Ana Sayfa Eleştiriler Rushmore (1998): Vazgeçemediklerimiz

Rushmore (1998): Vazgeçemediklerimiz

Rushmore (1998): Vazgeçemediklerimiz 7.9
0
Wes Anderson’ın senaryosunu Owen Wilson’la beraber yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği ikinci uzun metraj filmi Rushmore, garip karakterleri, harika müzik seçimleri ve muazzam kareleriyle izleyenleri etkileyecek bir absürt komedi. Başrollerini Jason Schwartzman, Bill Murray ve Olivia Williams’ı paylaştığı film Anderson’ın sonraki filmlerinde tam olarak oturacak özgün tarzının sinyallerini veren, taptaze bir yapım. Rushmore, Hollywood’un sıradan işlerinden ayrılan, otobiyografik öğelere de sahip ilginç bir büyüme hikayesi.

Filmde, Rushmore adındaki bir özel okulun dahi ve bir o kadar sorunlu öğrencisi Max Fisher’ın lisede yaşadıkları, okuluna bağlılığı ve bu çevrede başına gelen olaylara tanık oluyoruz. Max, birçok okul kulübüne üye, hepsinde oldukça başarılı işler yapan, ayrıca okul gazetesinde de yer alan “iyi” bir öğrencidir ancak tüm bu aktivitelerinin yanında derslerinde zorlanmaktadır. Hayatındaki her şeyin belli bir düzende olduğu Max, Oxford’dan red cevabı alması bunun üstüne de öğretmenlerinden birine aşık olmasıyla hayatın belirli sınırlardan ve sıradan bazı başarılardan oluşmadığının farkına varır. Böylelikle Max, artık hayatın daha önce görmediği kısmıyla karşı karşıyadır. Jason Schwartzman’ın canlandırdığı Max karakterinin Wes Anderson’ın gençliğiyle gösterdiği bariz paralellikler (benzer bir okulda okuması, artist olarak gelişiminin Max’in gelişimiyle benzeşmesi vs.) bu filmin yönetmenin en biyografik eseri olmasını sağlıyor.


 “Sevdiğin bir şeyi bulup hayatının sonuna kadar onu yapmalısın. Benim için bu Rushmore’a gitmek.” – Max Fisher

Bill Murray’nin canlandırdığı Herman Blume’un, Max’e işin sırrı ne diye sorduğunda Max’in verdiği bu cevap filmin ana fikrini de tanımlıyor aslında. Rushmore’un filmde temsil ettiği şey isteyip de elde edemediğimiz şeyler. Ana karakterimizin hayatının sonuna kadar Rushmore’da kalmak gibi gerçekçi olmayan bir hayali olması bunun işaretini veren en önemli detay. Ayrıca Herman’ın da filmin devamında isteyip elde edemediği bir şeyden “Bu da benim Rushmore’umdu.” diye bahsettiğini de belirtmek lazım. Rushmore’un temsil ettiği şey oldukça özel. Herkes için farklı anlama gelebilecek bu hissin ana karakterimiz Max için yansıması ise Rushmore.

Filmin hem Anderson’ın geçmişini (otobiyografik gibi duran detayları nedeniyle), hem de geleceğini (tarzını biraz göstermesiyle) yansıttığı söylenebilir. Rushmore, Wes Anderson’ın özgün tarzının stilistik ve tematik açıdan yansımalarını henüz gelişme aşamasındayken görmemizi sağlıyor. Kendine özgü, karışık sahne düzenlemeleri, simetrik ve karakteri merkeze alan kareleri, dikkat çekici renk kullanımıyla bilinen Anderson, Rushmore’da da simetriden yararlanmayı ihmal etmiyor ancak filmografisinin sonraki filmlerinin aksine Rushmore’daki bu kullanım hikayeden daha baskın bir halde karşımıza çıkmıyor. Oysa ki Anderson’ın son filmleri Grand Budapest Hotel ve Moonrise Kingdom’da bu özel tarzıyla birlikte gelen tüm görsel seçimleri fazlasıyla baskın haldeydi. Bu nedenle Rushmore’un biraz daha doğal durduğu söylenebilir. Ancak tüm bunlara rağmen filmin Anderson’ın filmlerinde daha sonraları iyice belirgin hale gelecek hikaye kitabı hissini de verdiğini belirtmek lazım.


Wes Anderson
’ın karakterlerin iç dünyalarını yansıtan kareler kullanması ise onu günümüz sinemacıları arasında özel bir yere koyan bir başka özelliği. Rushmore’da ana karakterlerin arasında geçen bazı etkileşimlerde de bu yöntemi kullanması harika sonuçlar vermiş. Özellikle Max ile öğretmeni arasında geçen birkaç etkileşimde Anderson’ın sunmayı tercih ettiği kareler karakterlerin arasındaki değişmekte olan dinamiği çok iyi yansıtmıştı. Filmdeki müzik kullanımı ise muazzamdı yine. Anderson yine filmde belli bir atmosfer yakalamak için en uygun olacak müzikleri seçmeyi başarmış ve The Who, The Kinks ve John Lennon gibi isimlerin de yer aldığı film müzikleriyle filmde tuhaf ve melankolik bir atmosfer yaratmayı başarmıştı. Müzik ile görsel uyumu yine enfesti anlayacağınız.

Rushmore’da Bill Murray’nin tüm sempatikliği, Jason Schwartzman’ın Max’e müthiş uyan garip ama başarılı karakter tasviri ile Wes Anderson komedisi birleşince ortaya muazzam bir iş çıkmış doğal olarak. Rushmore, Hollywood’un sıradan büyüme hikayelerinden ve komedilerinden absürtlüğüyle ayrılan ve sizlere apayrı bir tat sunacak olan özel bir iş. Anderson sinemasında sevdiğimiz tüm detayları en saf haliyle, daha henüz oluşum aşamasında görmek için ise ideal bir yapım bu. Özellikle yönetmeni sevenlerin asla kaçırmaması gereken, yönetmenin filmografisinin en önemli işlerinden biri.

Puanlama

7.9

7.9
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Sesil Yersu Uncu İstanbul’da doğup büyüdüm. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde sevdiğim iki bölümü okumaktaydım. İlk bölümüm İşletme Mühendisliği’nden yeni mezun olmuş durumdayım. Makine Mühendisliği’ne ise devam etmekteyim. Müzik, sinema ve spor üçlüsünün olmadığı bir hayatı asla düşünemeyen biriyim. Sinemanın büyülü dünyasına ise daha çocukken gittiği filmlerle kapılmış ve her zaman güvenebileceği bir dünya olduğunu bulmuş bir sinemaseverim.

Bir Cevap Yazın