Ana Sayfa Eleştiriler Star Wars: The Last Jedi: Umudun Başlangıcı (2017)

Star Wars: The Last Jedi: Umudun Başlangıcı (2017)

Star Wars: The Last Jedi: Umudun Başlangıcı (2017) 9.5
1
Evrenin en güzel serisi Star Wars, iki yıl önce uzun süre hayali kurulan yeni üçlemesinin başlangıç filmi The Force Awakens’la karşımızdaydı. Yönetmen koltuğunda J.J. Abrams’ın oturduğu, vizyona büyük ses getirerek giren film genel anlamda beklentileri boşa çıkarmayan bir başlangıç filmi olmuştu. Ancak yaratıcı fikirler sunmak yerine ilk üçlemeye yakın durması nedeniyle oldukça eleştirilmişti. Abrams’ın bu tercihlerini olumlu karşılamış ve sevmiştim. Bana göre The Force Awakens, seri için gerekli ve çok da güzel bir katkıydı. Film, orijinal üçleme sonrası çıkan en sevdiğim film olmuştu hatta. Orijinal serideki kahramanların yanında yeni üçlemeyi taşıyacak harika yeni karakterler tanıtılmıştı. Ancak karakterlerin tam oluşumunun sağlanması için biraz daha zamana ihtiyaç vardı ve bu nedenle de The Last Jedi yeni üçlemenin “kader filmi” olacak gibi duruyordu. Looper filmiyle kendini ispatlamış Rian Johnson’ın senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği The Last Jedi, The Force Awakens’tan daha az patırtı kopararak vizyona girdi ama harika bir başlangıç yaptığımız yeni üçleme The Last Jedi ile zirveye ulaşmış görünüyor. Karşımızda belki de en iyi yazılmış ve yönetilmiş Star Wars filmi var.

The Force Awakens, efsane serinin başlangıç filmi A New Hope’u hikaye kurgusu başta olmak üzere birçok yönden taklit etmekteydi. Filmin ilk üçlemeye yakın durma istediği ve buna harcanan çaba rahatça belli oluyordu. Orijinal üçlemeyle doğrudan bir bağı olduğu için bu tercihler bir zorunluluk olarak görülebilir aslında. Hikayenin A New Hope ile paralel gitmesi yeni serinin eskiye bağlanması açısından yerinde bir seçim olmuştu bana göre ama bu seçimin yanında filmin yeni riskler almaması ise yeni şeyler bekleyen hayranları hayal kırıklığına uğratmıştı. Serinin kendini tekrar etmeye başladığını düşünenler rahat bir nefes alabilirler çünkü The Last Jedi yepyeni şeyler sunan ve bu beklentileri karşılayan bir Star Wars filmi. Rian Johnson harika yönetiminin yanında cesur ve doğru tercihlere sahip senaryosuyla bekleneni vermeyi başarıyor. The Force Awakens’ta nasıl A New Hope havası varsa The Last Jedi’da da Empire Strikes Back ve Return of the Jedi esintileri mevcut. Ancak Johnson’ı Abrams’tan ayıran nokta orijinal üçlemeden esinlenmesine karşın yepyeni fikirleri rahatça kullanıyor olması.
The Last Jedi, ilk filmin bıraktığı noktadan başlıyor. İlk önce “Resistance” (Direniş)’in düştüğü zor durumdan kaçma mücadelesi ile karşılaşıyoruz. Kahraman pilot Poe önderliğinde başlayan ve sonrasında gerçekleşen olaylar oldukça heyecan verici. Sonra ise asıl merak ettiğimiz noktaya geliyoruz. The Force Awakens’ın sonunda Rey, Luke Skywalker’ı bulmaya gitmişti. Aralarında nasıl bir etkileşim geçecekti? İlişkileri nasıl olacaktı? Bunlar iki senedir kafamızı en çok kurcalayan sorulardı. Ben aldığımız cevaplardan çok memnun kaldığımı söylemeliyim. Rian Johnson, iki karakterin ilişkisini orijinal üçlemeden esinlenmeleri de işin içine katarak başarılı bir şekilde aktarmış. Filmde Rey’in Luke’la ilk etkileşimlerini ve sonrasında ondan eğitim alma isteğinin benzerini Empire Strikes Back’te Luke ile Yoda’nın Dagobah’da geçen sahnelerinde görmüştük. İki filmdeki öğretmen-öğrenci ilişkisinin birçok yönden benzer olduğunu söylemek yanlış olmaz yani. Özellikle de öğretmenlerin öğrencileri karşısındaki tutumları, öğrencilerin güçlerini keşfetme yolculuğu ve bu sıradaki davranışları… Filmin çoğu kişi tarafından Star Wars serisinin en iyi filmi kabul edilen Empire Strikes Back ile olan benzerliğinin tek nedeni bu da değil. The Last Jedi, yeni üçlemenin en sürprizli ve en göz alıcı filmi de olacak gibi görünüyor.

Yeni üçlemede orijinal üçlemeden Luke, Leia, Han Solo ve Chewbacca’ya oldukça önem verilmektydi. İlk filmin gizli yıldızı Han Solo iken Luke zekice bir seçimle bu filme saklanmıştı. Filmin senarist/yönetmeni Rian Johnson’ın bu filmindeki en büyük başarılarından biri de orijinal üçlemedeki karakterleri zekice kullanabilmesi. Johnson, bu filmde ilk filmdeki gibi nostajik bir hava yakalarken bir de Luke’u kilit noktalarda kullanmış. Temelde hikaye iki ana karakterimizin, Rey ve Kylo Ren’in üzerine kurulmuş olsa da Luke’un hikayeye katkısı çok, çok önemli. LukeRey-Kylo üçlüsü arasındaki hikayenin işleyişi ise muazzam. Rian Johnson’ın bu kısımları çok iyi yazıp çektiğini söylemeliyim. Bu üçlünün dinamikleri açısından en önemli olay ise Luke’un tercihleri. Luke’un kendisini her şeyden soyutlayıp galaksinin en bulunmaz yerine gitmesine sebep olan olay, bu olay nedeniyle yaşadığı çelişki ve bunun sonuçları yeni üçlemenin kilit noktası.
General Leia da bana göre filmin diğer gizli yıldızıydı. Daha ilk filmdeki o ikonik sahnede Luke, Han ve Chewbacca’dan oluşan ekibinin kendisini kurtarmaya çalışıp bunu başarmakta zorlanması üzerine Luke’un elinden silahını alıp kendi çıkış yolunu kendi bulan ve sonra da “Birinin bizi kurtarması lazım.” diyen korkusuz ve güçlü prensesimiz yine harikaydı. Bu ikonik sahnesi sayesinde bilimkurgu filmlerinde kadın karakterlerin kaderini değiştiren Leia, The Last Jedi’da da yine korkusuz, yine çok güçlü ve yine galakside Direniş’in başında herkesin hissetmek istediği “umudun” en önemli simgesi. Tıpkı canlandırdığı Prenses Leia gibi ilham verici, çok özel bir insan olan Carrie Fisher ise filmdeki harika performansını yine ikonik sözlerle ve şaşırtan davranışlarla süslüyor. İyi ki Star Wars evreninin bir Prenses Leia’sı var. Ve iyi ki bizim de Carrie Fisher’ımız oldu. Bu filmde kendisinin değerini bir kere daha anladım ben. Eğer 1977 yılında çıkan ilk Star Wars filminde Leia olmasa belki de bugünkü filmde ana karakter olarak Rey’i izleyemeyecektik hatta yepyeni karakterlerimizden Amiral Holdo’yu veya Rose’u da. Hatta belki Alien’da Ripley, Terminator’da Sarah Connor da olmayacaktı. İşte bu yüzden Leia’nın ve Carrie Fisher’ın etkisini ve ne kadar özel olduğunu asla unutmamak lazım. İşte bu yüzden sinema tarihinin “iyi ki”lerinden biri Prenses Leia’dır.

Bu film The Force Awakens’ta güzel başlangıçlar yapılan karakterlerin üzerine harika şeyler inşa etme fırsatı sahipti. Rian Johnson da zaten bunun farkında ki karakterleri gelişimleri açısından önemli olan bazı harika tercihler yapmış. İlk filmin en gizemli karakterlerinden biri Rey’di. Güce yatkınlığının yanında bir sürü yeteneğe sahip olduğunu da keşfetmiştik ancak kimliği film boyunca gizli tutulmuştu. Bu nedenle Rey hakkında bir sürü tahmin yapılmıştı. Ancak bu filmde sağ gösterip sol vurulduğunu belirtmeliyim. Açıkçası ben bu soruya verilen cevabı sevdim. Bunun son filmdeki katkısının nasıl olacağını ise merakla beklemekteyim. Kylo Ren ile ilgili olan gelişmeler de oldukça tatmin ediciydi. İlk filmde de pek çok kişinin aksine karizmatik bir kötü olarak gördüğüm Kylo Ren’in bu filmde Luke ve Rey ile olan ilişkileri kişisel gelişimi bakımından faydalı sonuç veriyor. Kylo Ren’i canlandıran Adam Driver’ın ise filmi taşıyan oyunculuk performanslarından birini sergilediğini söylemek lazım. Tabii Rey’i canlandıran Daisy Ridley’nin de. İkilinin sahneleri ise filmin öne çıkan bazı anlarını oluşturuyor.
Filmdeki diğer karakterleri de başarılı bulduğumu belirtmem gerek. Tüm kadronun uyumu muazzam. İlk filmde gördüğümüz Snoke, General Hux, Poe, Finn, BB-8, Captain Phasma ve Maz’ın yanında yeni gelen karakterlerden Amiral Holdo ile Rose’u da sevdim. Filmde Snoke, Kylo Ren, Luke ve Rey arasında geçenler ana hikayeyi oluştururken yan karakterlerle ilgili kısımları da heyecanla izlemiştim. Pek çok kişiye göre gereksiz ve uzun gelen bu kısımlar filmin finalindeki muhteşem plana bağlanıyor ve bu bile muazzam. Laura Dern’ün Amiral Holdo’suyla, Benicio Del Toro’nun ise oynadığı şifre kırıcı ile filme çok keyif kattığını belirtmeliyim. Ancak benim kadroda görmeyi en sevdiğim kişilerden biri de Carrie Fisher’ın kızı Billie Lourd’du. Lourd ilk filmde de yer almış ancak sadece bir sahnede kısacık gözükmüştü. Burada ise ana hikayeye kritik katkı sağlayan bir Direniş üyesiydi. Umarım son filmde de görürüz onu.

Rian Johnson, The Last Jedi’da iyi-kötü mücadelesini, Direniş ile İlk Düzen arasındaki savaşını anlatırken klasik bir Star Wars filmi hissi veriyor ancak bazı parlak fikirlerini uygulamaktan da geri kalmamış. Bu fikirleriyle The Last Jedi’da hem ilk filmde beğenilmeyen noktaları giderebilmeyi hem de harika bir başlangıç sağladığı karakterleri üzerine güzel şeyler inşa etmeyi başarmış. Aksiyon sahneleri ise göz alıcı. Özellikle giriş sekansı ve finaldeki savaş harika. Özgün sekanslarıyla da fark yaratan bir film The Last Jedi.
Filmi en iyi tanımlayan söz ise Kylo Ren’in “It’s time to let old things die.” (Eski şeyleri arkada bırakmanın zamanı geldi.) sözü. Bu söz Rian Johnson’ın bu filmde yaptıklarını özetler nitelikte. Johnson, Star Wars mirasını iyice özümsemiş, en güzel Star Wars anlarına atıflarda bulunmuş, bu nedenle zaman zaman nostajik de takılmış ve bir sürü cesur tercihte bulunarak da yepyeni ve epik bir Star Wars filmi oluşturmayı başarmış. Filmin serinin en “sinema” içeren filmi olduğu kesin. Hatta en iyilerinden de biri. The Force Awakens ne kadar geriye dönüş hissi veriyorsa The Last Jedi da o kadar geleceğin sinyalini veriyor. Ve serinin geleceği çok parlak görünüyor. Teşekkürler Rian Johnson.

Puanlama

9.5

9.5
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 6

Sesil Yersu Uncu İstanbul’da doğup büyüdüm. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde sevdiğim iki bölümü okumaktaydım. İlk bölümüm İşletme Mühendisliği’nden yeni mezun olmuş durumdayım. Makine Mühendisliği’ne ise devam etmekteyim. Müzik, sinema ve spor üçlüsünün olmadığı bir hayatı asla düşünemeyen biriyim. Sinemanın büyülü dünyasına ise daha çocukken gittiği filmlerle kapılmış ve her zaman güvenebileceği bir dünya olduğunu bulmuş bir sinemaseverim.

Yorum(1)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir