Ana Sayfa İnceleme Hamlet (1948): İntikam Sancısı

Hamlet (1948): İntikam Sancısı

Hamlet (1948): İntikam Sancısı 8.0
0
Yaşadığı çağdan günümüze değin her vakit diliminde ve dünyanın her yerinde yazdığı oyunlar büyük bir ilgiyle benimsenen Shakespeare’i ve oyunlarını sonsuz bir parıltıyla ölümsüz kabul etmek hiç kuşkusuz abesle iştigal olmayacaktır. Yazdığı karakterlerle insana dair en karmaşık duygu ve olguları zihinlere olanca açıklığıyla serpiştirmesi onu dünyanın en büyük oyun yazarlarından biri yaptı. Neredeyse tüm ülkelerde defalarca sahnelenen oyunları, -kaçınılmaz bir şekilde- sinemanın ortaya çıktığı ilk yıllardan bu yana hatırı sayılır şekilde uyarlamaya konu olmuştur. Oyunları arasından en çok sahnelenen ve tartışılan Hamlet ise ülkemiz de dahil olmak üzere birçok yerde sayısız yönetmen tarafından yeniden yorumlandı.

Shakespeare’in diğer oyunlarına nazaran çok daha karmaşık ve uzun olan Hamlet, tek bir karakterin düşüncelerine yoğun bir şekilde eğilmesiyle de yazarın oyunları arasında farklı bir noktada konumlandırılır. Her ne kadar tragedyada babası öldürülen Danimarka prensi Hamlet’in babasından sonra tahta geçen ve annesi ile evlenip “cinayeti haram bir taçla taçlandıran” amcası Claudius’tan aldığı intikam işlense de, insanın doğası ve kötülüğüne dair bir çok alt metin de kendine yer bulur.

Kenneth Branagh’nın oyun metninin tamamına sadık bir şekilde 4 saate sığdırdığı 1996 yapımı ile Laurence Olivier’ın iki buçuk saatlik 1948 yapımını Hamlet’in sinema uyarlamaları arasında en dikkat çeken iki film olarak sayabiliriz. Fakat Laurence Olivier’ın En İyi Film dalında Oscar ödülü kazanan ilk amerikan olmayan filmi, diğerlerinden ayrılarak hala daha sinemanın en iyi Shakespeare uyarlamalarından biri olarak kabul edilmeye devam ediyor. Ne var ki Olivier’ın uyarlamasının orijinal metinden büyük bir kesintiyle (Rosencrantz ve Guilderstern karakterleri ile Fortinbras baskını) aktarılması “Shakespeare’i ve oyunu” tam manasıyla yansıtmadığı tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.

Hamlet gibi klasik ve uzun bir metnin sinemaya uyarlanma evresinde kesintiye uğraması dönemin teknik şartlarına göre kabul edilebilir bir gereklilik sayılabilir. Bu gereklilik kesintilerin ardında kalan kısmın görüntü ve atmosfer yaratımı üzerine daha ayrıntılı ve etkili bir şekilde düşünülmesine olanak sağlar. Tüm bu tartışmaların ekseninde yönetmenin Hamlet’in psikolojik yönlerine daha fazla odaklanmak için yaptığı bu seçim, film boyunca ne oyunun metnini yok sayacak niteliğe dönüşüyor ne de bir bütün olarak filmi sekteye uğratıyor.


Hamlet’in amcası Claudius’u kendi ölüm zamanı ile eş değer bir şekilde öldürmesi, fırsatı varken (dua ederken) öldürmemesi, Lacan’ın söylemiyle; “Claudius’un öldürülmesi, Hamlet’in; ancak kendi ölümünden sonra, babasını öldürme eyleminden sorumlu olmak zorunda kalmayacağı zaman başarabildiği bir durumdur” meselesi, oyuna dair yöneltilen onlarca eleştiri ve analizin toparlandığı başlıca noktalardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Hamlet’i uyarlamaya ömrü yetmeyen Tarkovsky de bu durumu “Hamlet’in trajedisi, bence, onun fiziksel sonunda değil, ölümünden kısa bir süre önce bütün yüce ilkelerinden vazgeçerek tamamen sıradan bir katil olmasında yatmaktadır.“ şeklinde beyan eder. Kederli ve kararsız Hamlet’in bu eylemsizliği ve sürekli içinde yanan intikam ateşini erteleyişi, “zihnini toparlayamayan bir adamın üzücü hikâyesi” imi ile filmi başlatan Olivier tarafından müthiş bir şekilde yakalanıyor.

Aynı zamanda Hamlet karakterini canlandıran yönetmen Olivier’in, kahramanca bir bakış açısı ile baktığı Hamlet karakterinin farklı yönlerini, üzüntüsünü, kederini, mizahını ve duygusal devinimlerini oldukça etkili bir şekilde yansıtmasının, filmin başarısına yadsınamaz şekilde katkı sağladığını es geçmemek gerek. Olivier’e eşlik eden diğer karakterlerin de diyalogları son derece titiz ve parlak bir şekilde iletmesi filmin dikkate değer yanlarından biri.

Teknik açıdan yönetmenin filmi, oyunun salt bir uyarlamasından ziyade bir sinema filmi gibi hissettirmesi en büyük artılardan biri. Buna 
birinci delalet olarak Hamlet’in babasının hayalet olarak göründüğü sahneleri sayabiliriz. Hayalet sahneleri; atmosfer ve müziğin desteğiyle müthiş bir hale bürünüyor. Hamlet’in yüzüne yapılan yakın çekimler ve ışık oyunları, babasının ona gerçekleri tüm ayrıntılarıyla anlatıyor olması ile birlikte düşününce oldukça etkileyici. laertes ile olan düello sahnesi ile John Everett Millais’in “Ophelia” tablosundan esinlenerek çekilen Ophelia’nın intihar sahnesi ise nefes kesici.

Birçok sahnenin kesilmeksizin oynamasına izin veren Olivier, sabit bir çekimden kaçınarak kamerayı kasvetli kale duvarlarından geçirerek, merdivenlerden yukarıya çıkarıyor, oradan pencerelere girip çıkıyor ve odanın etrafında hareket ettirmeye devam ediyor. Mekanın ve fiziksel ilişkilerin bağlamı konusunda oldukça yoğun bir hissiyatı da beraberinde getiren bu yaklaşım, göz kamaştırıcı iç planı ve kasvetli atmosferi ile içinde olanları felakete sürükleyen Elsinore şatosunu deyim yerindeyse karakterleri tetikleyen bir başka karaktere dönüştürüyor.

Laurence Olivier’ın Hamlet’inin diğer uyarlamalardan başarılı bir şekilde ayrılmasının başat nedeni; oldukça kesintiye uğramasına ve teknik yetersizliklere rağmen filmin, belli bir bakış açısıyla oyunun sanatsal bütünlüğünü kaybetmeden, tiyatronun nizamı ile sinemanın gerçekliği arasında ustalıklı bir uyum ve denge içinde aktarılmasıdır. Yüzyıllardır sahnelenen bu trajediyi seyirciye tüm çıplaklığıyla ikna etmesi filmi bundan sonra da hamlet’in en dikkat çekici uyarlaması olarak zihinlere kazıyacaktır.

Puanlama

8.0

8.0
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 8

Serin Kuytu 1993 yılı Antalya doğumlu. Bozkırda bir devlet üniversitesinin Hukuk Fakültesi’nden mezun. Marmara Üniversitesi Film Tasarımı öğrencisi ancak okuyamıyor. Bursa’da adli işlerle uğraşıyor. Babasının elinden düşürmediği kamerası ve izledikleri 2. Dünya Savaşı filmleriyle büyüdü. Sinemada ışıklar karardığında film başlayana kadar kalbi çok hızlı atıyor.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir