Ana Sayfa Eleştiriler Das Leben der Anderen (2006): Korku İmparatorluğunda Bir Korkusuz

Das Leben der Anderen (2006): Korku İmparatorluğunda Bir Korkusuz

Das Leben der Anderen (2006): Korku İmparatorluğunda Bir Korkusuz 8.5
0
“1984, Doğu Berlin. Düşünce özgürlüğü çok uzak. Doğu Almanya halkı, Stasi  tarafından sıkı denetim altında tutulmaktadır. 100.000 çalışanı ve  200.000 muhbiri Proleterya Diktatörlüğünü korumaktadır. Amaç ise, her şeyi bilmektir.’” Film bu bilgi notu ile başlıyor. Bu girişle birlikte filmde ne izleyeceğimizi de öğrenmiş oluyoruz. Film, Doğu Almanya Hükümeti’nin kendine muhalif gördüğü herkesi sindirme ve ortadan kaldırma girişimlerini ortaya koymaktadır. Bu bakımdan aslında yabancısı olmadığımız bir konuyu işler. Mevzuyu farklı noktalara taşımadan filme geçelim.

Das Leben der Anderen, Alman yönetmen Florian Henckel von Donnersmarck‘ın ilk uzun metrajlı filmidir. Aynı zamanda filmin senaryosunu da yazan yönetmen daha ilk filminde büyük bir başarı yakalar. Alman sinemasının son döneminin en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilen film, başta Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı, BAFTA, Bodil (Danimarka Film Eleştirmenleri Ulusal Derneği) ve César (Fransa’nın Oscar muadili) olmak üzere çok sayıda ödül kazandı. Ayrıca film, BBC’nin Ağustos 2016 tarihinde yayınladığı ve 36 ülkeden 177 eleştirmenin görüşü alınarak hazırlanan ‘’21. yüzyılın en iyi filmleri’’ listesinde 32. sırada yer almaktadır. Nuri Bilge Ceylan’ın da, Bir Zamanlar Anadolu’da filmi ile bu listede 54. sırada yer bulduğunu hatırlatalım.

Seyircinin ilgisini en üst seviyede tutan başarılı diyalogları ile dikkat çeken film çok iyi bir senaryoya sahip. Filmdeki karakterler çok iyi tanımlanmış, derinlikli olup bu karakterleri canlandıran her bir oyuncu, rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. Hepsi çok başarılılar. Ama Gerd Wiesler karakterini canlandıran Ulrich Mühe’den ayrıca bahsetmek gerekiyor. Bu bir Hollywood filmi olsaydı, Mühe kesinlikle Oscar alırdı, o derece iyi oynamış. Stéphane Moucha ve Gabriel Yared tarafından yapılan müziklerin çok iyi olduğunu da belirtmeden geçmemek gerekir. Yared tarafından bu film için bestelenen ve çok önemli bir sahnede (bu sahneden daha sonra bahsedeceğiz) kullanılan ‘’İyi Bir İnsan İçin Sonat’’ tekrar tekrar dinlenesi bir müzik eseridir.


Filmin konusu kısaca şöyledir; Doğu Almanya rejimi, Stasi adında bir güvenlik ve istihbarat örgütü kurmuştur. Bu örgütün amacı, rejime tehdit olarak kabul edilen kişilerin denetim altında tutulmasıdır. Şüphelilerin evlerinin her tarafına dinlenme cihazları yerleştirilerek, bu kişilerin 24 saati gözlem altına alınır. Deliller toplanır ve nihayetinde bu kişiler tutuklanarak rejim için tehlike olmaktan çıkarılmış olur. Bu amaçla evine dinlenme cihazları konan kişilerden biri de bir tiyatro yazarı olan Georg Dreyman (Sebastian Koch)’dır. Georg Dreyman’ı dinlemekle ve yaptığı her şeyi kayıt altına almakla Gerd Wiesler (Ulrich Mühe) adında bir Stasi çalışanı görevlendirilir. Film bu dinlenme ve delil toplanma sürecini ve bu süreçte gelişen olayları konu edinmiştir.

Gerd Wiesler örgütün içindeki en kıdemli çalışanlardan biri olup, aynı zamanda örgütün akademisinde hocalık yapmaktadır. Filmin başında bir şüphelinin sorgulanması ve sorgulanma sırasında yapılan ses kaydının akademide eğitim gören öğrencilere dinletilmesi gösterilir. Wiesler öğrencilerine, bir şüphelinin nasıl sorgulanacağını ve suçlu olup olmadığını nasıl anlayacaklarını anlatmaktadır. Bu sorgulamaların kırk saatten daha fazla sürdüğünü ve bu süre zarfında şüphelinin uyumasına izin verilmediğini söyler. Bunu zalimce bir yaklaşım olarak gören bir öğrencisine şu açıklamayı yapar: “suçsuz olan bir insan bu kadar uzun süre uykusuz kaldığı zaman agresifleşir, daha sert tepkiler verir, ama eğer suçlu ise giderek daha sessizleşir, işlediği suçun altında ezilir hatta ağlamaya başlar.” O sırada ses kaydında sorgulaması yapılan şüphelinin ağladığı duyulur. Ses kaydında dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise suçlunun tekrar tekrar sorulan “falan tarihte neler yaptın?” sorusuna tek kelimeyi dahi değiştirmeden hep aynı cevabı vermesidir. Weisler bunu da şöyle açıklar: “Doğru ifade verenler aynı şeyleri farklı kelimelerle anlatır fakat yalan söyleyenler her sorulduğunda ezberledikleri metni kelimesini dahi değiştirmeden anlatırlar.” Filmin daha bu ilk dakikalarında ne kadar zekice yazılmış bir senaryo ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz.


Bir filmde karakterin değişimi/dönüşümü söz konusu ise o film daha çok ilgimi çeker. Karakterin film boyunca yaşadıklarından, duyduklarından, gördüklerinden etkilenip yavaş yavaş dönüşümüne, başta bulunduğu noktadan çok farklı bir noktaya gelişine tanıklık etmek  çok etkileyicidir. Ama bu değişim/dönüşüm inandırıcı olmalı. Bir anda, oldu bitti şeklinde olunca inandırıcılığını kaybeder. Başkalarının Hayatı, bir adamın bulunduğu noktadan çok farklı bir noktaya gelişini  göstermesi bakımından çok çarpıcıdır. Şu sıralar gündemi fazlasıyla meşgul eden bir film var; Three Billboards Outside Ebbing, Missouri. Benim de çok beğendiğim bu film, malumunuz olduğu üzere 75. Altın Küre Ödüllerinde 4 önemli ödül kazandı. Oscar’ın da en büyük adaylarından biridir. Das Leben der Anderen hakkında yazı yazarken neden bu filmden bahsettiğimi merak etmiş olabilirsiniz. Hemen açıklayayım: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri filminin en önemli karakterlerinden biri olan Dixon (Sam Rockwell bu karakteri şahane oynamıştır) yukarıda bahsettiğim değişim/dönüşüm yaşayan bir karakter. Ancak bu değişim/dönüşümü film boyunca yavaş yavaş değil, bir anda (amirinin bıraktığı mektubu okumasıyla) yaşar. Bana kalırsa bu filmin en zayıf noktası. Bir adamın bir mektupla bu kadar köklü bir değişim yaşaması bana pek inandırıcı gelmedi. Das Leben der Anderen’de ise Gerd Wiesler’in değişimi deyim yerindeyse adım adım seyirciye aktarılır.

Dikkat: Yazının bundan sonrası yer yer film içeriği hakkında bilgi içerebilir.

Das Leben der Anderen filminde esas olarak, yazar Georg Dreyman ile Stasi elemanı Gerd Wiesler’in nasıl dönüştüklerine tanıklık ediyoruz. Georg Dreyman filmin başında, rejimden yana olmasa da muhalif de olmayan hatta yaptıkları bir takım uygulamaları onaylayan bir konumdadır. Kendisi muhalif olmasa da çevresinde muhalif yazar ve sanatçılar çoktur. Dreyman’ın en yakın arkadaşlarından biri olan Albert Jerska, muhalif bir tiyatro yönetmenidir. Bu kişi kara listede olduğundan, uzun süre işsiz kalmış ve bunalıma girmiştir. Jerska girdiği bunalımdan çıkamayarak sonunda intihar eder. Arkadaşının intiharı Georg Dreyman için bir dönüm noktası olur. Bu olaydan sonra Dreyman, rejimin yanlışlarını daha net görmeye başlar ve muhalif bir çizgiye kayar. Muhalif olan arkadaşlarının da yardımıyla, Batı Almanya’da yayın yapan Der Spiegel dergisinde, Doğu Almanya rejimini çok zor durumda bırakacak, imzasız bir makale yayınlar. Dreyman’ın başlarda bulunduğu noktadan, rejimi sıkıntıya sokan makale yazacak noktaya gelmesi çarpıcıdır.

Gerd Wiesler ise filmin başında çok koyu bir rejim savunucusudur. Georg Dreyman’ı ve çevresindeki insanları tanıdıkça, fikirlerinde başta bir yumuşama, sonra da dönüşüm meydana gelir. Wiesler zamanla yanlış bir noktada olduğunun farkına varır. Georg Dreyman’ı dinleme sırasında Dreyman’ın piyanoda ‘’İyi Bir İnsan İçin Sonat’’ (bu beste intihar eden arkadaşının Dreyman’a doğum günü hediyesidir, Dreyman arkadaşının intihar haberini alınca, piyano ile bu besteyi çalar) bestesini çalarken, Wiesler’in ağladığını görürüz. Bu sahne, Weisler’in fikirlerindeki dönüşümü göstermesi bakımından çok önemlidir. İntihar olayı sadece Dreyman için değil Wiesler için de dönüm noktası olur. Wiesler’in değiştiğine dair başka bir sahne ise Wiesler’in asansörde bir çocukla karşılaştığı sahnedir. Çocuk Wiesler’e

-Sen Stasi’den misin, diye sorar.

Wiesler:
-Sen Stasi’nin ne olduğunu biliyor musun, diye sorar.

Çocuk:
-Babam Stasi’dekiler çok kötü adamlar, insanları hapse atıyorlar, diyor.

Wiesler:
-Adı ne senin… deyip devamını getirmiyor, susuyor.

Çocuk:
-Benim neyim, deyince,

Wiesler :
-Senin topunun adı ne, der.

Aslında babasının adını soracağını biliriz. Eski Wiesler olsa o çocuğun babasının adını öğrenir ve muhtemelen hakkında işlem yapar ve cezalandırırdı. Ama Wiesler artık değişmiştir. Öyle ki, şüpheli hakkında delil toplanması için görevlendirilen Weisler zamanla, delilleri ortadan kaldırıp Dreyman’a yardım eder konuma gelir. Wiesler’in amirleri, onun ihanetini anlasalar da bunu ispatlayamazlar. Bu sebeple onu görevden alıp daha basit bölümde görevlendirirler.


Film izlerken akla şu soru takılabilir; Georg Dreyman daha bir muhalif bile değilken (filmin başında) neden evine dinlenme cihazları yerleştirildi? Aslında bu, dönemin kültür bakanı olan Bruno Hempf (Thomas Thieme)’in keyfi bir uygulamasıdır. Bakanın amacı, aynı zamanda bir tiyatro oyuncusu olan Georg Dreyman’ın kız arkadaşı  Christa-Maria Sieland (Martina Gedeck)’i elde etmektir. Bu yolda kendisine engel gördüğü Dreyman’ı hapse attırıp emeline ulaşmayı amaçlamaktadır. İktidar olanaklarını elinde bulundurup, her istediğini yapabileceğini sanmak bir yanılgıdır. Bunu bakan Hempf de pişmanlıkla anlayacaktır.   

Filmin sonunda Berlin Duvarı’nın yıkıldığı, iki Almanya’nın birleştiği görülür. Stasi’nin arşivleri halka açılır. Yazar Dreyman kendi hakkında tutulan dosyaları incelerken, Kod adı HGW XX7 olan birinin kendisine yardım ettiğini anlar. Bu kişinin Wiesler olduğunu öğrenir. Onu arar, bulur ama konuşmaz. Çünkü onun kuru bir teşekkürden çok daha fazlasını hak etiğini bilir. Bundan iki yıl sonra Dreyman “İyi Bir İnsan İçin Sonat” adını verdiği yeni kitabını, kod adıyla (HGW XX7) ona ithaf eder. Kitabı bir kitapçıda görüp bir kopyasını satın alan Wiesler bu ithaf satırını görür görmez, yıllar önce yapmış olduğu iyiliğin farkına varılmış olduğunu anlar. Tüm o yaptıklarını karşılık beklemeden, sadece doğru olduğuna inandığı için yapmıştır. Ama yazar bu yaptıklarını karşılıksız bırakmak istememiş ve çok şık bir teşekkür etmiştir. Hediye paketi mi olacak diyen satıcıya, yüzünde beliren tebessümle, ‘’Hayır, bu benim için’’ der.

Puanlama

8.5

8.5
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Mehmet Ebret Aile Hekimi olarak çalışmaktayım. Herkesin para kazandığı profesyonel uğraşının, yani mesleğinin yanı sıra, en az bir hobi edinmesi gerektiğine inanırım. Bu düşünceden hareketle severek uğraştığım iki hobim var; Fotoğraf ve sinema. Amatör bir ruhla fotoğraf çekmeyi, insanlarla paylaşmayı çok severim. Aynı şekilde film izlemek, filmler hakkında konuşmak, yazmak, okumak severek yaptığım uğraşlardır.

Bir Cevap Yazın