mesajlara sahip bir biopic’le karşımıza çıkıyor. Serena ve Venus Williams’ın başarı hikayesinin baş aktörleri, koçları ve onları hep destekleyen aileleri olsa da bir isim ön plana çıkıyor: babaları Richard Williams. Anneleriyle boşandıkları için şimdileri pek ön planda görünmeyen Richard, bu iki muazzam kariyerin gizli mimarlarından biri kesinlikle.
king richard

Ayrıca İlginizi Çekebilir: 2022 Oscar Ödülleri En İyi Film Tahminleri

Tenisin “beyazların sporu” olarak görüldüğü dönemde kızlarının adını spor tarihine yazdırmak için mücadele veren siyahi bir babanın hikayesini takip ediyoruz. Filmin hikayesi, Richard Williams ile o zamanki eşi Oracene Price’in 5 kızıyla birlikte yaşadığı Compton’da başlayıp Florida’ya kadar uzanıyor. Hem Richard hem de Oracene, çalıştıkları işlerden arda kalan zamanlarda Venus ve Serena’ya ellerinde bulunan kısıtlı imkanları (yıpranmış raketler ve tenis topları, bakımsız tenis kortları) en iyi şekilde kullanarak tenis çalıştırmaktadırlar. Richard, uzun saatler süren zorlu antrenmanlar ardından ise kızlarının potansiyellerine ulaşmalarını sağlayacak destek ve profesyonel koç aramaktadır. Ve filmde uzunca yer verilen bu arayış ve ikna etme çabaları sonunda o dönemin en önemli tenisçilerinden ikisi olan John McEnroe ve Pete Sampras’ı da çalıştıran koç Paul Cohen’i kızlarını çalıştırmaya ikna eder. Ancak Cohen, ücretsiz olarak sadece kızlardan birini çalıştıracağını söyler ve Venus ile antrenmanlara başlar. Bu sırada Serena ise annesi ve babasıyla antrenmanlara devam etmektedir. Bu durum, hikâyenin ilerleyen noktalarında gördüğümüz ve Serena’nın sporunda en iyisi seviyesine gelmesi için de temel oluşturacak bir şeydir çünkü babasının da dediği üzere Serena’nın mental anlamda daha güçlü olmasına katkı sağlamıştır. Serena’nın da o dönemde sadece ablasının koçu olmasının kendisi adına zor olduğundan bahsettiği röportajlar bulunmakta ancak günümüzün mental açıdan en sağlam sporcularından biri olmasının tek nedeni bir süre kardeşinin gölgesinde kalması değil tabii ki. Fakat Williams kardeşlerin başlangıçta aynı gibi görünen yıldızlığa yükselme hikayelerinin arasındaki farkın anlaşılması bakımından en önemli detay da bu belki de. Çünkü Serena’nın muazzam mental gücünün profesyonel tenis kariyerinin başlangıcı öncesine uzantılarına ayna tutuyor bu durum.

Detaylarla Bir Kariyer İnşasının Resmi: King Richard
king richard

Filmde bulunan birçok detay, o dönemde Richard ve kızlarıyla yapılan röportajlardan veya Richard’ın antrenmanlar sırasında çektiği videolardan alınıp beyazperdeye aktarıldığı için hikâye daha ilgi çekici hale geliyor olsa da filmin dramatik yapısı zaman zaman aksıyor. Bunun en büyük nedeni ise filmde “kral” olarak tanımlanan Richard’a odaklanılması ve Venus ile Serena’nın ikinci planda kalması. Richard’ın kızları için hazırladığı ve üzerinde çokça durduğu “kariyer planı”na yapılan vurgular, Williams kardeşlerin birer proje olduğu hissini yaratırken tenisteki başarılarına hikâyede yeterince yer verilmemesi, filmin potansiyeline ulaşmasını engellerken biraz da aksamasına neden oluyor. Çünkü yaptıkları ve söyledikleriyle tenis dünyasının en tartışmalı figürlerinden biri olan Richard’ı hikâyenin merkezine oturtmakla alınan risk, bazen seyirciyi hikâyeye yabancılaştırmaya neden oluyor. Fakat Richard Williams’ı canlandıran Will Smith, onun hırslı, inatçı, kibirli tavırlarının yanında Louisiana aksanını ve farklı mizah anlayışını başarılı bir performansla yansıtıyor.

Anne Oracene’i canlandıran Aunjanue Ellis ise hikayedeki çatışma unsurunu yaratırken Smith’e daha sakin bir oyunculukla cevap veriyor. Bu ikilinin arasındaki çatışma durumu film boyunca zaman zaman görülmekte ve özellikle filmin sonlarına doğru aralarında geçen bir tartışma Richard’ın planlarını ve kızları için isteklerini açıkça ortaya dökerken Oracene’nin ise kızların hayatındaki önemini ve başarılarındaki rolünü daha iyi anlamamızı sağlıyor. Venus ile Serena’yı canlandıran Saniyya Sidney ile Demi Singleton ise filmde yan karakter olarak bulunsalar da iki önemli tenis figürünü canlandırma görevinin altından başarıyla kalkıyorlar ve odakta oldukları sahnelerde parlıyorlar.
king richard

Filmin zirveye ulaştığı bölüm ise 14 yaşındaki Venus Williams’ın daha kariyerinin ikinci profesyonel maçında o dönemin dünya 1 numarası olan Arantxa Sánchez-Vicario ile yaptığı maçın anlatıldığı bölüm. Sonucunu bilseniz de bilmeseniz de maçın anlatılış şekli hem Venus tarafından hissedilen duyguların seyirciye tam olarak yansıtılmasını hem de mental ve fiziksel açıdan bir tenis maçında olabilecek zorlukların anlatılmasını sağlayarak oldukça heyecanlı ve etkileyici bir sekans sunuyor. Film boyunca bu tür sahnelere daha fazla yer verilmesi hikâyenin çarpıcılığını artırabilir ve sendelemesini engelleyebilirdi. Örneğin, yakın zamanda izlediğimiz bir başka tenis filmi olan Borg vs McEnroe, tenis maçlarına daha çok yer vermiş ve bu şekilde oldukça heyecanlı ve dinamik bir anlatım yakalamıştı. Süresinin uzunluğu nedeniyle King Richardda bu tür sahnelerin az olması, aynı zamanda filmin temposunun bazı yerlerde düşmesine neden oluyor. Yine de Venus için çok önemli olan bu maçı başarılı bir şekilde kullanabildiğini söylemek lazım.

Ayrıca İlginizi Çekebilir: 21. Yüzyılın En İyi 101 Senaryosu

Özetle film, tenis dünyasına damga vurmuş Williams kardeşlerin çok bilinmeyen geçmişleri, yaşadıkları çatışmaları, aile içi ve dışında karşılaştıkları zorlukları, tenise ilk adımlarını attıkları dönemi odağına alırken merkeze Richard Williams’ı yerleştiriyor. Bu seçimdeki en önemli neden ise Venus ile Serena’nın başardıkları her şeyin “inanılmaz” olarak nitelendirildiği bu sporda tüm siyahi gençler adına birer zafer olması ve onlara örnek figürler olmaları; ayrıca Richard’ın planının başarıya ulaşmasının ise tüm siyahiler için bir gurur kaynağı olması. Özellikle de Williams kardeşlerin filmde yapımcı koltuğunda bulunmaları ve Williams ailesinin hikâyenin duygusal zemininin oluşturulması açısından senaryoya olan katkısı göz önünde bulundurulunca bu hikâyenin merkezinde Richard’ın olması anlaşılabilir bir durum.

Williams Kardeşlerin Başarılı Kariyerlerinin Perde Arkası: King Richard
king richard

Richard Williams’ın tenis hakkında hiçbir şey bilmeyen biriyken kızlarını çalıştırmak için tenis öğrenip 75 sayfalık bir kariyer planı hazırlamasıyla başlayan bu hikâyede tarihin en önemli iki tenisçisinin kariyerlerinin gizli kahramanı olmaya giden öyküsünü izliyoruz. Richard’ın kızların profesyonel olmadan önce geçtikleri aşamalar ve oynadıkları turnuvalar konusunda yaptığı bazı seçimler tenis dünyasında çok büyük tartışmalar yaratsa da hazırladığı plana ve kızları için istediği hayata sadık kalmasının ileride ne kadar faydalı olduğu açıkça ortada, çünkü Venus şu an 41 yaşında ve 5 kez Wimbledon’ı kazandı. Ayrıca teniste açık dönemde dünya 1 numarası olmayı başaran ilk Afro-Amerikan kadın oldu. Şu anda 40 yaşında olan Serena ise 23 Grand Slam şampiyonluğuna sahip ve birçokları tarafından tüm zamanların en iyi tenisçisi olarak görülüyor. Tıpkı babalarının öngördüğü gibi.

Ayrıca İlginizi Çekebilir: Richard Williams’ın birkaç yıl önce hazırladığı planı ve kızlarının kariyerini konuştuğu röportaj.

Puanlama

7.5

7.5
Kullanıcı Oyu: ( 3 oylar ) 6.3

Sesil Yersu Uncu İstanbul’da doğup büyüdüm. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde sevdiğim iki bölümü okumaktaydım. İlk bölümüm İşletme Mühendisliği’nden yeni mezun olmuş durumdayım. Makine Mühendisliği’ne ise devam etmekteyim. Müzik, sinema ve spor üçlüsünün olmadığı bir hayatı asla düşünemeyen biriyim. Sinemanın büyülü dünyasına ise daha çocukken gittiği filmlerle kapılmış ve her zaman güvenebileceği bir dünya olduğunu bulmuş bir sinemaseverim.

Bir Cevap Yazın