Ana Sayfa Genel Antichrist (2009): Yasın, İnancın ve Akla Karşı Doğanın Karanlık Alegorisi

Antichrist (2009): Yasın, İnancın ve Akla Karşı Doğanın Karanlık Alegorisi

Antichrist (2009): Yasın, İnancın ve Akla Karşı Doğanın Karanlık Alegorisi
0

Lars von Trier’in, Anders Thomas Jensen’la birlikte senaryosunu yazdığı Antichrist, 2009 Cannes Film Festivali’nde büyük yankı uyandırdı ve Charlotte Gainsbourg’a En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Adını Nietzsche’nin Der Antichrist (Deccal) adlı eserinden alan film, Nietzsche gibi Hristiyanlığa yönelttiği eleştiriyi yoğun ve rahatsız edici metaforlar aracılığıyla aktarır. “Duygusuz erkek” Willem Dafoe ve “sanrılı kadın” Charlotte Gainsbourg’un performansları, filmin karanlık ve tekinsiz atmosferini tamamlar.

antichrist-bdf

Film, boğuk bir sessizlik ve uğultu arasında açılır. Ardından yavaş çekim bir sahne belirir; Handel’in Lascia ch’io pianga aryası mekâna ve karakterlerin iç dünyasına yayılır. Bu müzik eşliğinde çift birleşirken, küçük oğulları bebek yatağından çıkar ve açık pencereye yönelir. Kadın, birleşmenin verdiği o anın hazzıyla çocuğunu görür fakat bir şey yapmaz. Çocuk, kar tanelerini yakalamak için cama tırmanır. Masa üzerinde beliren üç biblonun adları — Acı, Keder, Umutsuzluk — sanki yaklaşan trajedinin simgesidir. Bebek pencereden düşerken kamera, zamanın akışını yavaşlatır; acı, estetik bir donma hâline dönüşür. Bu prolog, filmin üçlü yapısını da önceler: Matem, Yas, Umutsuzluk.

Kayıp sonrası kadın, ağır bir suçluluk ve yas girdabına sürüklenir. Psikolog olan koca, onu şehirden uzaklaştırıp “Eden” adını verdikleri ormandaki kulübeye götürür; sözümona cennettir ama film boyunca doğanın vahşi, kayıtsız ve tedirgin edici yüzüyle özdeşleşir. Kocanın ilaçları kestirip “korkularla yüzleşme” adı altında terapiye başlaması, kadının halüsinasyonlarını derinleştirir. Trier burada, erkeği “modern akıl”, kadını ise “akıldışı doğa ve inanç” olarak konumlandırır. Aralarındaki çatışma artık yalnızca bir fikir çatışması değildir; beden ile akıl arasında şiddetli bir savaşa dönüşür.

Kadın, Ortaçağ’daki cadı avları ve Hristiyanlığın kadına yönelik şeytanlaştırıcı dili üzerine halihazırda bir tez yürütmektedir. Eden’a daha önce çocuğuyla birlikte bu çalışmayı sürdürmek için gelmiştir. Fakat zamanla, eleştirmeyi hedeflediği bu metinlerin dili bilincine sızar. “Kadının doğası kötüdür.”, “Ağlayan kadın aldatan kadındır.” gibi cümleleri tekrar etmeye başladığında, tez araştırması travmatik bir özdeşleşmeye dönüşür. Kadın, incelemeye çalıştığı sistemi farkında olmadan içselleştirir; böylece film, tarih boyunca üretilen “kadın-doğa-günah” üçlemesini bir tür psikolojik yeniden yazıma dönüştürür.

antichrist-bdf-2

Üç Hayvan ve Heidegger’in Gölgesi

Eden’da çifti üç hayvan ziyaret eder: geyik, tilki ve karga. Bu figürler, İncil’de İsa’yı ziyaret eden üç kralın tersyüz edilmiş hâlidir; doğanın karanlık elçileri gibi belirirler. Geyik yası, tilki acıyı, karga ise umutsuzluğu simgeler. Bir sahnede geyiğin karnından cenin sarkarken, doğanın bu kayıtsız şiddeti karşısında izleyiciyle birlikte felsefî bir yankı doğar. Sanki Trier burada Heidegger’in Geworfenheit (dünyaya fırlatılmışlık) kavramını görselleştirir: “Yaşamın ortasına fırlatılmışızdır; onun gelgitleri, akıntıları ve çalkantılarıyla sürükleniriz. Daha doğduğumuz anda — dışarı atılıp biz çığlıklar atarken — bir doktorun ya da ebenin bizi aldığı ve bizim kontrol edemediğimiz bir ortamda, bize sorulmamış bir zamanda, bizi seçmediğimiz bir anneye teslim edildiğimiz andan itibaren, kendi irademiz dışında geleceğe doğru fırlatılırız.” Bu alıntı, filmin ruh hâlini neredeyse eksiksiz özetler: İnsan, iradesi dışında bir varoluşa düşmüştür.

Terapi mi, Tahrik mi?

Kocanın “bilimsel mesafe”ye dayalı yaklaşımı, giderek manipülatif bir deneye dönüşür. İyileştirmeye çalıştığı kişi üzerinde otorite kurar, ama aslında onun korkusunu yönetmek yerine büyütür. Kadının bedenine yönelttiği şiddet, Hristiyanlığın “günahı taşıyan uzvu kesip at” öğretilerinin bir yansımasıdır. Trier’in kamerası bu noktada ahlakî bir taraf tutmaz; yalnızca insanın kendini cezalandırma arzusunu gösterir. Kadının giderek vahşileşmesi, onun “şeytana dönüşmesi” değil, dinin ve bilimin elinde sınırları parçalanmış bir varlığa evrilmesidir.

antichrist-bdf-3

Sonuç: Yanlış Okunan Bir Başyapıt

Antichrist, kolay hazmedilecek bir film değildir. Varoluş, suçluluk, inanç ve doğa üzerine kurduğu alegoriyle, hem Nietzscheci bir kurumsal din eleştirisi hem de Freudyen bir yas ve arzu çözümlemesi ortaya koyar. Trier’in amacı “kadın düşmanlığı”nı kutsamak değil; bu düşmanlığın tarihsel köklerini izleyiciye çıplak biçimde göstermektir. Charlotte Gainsbourg’un performansı, yalnızca bir akıl çöküşünü değil, bedenle dil arasındaki bağın kopuşunu canlandırır. Willem Dafoe’nun soğukkanlı rasyonalizmi ise aklın, empatiyle desteklenmediğinde nasıl yıkıcı olabileceğini hatırlatır.

Antichrist, “Eden”in bir cennet değil, insanın akıl ve inanç arasında kurduğu kırılgan düzenin altındaki uçurum olduğunu söyler. Üç biblo gibi: Acı, Keder, Umutsuzluk. Üç dilenci gibi: Yas, Acı, Umutsuzluk. Ve o donmuş saniye gibi: Zaman ağır ağır akar, trajedi çoktan gerçekleşmiştir. Geride sadece yankı kalır — bir annenin sessizliği.

Sedef Açıkgöz 'Germanistik deryasında Tarkovski karakteri gibi elimde mum ile 'Işık'ın peşindeyim'

Bir Cevap Yazın