Ana Sayfa İnceleme Time(2006): Ruhun Kusurları Botoksla Düzelmez

Time(2006): Ruhun Kusurları Botoksla Düzelmez

Time(2006): Ruhun Kusurları Botoksla Düzelmez
0
 
“sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
Allah’a inanmaktır.”
Yılmaz Erdoğan
Sevgiyle bakarken Allah’a inanan, diğer taraftan da inandığının yarattığı suretleri beğenmeyerek sözde sevgi adına yeniden yorumlayan biz insanlar…  Aşk ve sevgi; insanların duygularında yaşanan küresel ısınmayla buharlaşıp yapay bir dünyadan gökyüzüne yükseldi. GDO’lu aşklar; insan bedenlerindeki kalp raflarında, göz alıcı bir şekilde yerlerini aldı. Nitekim modern çağda zehirli mantar gibi birçok aşk çeşidi türedi: Arabasına âşık olmak, evine âşık olmak, parasına âşık olmak ve bedenine âşık olmak. Ancak, hepsi de ruhtan yoksun. Bizler, bedenlerimizin sürekli genç kalmasını neden isteriz? Yaşlanmaktan korktuğumuz için mi? Yaş ilerledikçe ruhumuzu saran ölüm korkusundan mı? Bunlardan hiçbiri cevap değil. Genç bir beden isteğimizin asıl nedeni: Sürekli beğenilmek ve ilgi odağı olarak kalmak isteğimizdir.

Modern çağ, ilgi odağı olabilmemiz için, bizden nazlı bir genç kız gibi kalmamızı ister. Bu nazlı olma hâli de tüketim çılgınlığıyla canlı tutulur ve Kapitalizm bedenimizi açık bir pazara dönüştürür. George Ritzer,”Toplumun McDonaldlaştırılması”adlı kitabında;  insanların tek tipleştirilmesinin, onlara sunulan ama aslında içinde yok oldukları özgürlük alanlarının ve gerçeklerden çok uzaktaki insanın tozpembe hayal dünyasındaki izlerini sürer. Akılcılığın, akıl dışı uygulamalarıyla. Bedenlerimiz, bahsedilen bu dünyada birer metaya dönüşmüştür. Sürekli bir şeyleri tüketen insan, tekrar onu var etme derdindedir. Bedenleri, güzelliği, aşkı, sevgiyi, merhameti hatta ruhları ve daha birçok şeyi hoyratça tüketiyoruz. Tükettiğimiz bedenleri estetik operasyonlarla ve ilaçlarla yeniden var etmeye çalışıyoruz. En saf şeklini aradığımız aşkı ise; cinsellikle tüketiyoruz.

Koreli yönetmen Kim Ki Duk, “Zaman” adlı filminde, son zamanlarda iyice çığırından çıkan, estetik çılgınlığını, film karakterlerinin acı tecrübeleri ekseninde çarpıcı bir sinema diliyle eleştirir. İnsanların arasındaki bağın sevgiden ziyade, beden ve hazza yönelik olmasına karşı çıkar.  Halk Ozanımız Âşık Veysel de: ”Güzelliğin on par’etmez, bu bendeki aşk olmasa” der. Rahmetli ozan yaşasaydı, sanırım çağımız insanına şu şekilde seslenirdi: Estetik ameliyatların, botoksun, silikonların beş para etmez bu bendeki aşk olmasa.

Zaman filminde, yıllardır birlikte yaşayan iki sevgili vardır: Se-hi ve ji-vu. Se-hi, erkek arkadaşı ji-vu’nun onun bedeninden artık sıkıldığını düşünür. Bu düşüncesini de Ji-vu’nun ona karşı cinsel isteksizliğine bağlar. Yönetmen cinselliği, yine saplantılı bir ruh halinin imgesi olarak kullanmıştır. Se-hi, estetik ameliyatla yüzünü değiştirir. Se-hi, baştan sona değişmiş hâliyle tekrar ji-vu’nun karşısına çıkar. Yeniden tanışırlar ancak erkek arkadaşı onun dokunuşlarından eski sevgilisi olduğunu anlar. Demek ki her birimizin dokunuşu parmak izlerimiz gibi kendine hastır ve duygusal bir kod içerir. Ji-vu da aynı acıyı sevgilisine de yaşatmak için, estetikle yüzünü değiştirir. Se-hi, tüm bedenlerde onun dokunuşunu aramaya başlar, tam erkek arkadaşını bulduğu an, erkek arkadaşı ondan kaçar ve bir arabanın çarpmasıyla ölür.

Bedeni sürekli değiştiriyoruz yeniden dönüştürüyoruz. Peki ya ruhu, işte onun naklini yapamıyoruz. Ruhlarımızdaki derin izleri, botoksla düzeltemiyoruz. Bedene hükmedebiliyoruz ama aynı bedendeki ruha hükmedemiyoruz. Bize ait olduğumu düşündüğümüz ruh, bizden bağımsız. Nefes alıp vermeye bile söz geçiremezken zamanı da acımasızca harcıyoruz, sanki sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi.
Halil Dusak 1982 yılında Şanlıurfa’da doğdum. 2010 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldum. Şu anda bir kamu kurumunda sosyolog olarak çalışıyorum. Ulusal ve uluslararası sosyoloji kongrelerinde sunumlar yaptım. Sinema ve tiyatroyla, uzun zamandır yakından ilgiliyim. Ayrıca yönetmenliğini yaptığım; Ekmek ve Su(2017), Tomurcuk(2017), Siyah ve Sarı(2018) adında kısa metrajlı filmlerim var. Kısa filmlerim ile yarışma ve festivallere de katıldım. Sosyal projelerim var. Madde bağımlılığı, sokakta çalışan çocuklar, mevsimlik tarım işçilerinin sorunları bu çalışmalarım arasındadır. En son ise; “Çek Bir Kitap” adlı proje ile ülkemizdeki kitap okuma oranına ve alışkanlığına dikkat çekmeye çalıştım.

Bir Cevap Yazın