Ana Sayfa Eleştiriler Reservoir Dogs (1992): Bir Soygun Filmi

Reservoir Dogs (1992): Bir Soygun Filmi

Reservoir Dogs (1992): Bir Soygun Filmi 8.7
0
Kendi tarzını yaratmayı başaran bir yönetmen, filmleri kötü dahi olsa sinema tarihine adını yazdırır. Bu durumu sadece sinema ile kısıtlamanın da doğru olmadığını düşünüyorum. Sanatın her dalı için geçerli. Tarantino’da sinema tarihine adını iyi anlamda adını yazdırmış, tam anlamıyla sinema tutkunu birisi ve belki de daha fazlası. İlk uzun metrajı sinema kaynaklarında “My Best Friend’s Birthday” olmasına rağmen o bu durumu kabul etmeyip, kendisinin de oynadığı Reservoir Dogs’u ilk göz ağrı olarak görüyor ve öyle dillendiriyor. Onun için özel olan bu filmin bendeki izdüşümlerini bu yazı aracılığı ile aktarmaya çalışacağım.

Quentin Tarantino, Reservoir Dogs’u “Soygun yapmaya çalışan bir grup adamı anlatan ve ters gidebilecek her şeyin ters gittiği bir soygun filmi, kan ve şiddet içeriyor ama sonunda kara mizaha dönüşüyor.” şeklinde tanımlıyor. Tarantino’nun tanımı yersiz de sayılmaz. 5-6 tane adamın bir masa etrafında toplandığı sahne ile açılış yapıyoruz. Masa etrafındaki diyalog o kadar uzun sürüyor ki maruz kaldığımız ilk andan itibaren bir sandalye de biz çekip muhabbete ortak olmak istiyoruz. Takma isimlerini renklerden alan bu adamlar garsonlara verilen bahşişler hakkında konuşuyor. Tarantino tarzı diyaloglar bu sahneyle filmde hüküm sürmeye başlıyor. Bir anda, Tarantino’nun da dediği gibi ters gidebilecek her şey en ters gitmemesi gereken zamanda ters gitmeye başlıyor ve polis peşlerine düşüyor. Reservoir Dogs, kendilerini filmin çoğunluğunun da geçtiği bir depoya atan siyah giyen adamların düştüğü müşkül durumu konu alıyor.
Filmin beş ana karakteri Mr. White, Mr. Orange, Mr. Pink, Mr. Brown ve Mr. Blonde Joe Cabot karakterinin etrafında toplanıyor. Tarantino, ekibin Joe Cabot ile buluşmalarını flashbackler ile kurguya dahil ederek seyirciye sunuyor. Reservoir Dogs aksiyonunu bu ekibin üyelerinden bir tanesinin polis olma ihtimalinden alıyor. Bu yüzden tansiyon düşmüyor. Bu tansiyon filmin başlangıç sekansındaki gibi uzun ve bütünlüklü diyalogların oluşmasına sebep oluyor. Sergio Leone ve Brian De Palma’yı sinema öğretmenleri olarak gören Tarantino, Leone kaynaklı olsa gerek Spaghetti Western türüne hayranlığını sık sık ifade ediyor ve filmlerinde o türe ait göndermelerde bulunuyor. Bir örnek ile ifade edecek olursak; The Bad, The Good and The Ugly’de Tuco, Blondie ve Sentenza karakterlerinin üçlü bir şekilde silah doğrulttukları an Reservoir Dogs’un önemli bir sahnesine konuk oluyor.

Filmin neredeyse tamamında karakterlerin gerçek ismini öğrenemiyoruz. Yönetmene karakterlere neden takma isimler taktığı sorulduğunda; “Kimsenin birbirini tanımaması fikri hoşuma gitti ve biri yakalanırsa, herhangi birine bir şey anlatma ihtimalini ortadan kaldırdığımı düşündüğüm için böyle yaptım.” şeklinde cevaplıyor.

1992 yılının ekim ayında Reservoir Dogs ABD’de gösterime girdi. İlk başta çok ses getirmedi. Hatta zararına bir yapım oldu. Ancak birkaç ay sonra filmin video-kaseti çıkınca film kıymetlendi. Tarantino’nun filmlerinin her zaman avantajlı bir eleştirisel süzgeçten geçtiğine inanırım. Her zaman senaryosunun gücünden beslenen filmler çeken Tarantino neredeyse hiçbir senaryosu birbirine benzemez. The Kill Bill, Pulp Fiction, Inglorious Basterds ve Django Unchained birbirinden çok farklı tasvirlerde bulunur.  Biçimsel olarak aynı olmalarına rağmen senaryo olarak hepsi ayrı ayrı sularda yüzer. Reservoir Dogs’da duruşuyla rahat bir şekilde bu kategoriye girmeyi başarıyor. Bu yüzden –en azından benim için- zayıf karnı yok. Bazı sinema yazarlarına / eleştirmenlere de göre de filmde kadın oyuncunun yer almaması tek büyük bir kusur olarak karşımıza çıkıyor.
Quentin Tarantino, Reservoir Dogs filmi için “Bu benim The Killing’im” ifadesini kullanmayı seçiyor. Düşündüğümüz zaman The Killing’in Kubrick’in ilk filmlerinden olması ve planlı büyük bir soygunu işlemesi gibi ortak özellikler barındırması bu tanımı makul kılıyor.

Tek mekanda geçen filmlerin eli diğer filmlere göre daha zayıf kalır. Mekan derinliğinden ve mekanın çeşitliliğinden ister istemez yararlanılamıyor. Bu yüzden tek bir sahne, içinde güçlü aksiyonlar ve sürükleyici diyaloglar da barındırmıyorsa bir süre sonra eziyete dönmesi kaçınılmaz oluyor. Tarantino, filmdeki depo sahnesi böyle bir girdaba yakalanmadan izleyiciye bir sonraki sahneyi –en azından diyalogu-  merak ettirmeyi çok iyi başarıyor. Gerçi girdaba yakalanmamasında flashbacklerin katkısı yadsınamaz bir gerçek ama Tarantino’nun da kıvrak zekasının hakkını vermek lazım. Reservoir Dogs aksilikler zincirinin sergilenişi, filmin bir kısmından sonra filmi baştan sona etkileyecek sürpriz gizem sosu ve Tarantino’nun tarzının ilk kıvılcımlarının bu filmde atılmasından dolayı önemli bir yapım. Zaman zaman Pulp Fiction, Kill Bill ve Inglorious Basterds’ın gölgesinde kalmasına rağmen çoğu noktada kusursuzu yakaladığı için sinemaseverler tarafından es geçilmemesi gerekir.

Puanlama

8.7

8.7
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Hürrem Celil Erdoğan Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın