Ana Sayfa Eleştiriler The Lost Daughter (2021): Nesilden Nesile Ataerkillik

The Lost Daughter (2021): Nesilden Nesile Ataerkillik

The Lost Daughter (2021): Nesilden Nesile Ataerkillik 7.5
0

Maggie Gyllenhaal’un ilk uzun metrajlı filmi olan The Lost Daughter, Leda isimli bir profesörün genç bir anneyle tanışması sonrası kendi annelik geçmişine doğru yaptığı zorlu içsel yolculuğunu konu alıyor. Film sayesinde Gyllenhaal ve Olivia Colman‘ın Gotham ödül töreninden ödülle döndüklerinin altını çizelim. Özellikle Olivia Colman’ın Oscar’a da aday olabileceği kulislerde konuşuluyor.

Leda yoğun akademik hayatına ara vermek için tatile çıkmış bir kadın. O sırada tek başına çıktığı bu tatilde etrafını gözlemlemeyi seviyor. Aynı kumsalda gözlemleme şansını bulduğu aile sayesinde geçmişine dair uzun bir yolculuk yapıyor. Filmin başarılı kurgusu aynı anda hem günümüzü hem de geçmişi birbirine güzel yedirilmiş bir biçimde sunuyor. Leda geçmişine dair pişmanlıkları olan bir kadın. 2 yetişkin çocuğu var ama çocuklarının küçüklük zamanlarında bir yandan kariyerine odaklanmaya çalışması hayatını oldukça zorlaştırıyor. Bu sırada kocasının ona yardım etmemesi ve çocukların tüm sorumluluğunu Leda’ya bırakması Leda’nın hayatına dair acımasız bir seçim yapmasına yol açıyor. Ailesini bir kenara bırakıp 3 yıl boyunca hayallerinin peşinden koşuyor.
the lost daughter

Ayrıca İlginizi Çekebilir: 31. Gotham Ödülleri’nin Kazananları Belli Oldu

Ataerkillikle yoğrulmuş ailelerin ortasına düşüyoruz aslında. Leda kocasından ailesinin bakımı noktasında yardım alamayan yalnız kalmış bir eş. “Erkek ev işi yapmaz, çocuk bakmaz.” mentalitesinin sadece bu aileye yerleşmediğine film boyunca dikkat edebilirsiniz. Leda’nın gençliğinde evini ziyaret eden yürüyüşçüleri hatırlayın. Oradaki adam, çocuklarını eşine bırakıp yürüyüş partneriyle aylardır yürüdüğünden ne kadar da normal bir şeymiş gibi bahsediyordu. Günümüze döndüğümüzde Leda’nın hayatıyla Nina’nın hayatının kesiştiğini görüyoruz. Nina çocuğuyla sıkı bir şekilde ilgilenirken eşi arkadaşlarıyla teknesinde başka bir dünyanın bireyi gibi davranıyor. Günlerce eşine ve çocuğuna uğramıyor, tüm sorumluluğu Nina’nın omuzlarına bırakıyor.

Maggie Gyllenhaal’un İlk Uzun Metrajlı Filmi: The Lost Daughter
the lost daughter

Tüm bu erkek egemenliği ortasında kadınların kaderi ortak ilerlemeye devam ediyor. Zamanında akademik ortamın içinde olmaktan hoşnut olan Leda Profesör Hardy ile birlikte oluyor. Yaşamındaki zincirleri kırmak isteyen, omuzlarındaki ağır yükten ve aynı zamanda ilgisizlikten sıkılan Leda görece özgürlüğünü, ailesini bırakıp Hardy ile beraber olmakta buluyor. O günlerinden ‘harikaydı’ diye bahseden Leda istediği gibi yaşadığı 3 yıllık hayatın getirdiği pişmanlığı da bir ömür boyu yanında taşımak zorunda kalıyor. Aynı dönüm noktasını Nina’nın da yaşadığını görüyoruz. Kocasının yok olduğu günlerde Will ile bir yakınlık yaşıyor. Will hatta Leda’nın evinin anahtarını Nina ile beraber olabilmek için istiyor.

Ayrıca İlginizi Çekebilir: 2022 Oscar Ödülleri: En İyi Film Tahminleri

Sonuç olarak patriarkal aile düzeni içinde boğulup çözümü başka yerde ve başkasıyla olmakta bulan Leda, geçici mutluluğunun kalıcı pişmanlık doğurduğunu Nina’ya ‘tüm bunlar geçmiyor’ diyerek dile getiriyor. Anne olmanın mola verilebilecek bir statü olmadığını ama tek başına da çocuk büyütmenin çok zor olması dolayısıyla insanı bezdirdiğini gösteren film, bu çıkmaza parmak basıyor ve erkeğin görevinin olmadığı bir aile yapısının bozulmaya mahkûm olduğunu gözler önüne seriyor. Anneliğine mola veremediği için çocuklarını hayatının bir döneminde terk etmiş olan Leda, Nina’nın kızının oyuncağını çalıyor, onu temizleyip yeni kıyafetler giydiriyor. Belki zamanında kızlarının oyuncağını kırmasının verdiği kızgınlık bu özenmeyi doğuruyor, belki de o bebeği kızlarına benzeterek onlarla geçiremediği vakti telafi etmenin peşinden koşuyor.

Finalde ise bu içsel ve zorlu yolculuk Leda’nın kızlarıyla yaptığı duygusal ve gülümseten bir telefon konuşmasıyla son buluyor. Normal bir anne-kız ilişkisinde olduğu gibi kurdukları iletişim Leda’nın geçmiş pişmanlıklarını telafi ettiğini bir nebze olsun hissetmesini sağlıyor. The Lost Daughter, ataerkil düzen içerisindeki “kutsal annelik” görevleri dışında kendi kişisel hayatlarına yer ayırmaya çalışan ve bu arzuları dolayısıyla çocuklarına karşı vicdan azabı duyan kadınların hikayesi ve izlemeye kesinlikle değer bir yapım.

Puanlama

7.5

7.5
Kullanıcı Oyu: ( 4 oylar ) 6.7

Anıl Meydan 14 Aralık 1996'da doğdum. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okuyorum. Sinema hayatımda önemli bir yer kaplıyor. Insanların sinemayla ilgilenmelerini sağlamak ve filmler hakkında izleyiciye bilgi vermek en büyük gayelerimden biri.

Bir Cevap Yazın