Ana Sayfa Eleştiriler Amerikan Sosyo-Kültürel Eleştirisi İçerisinde Bir Sarı Minibüs: Little Miss Sunshine (2006)

Amerikan Sosyo-Kültürel Eleştirisi İçerisinde Bir Sarı Minibüs: Little Miss Sunshine (2006)

Amerikan Sosyo-Kültürel Eleştirisi İçerisinde Bir Sarı Minibüs: Little Miss Sunshine (2006) 7.0
0
Little Miss Sunshine, komedi/dram yol ve kara-komedi yol filmi kategorilerine uyan 2006 yapımı film. Amerikan bağımsız sinemasının en iyi örneklerinden biri olarak gösterilen film, vizyona girdiği yıl çok ses getirdi. 79. Akademi Ödülleri’ne En İyi Film dahil 4 dalda aday oldu ve bunlardan ikisini kazandı. Kadrosunda Greg Kinnear, Toni Collette, Steve Carell, Abigail Breslin, Alan Arkin ve Paul Dano yer alırken filmin yönetmenliğini Jonathan Dayton ve Valerie Faris üstlendi.

Birbirinden farklı 5 aile üyesi ve ekstra bir dayıyı barındıran ailemiz küçük kızları Olive’in güzellik yarışmasına katılıp, birinci olma hayaliyle Amerika’nın bir ucundan diğerine sarı “Volswagen Type 2” ile kat etmesini konu alıyor. Kaybetmiş 5 aile üyesi, Olive’in içindeki saf umuda tutunuyor ve mücadeleleri trajikomik sahneler ile izleyiciye aktarılıyor.

Film, basit bir hikâye sunmasına rağmen karakterlerin sağlam ve orijinal olmalarından dolayı ilgiyi hep üzerinde tutuyor. İlginin kaybolmamasına karakterlerin farklılıklarından doğan aile içi iletişimsizlik ve yol filmi olması epey yardım ediyor.


Ailemiz; başarı kompleksine sahip kişisel gelişim kitapları yazan ve seminerler veren Baba (Richard), geçmiş benliğinden karşı umutsuzluk evresinden geçmekte olan uyuşturucu ve pornolara sarılmış Dede (Edwin), güzellik kraliçesi olmak isteyen ve babasının mükemmeliyetçi tutumundan ötürü dedesine sarılmış Olive, ergenlik sancılarının dermanını Nietzsche’de bulan ve savaş pilotu olma hedefine ulaşmak için sessizlik yemini etmiş Dwayne, kendisini ülkenin en iyi Proust uzmanı olarak tanımlayan ve aşk kırgınlıkları ile baş etmeye çalışan ve başarısız bir intihar girişiminde bulunan eşcinsel dayı (Frank), aileyi bir arada tutmaya çalışan iş ve aile arasında sıkışan Anne (Sherly).

Film alışık olduğumuz aile yapısından uzak bir çizgiye sahip. Fiziksel özellikleri ve yeteneğinden ötürü her zaman karakter rollerinde gördüğümüz Paul Dano (There Will Be Blood, Prisoners) bunun üstesinden de başarıyla geliyor ve nerdeyse bütün film boyuna hiç konuşmadan ailesine karşı duyduğu öfkeyi ve kişisel problemlerini bizlere hissettriyor. Ve ağzından ilk çıkan kelimenin ‘’Fuck You’’ olması günümüz dünyasının acımasızlığını karşı bir tepki olarak belki de sinema dünyasının en esaslı ‘’Fuck You’’ları arasına giriyor. Oğlundan pek memnun olmayan dede Alan Arkin, insanın içine işleyen öğütlerle Olive ve seyirciye kısa rolüne rağmen kendini benimsettiriyor.


Filmde alışık olduğumuz sosyokültürel ve aile yada toplum değerlerine uymayan sahneler normalleştirilip sahneleniyor; bir nevi kara komedi olarak! Eroin kullanan dede, striptiz yapan Olive ve ona eşlik eden aile bireyleri, eşcinsellik ve porno unsuru.

Little Miss Sunshine’nda Amerikan bağımsız sinemasının bir örneği olarak hâliyle irili ufaklı Amerikan toplum eleştirilerini görmekteyiz. Dondurma yemeyen 0 beden mankenler ile standardize edilmiş güzellik algısı, kendi başarısızlıkları çocukları üzerinden tamamlamak isteyen ebeveyn hırsları ile doğmuş çocuk güzellik yarışmaları ve akabinde insan rekabeti. Kadın gibi giydirilmiş, süslenmiş ve seksi olmaya zorlanan, yarışmaya sokulmuş küçük kız çocukları üzerinden pedofili.

Dünyamızın zorunlu koştuğu kazanan yada kaybeden ayrımının, sadece standartlara uyanın güzel uymayanın ise çirkin olarak adlandırıldığı bu acımasız ve korkunç dünyadan ‘’be who you are ‘’ mottosu ile kurtulmaya çalışan ve bu çabayı sarı ve naif bir aile tablosu ile anlatan bir film Little Miss Sunshine, Farkındalık yaratma isteği ile tutuşan bir film.

Hayatta her şeyin kaybetmek yada kazanmak ile ilgisi olmadığını bazen sadece istemek ya da denemenin yeterli olabileceğini, Edwin karakterinin Olive’e gerçek loser’ın tanımını yaparken kavrıyoruz; ‘’A real loser is someone who’s so afraid of not winning he doesn’t even try.’’


Filmin sonunda hiçbir karakter istediğini elde edememektedir. Hiçbiri başarıya veya istediğine ulaşamaz, film bunu sunmamasına rağmen kötü de hissettirmiyor. Little Miss Sunshine sonunda ufak bir gülümseme ve sıcak sarı bir his ile tamamlanıyor. Babanın dünyada iki tip insan vardır, kaybeden ve kazanan cümlesiyle başlayıp bazen deneyip kaybetmenin kazanmak olduğunu göstererek sonlanıyor.

Ve aile bütün hayal kırıklıkları ve başarısızlıkları ile sarı Volswagen karavana binip, aile olarak geri dönüş yolculuğuna başlıyor.

Little Miss Sunshine izlenmesi gereken, potansiyeli ile izleyiciye birden çok unsur vadeden Amerikan bağımsız sinemasının iyi örneklerinden.

Bonus:

Puanlama

7.0

7.0
Kullanıcı Oyu: ( 2 oylar ) 5

Kaan Aslan 24 yaşındayım. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesini bitirdim. Şuan Barcelona'da Marketing yüksek lisansında eğitimime devam etmekteyim. Sinema ve edebiyat benim için ilk zamanlar bir tutku olmuşken şu an yaşamam için birer ihtiyaçlar. Bu ihtiyaçlar çerçevesinde çevremdeki herkese yardım etmekten hep mutlu olmuşumdur.

Bir Cevap Yazın