Ana Sayfa Kırmızı Halı ve Festivaller Oscar 90. Oscar Ödül Töreni The Insult (2017): Anlatılan Senin Hikâyendir

The Insult (2017): Anlatılan Senin Hikâyendir

The Insult (2017): Anlatılan Senin Hikâyendir 8.5
0
Türkiye prömiyerini Filmekimi’nde, dünya prömiyerini 74. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde yapıp başrol oyuncularından Kamel El Basha’ya En İyi Erkek Oyuncu’ya verilen Volpi Kupası’nı kazandıran Hakaret, Filistin göçmeni Yasser ve Lübnanlı Hristiyan Tony arasında basit bir hakaretten doğarak memleket meselesi haline gelen davayı konu alıyor. Yönetmen Ziad Doueiri, bu 4. uzun metrajı ile ayrıca Akademi Ödülleri’nin En İyi Yabancı Film Kategorisinin 9 filmlik kısa listesine kaldı ve büyük ihtimalle aday da olacak.

Yönetmenin başından geçen bir olaydan (bir hakaret üzerine çıkan bir kavga) ilham alan Hakaret, ötekileştirme, ön yargılar, azınlık meseleleri, din ve ırk kavgaları gibi  problemlere değinirken bu sırada politik doğruculuk tuzağına düşmemeyi başarıyor (politik doğruculuğun yüceltildiği yaşadığımız dönemde bunu başarmak gerçekten çok zor). Büyük dertlere sahip ancak sadece bu dertlere güvenerek işin teknik boyutunu aksatmıyor; ağırlıklı yakın planlar ve sarı tonlarında renk paletiyle desteklenen sinematografisi ve kurgusu ile de bölgedeki politik çıkışsızlık duygusunu vurguluyor ve Lübnan’ın, özellikle de Beyrut’un doğu-batı arasında sıkışmış çok kültürlü atmosferi iyi veriliyor.


İlk bakışta bir özürle çözülecek meselenin çığ gibi büyümesi absürt gelse de Orta Doğu’nun kırılgan zemini düşünüldüğünde bir sorun yaratmıyor. Örneğin bir İskandinav hikâyesi olsa inandırıcı olmayacak konu Lübnan ve Orta Doğu alegorisi üstüne bir de senaryonun oldukça güçlü yer yer Farhadi senaryolarını hatırlatan dramatik çatısı da eklenince herhangi bir inandırıcılık problemi olmuyor. Film başta biraz taraf tutuyor görünse de daha sonra bu  dengeleniyor ve seyirci de kimin haklı olduğuna karar veremiyor.

Tony ve Yasser arasındaki gerilim giderek yükselirken neredeyse kavganın çıkış noktasını bile unutuyoruz; ama kesinlikle kötü anlamda ─senaryonun dağınıklığından─ değil, tam tersi bile isteye yapılmış bir durum bu. Soru sormayı, sorgulamayı unutturan bir şiddet kısır döngüsüne dönüyor iş. Kavga ilerledikçe bir yandan da ülkenin geçmişindeki yüzleşilmemiş travmalar da gün yüzüne çıkıyor. Bir ülke, kanlı tarihiyle yüzleşmeyip üstünü yamayarak örtmeye çalıştığı, karşılıklı özür dilemeler, affetmeler ve en önemlisi empati olmadığı zaman en ufak olayların nasıl büyük sonuçlara sebebiyet verdiğini görüyoruz. Zamanında sarılmamış yaralar en küçük darbede eskisi gibi kanamaya devam ediyor.

─Spoiler uyarısı─

Tek eleştirim Tony’nin avukatı ve Yasser’in avukatının baba-kız olması olabilir. Daha doğrusu bunun şaşırtma ögesi olarak kullanılması. Baba-kız çatışmasının nesil çatışmasını vurgulama amaçlı kullanılması mantıklı olsa da Hakaret gibi bir filmin böyle bir twiste ihtiyacı yoktu, o kısım genele hâkim yalın gerçekliğe az da olsa zarar veriyor.


Uzun zamandır böyle kaliteli bir politik dramaya hasret kalmamızın yanında karakterlerle olmasa da olaylarla kolay özdeşleşebiliyoruz. İşlenen temalar o kadar tanıdık, o kadar bizden ki, izleyen her Türk vatandaşı filmle hemen bağ kuracaktır diye düşünüyorum. Eğer finali bu coğrafyanın sonu için de bir gösterge ise; merak etmeyin ─geçmişle yüzleşip yaraları sarabildiğimiz takdirde─ umutsuz bitmiyor. Tony’nin eşinin prematüre doğurduğu bebek sanki bir yandan özlemini duyduğumuz Orta Doğu barışını imgeliyor. Evet, olgunlaşarak gelmesi gerekirdi; ancak yaşaması için umut var. Filmde Tony ve Yasser’in davası değişim için bir umut ışığı olarak görülüyor. Eğer sinema da gerçekten bir şeyleri değiştirebiliyorsa bu Hakaret gibi filmlerle olacak. Sadece vizyonun değil 2017’nin en iyilerinden biri Hakaret’i fırsatım olsa Türkiye’de yaşayan herkese izletirdim.

Puanlama

8.5

8.5
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 6.8

Bir Cevap Yazın