Ana Sayfa İnceleme Late Autumn (1960): Aile Bağları

Late Autumn (1960): Aile Bağları

Late Autumn (1960): Aile Bağları 7.5
0
1891 yılında, Thomas Edison ve William Dickson tarafından geliştirilen Kinetoskop, Tokyo’da düzenlenen bir gösterim ile tanıtılır. Aygıtta, çok kısa aralıklarla çekilmiş ve hareketi oluşturan fotoğraf dizisi, film şeridini oluşturuyor ve ortasında ışık kaynağı bulunan bir kasnağa dizilip kasnağın çevrilmesiyle izleme deliğinden saniyede 46 kez geçirilerek ekranda hareketli bir görüntü oluşturuyor. Film Göstericisinin atası sayılan bu makinenin Tokyo’da gösterimi ile Japon Halkı sinema ile tanışır ve gösterimden sonra Japon Filmleri ortaya çıkmaya başlar. 1920-1950 yılları arasında dünyadaki en üretken ve başarılı film endüstrilerinden biri Japon Sineması. Bu yıllarda çekilen siyah-beyaz filmlerin şeritleri nitrat içerir. Nitrat, içindeki TNT maddesinden dolayı çok çabuk yanıcı ve patlayıcıdır. Nitroselülozdan yapılanma bu şeritlerden dolayı filmler, 41 derecede bile kendi kendine alev alabilir, 20 ton film 3 dakika içinde yok olabilir. Bu nedenle kendi ülke sinemamız da dahil dünya sinemasında pek çok film günümüze ulaşamadı. 2.Dünya Savaşı ve depremlerin etkisiyle Nitrat Filmler hayatta kalmayıp, Japon Film Arşivinin %90 ı yok oldu. Fakat bu dönemin ardından Japon sinemasının ustaları ortaya çıktı. Bunlardan biri de, kariyeri sessiz filmlerden 1960’lara uzanan, minimalizmin öncüsü Yasujiro  Ozu.

Ozu’nun işlediği temalar ise, Japon kültürü ekseninde; evlilik, ebeveyn, aile ve kuşak çatışmasıdır. Bu nedenle “Shomin-Geki” tarzının öncüsüdür. Shomin-Geki filmleri, genellikle yoksulluk, iyi niyet ve dayanıklılığın yan  sıra Japon alt-orta sınıfının hayatına odaklanır. Japon Kültürü ve aile-ev yaşamını resmeder. “Bu dünyada insanlar en basit meseleleri karmaşıklaştırmayı severler, işler karmaşık görünebilir, ama kim bilir, hayatın özü beklenmedik bir şekilde basit olabilir. Bunu ifade etmeyi amaçladım” 1960 yapımı Late Autumn’da, 3 orta yaşlı arkadaş, eski kolej  arkadaşları  Miwa’nın anma töreninde buluşur. Törende Miwa’nın dul eşi  Akiko ve kızı Ayako  da vardır. Tören sonrası yapılan sohbette Ayako’nun yaşı sorulur ve  24 yaşında olduğunu öğrenmeleri  üzerine evlenmesi gerektiğini, uygun bir talip arayacaklarını  belirtir.  Annesini yalnız bırakmak istemeyen Ayako’nun ise evlenmeye niyeti yoktur.



Ozu’nun mütevazı dünyasında, işlediği konular iç içe ya da benzerdir, filmlerinde genellikle anne babadan kopamayan, dul ya da evlenmemiş karakterlere sık sık yer verir. Ozu hayatı boyunca annesi ile yaşamıştır, bu yüzden karakterlere kendisini de yansıttığını, onun bir avatarı olduğunu düşünüyorum ben. Ozu, diğer filmlerinde olduğu gibi bu yapımda da olayları oldukları gibi, gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. Karakter analizleri zengin ve günlük hayatta sık rastlanan olayları aşırı  dramatize etmiyor. Filmde kamera hareketlerine fazla yer yok. Kamera açısı ve çekim ölçeği oyuncuların yüz hizasında. 50 mm ile çekilmiş, seyirciyi yormayan bir çekim tekniği ile olay örgüsü çok yalın bir üslupta işleniyor. Minimal plan’da film, karakteri hareketten daha fazla analiz eder. Late Autumn’da minimalist film örneklerindendir.

Ozu’nun diğer filmleriyle benzerlik gösteren bu yapımın daha farklı yönleri hikayenin garip mizahına dayanmaktadır. Filmin her detayında kusursuz bir denge ve eş zamanlılık var. Ozu, derinliklerle dolu bir atmosfer yaratma konusunda yeteneğini gösteriyor. İnsanlığın döngüsel doğası hakkında esprili ve dokunaklı bu hikayede, seyirciyi cezbeden karakteristik sıcaklık, hüzünlü ve mizahi duyguları harmanlıyor. Japon Kültürünün temel ögeleri çok güçlü bir şekilde aktarılmış filmde. Yöresel kıyafetler, Aile portreleri, selamlaşma, çay seramonisi, Tatami minderleri…

Late Autumn’u farklı kılan şeylerden bir diğeri ise, hem kız hem anne hakkında endişe duyan ikincil karakterlerin varlığıdır. Sahnelerin çoğu ofis ortamı,bar veya restoranlarda geçiyor fakat aile hayatının nüansları hakkında duyulan endişe de izleyiciye yansıtılıyor. Late Autumn, paradoksları ve yaşamın karmaşıklıklarını basitleştirirken, insanın derinine işleyen bir hikaye anlatımı ile görülmeye değer bir şaheser.

Puanlama

7.5

7.5
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 5.5

Hazal Erkul 18 Ekim'de Antalya'da doğdum. Ortaokul'da sinemanın büyüsüne kapılıp zaman geçtikçe kendimi bu tutkunun içinde buldum. Sinemada mindfuck tarzına ve neo noir türüne büyük bir ilgi besleyip, piyano ve görsel sanatlar üzerine kendimi geliştirmek için özel bir çaba sarfediyorum. İstanbul Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi'nde öğrencilik hayatımı sürdürmekteyim.

Bir Cevap Yazın