Ana Sayfa Eleştiriler tick, tick…BOOM! (2021): Neden Oynarız Ateşle?

tick, tick…BOOM! (2021): Neden Oynarız Ateşle?

tick, tick…BOOM! (2021): Neden Oynarız Ateşle? 9.0
0

tick, tick…BOOM!, yakın zamana kadar varlığından haberdar olmadığım fakat iyi ki bir şekilde yolumun kesiştiği film. Netflix’e geldiğini gördüğümde ve müzikal olduğunu duyduğumda genelin aksine izlemek için hemen şans vermeliyim diye düşündüm. Geçen sene yayınlanan ve sinemaseverlerin beğenisini kazanan yine müzikal türündeki Hamilton’un başrolü ve senaristi Lin-Manuel Miranda’nın yönettiği tick, tick…BOOM!, içten içe 30 yaş takıntısı olan ve 30 yaşına basmadan büyük bir eser verme gayretinde olan amatör bir müzikal bestecisi Jonathan Larson’ın hayatının bir dilimine odaklanıyor.

Gösteri dünyasının kalbi olan New York’a adım atan ve oradaki pastadan bir şekilde nasiplenmeye çalışan birçok insandan biri Jonathan Larson. Gereksiz ama göze batmayan bir özgüveni var. Bir şeyleri henüz başarabilmiş değil ama başaracağına dair umutları da oldukça taze. Hayatını devam ettirecek ve müzikalini bestelemeye yetecek kadar kazanıyor. Fazlasında gözü yok. New York’a arkadaşı Michael ile beraber gelmiş. Arkadaşının hayali oraya gelen birçok insan gibi oyuncu olmak. Ama Michael’in kendini tanımlamasında onun gibi oyuncu orada çok var. Bu yüzden yönünü reklam sektörünü çevirerek hayat standartlarını Jonathan’ın çok üzerine taşıyabilmeyi başarmış.
tick-tick-BOOM!

Film açılışını eski bir video kaset görüntüsüyle yapıyor. Başrol Jonathan Larson’ın gerçekte var olduğunu ve onun hayat hikayesinden uyarlandığını bu görüntü ile az çok tahmin ediyoruz. Jonathan’ın kız arkadaşı Susan ise modern danslara yönelmiş. İşinde başarılı ama Jonathan gibi keskin idealleri yok. Biraz daha basit düşünüyor. Hayat standartlarını yukarıya çekmeyi hedefliyor. Michael ile beraber Jonathan’ın en büyük destekçisi.

Tick,tick…BOOM! için müzikal içinde müzikal diyebiliriz. Başrol Jonathan film içindeki durumların tasviri için hep müziğe başvuruyor. Film müzikal türünde olmasına rağmen müzik kullanımı ise oldukça ölçülü, rahatsız etmiyor ve boğmuyor. Bu durum filmdeki şarkıların sözlerinin altının dolu olmasıyla; birbirinden kopuk, alakasız cümleler bütünü olmamasıyla alakalı.

Yazının bundan sonraki kısmı sürprizbozanlar içerir.

İlişkiler demişken, filmin en önemli dinamiği kesinlikle Jonathan’ın kız arkadaşı ve arkadaşlarıyla olan ilişkileri. Bunun için ayrı bir paragraf açmak gerektiğine inanıyorum. Yukarıdaki paragraflarda en büyük destekçisi olduğunu söylediğim Susan’la arasındaki ilişkinin film başlarında sarsılmaz bir görüntü çizdiği düşünülebilir. Fakat Jonathan’ın içinde bulunduğu girdap etrafındakilere olan ilgiyi azaltıp, ben merkezci yapıya dönmesine sebep oluyor. Bundan da haliyle ilk olarak Susan etkileniyor. Kariyeri için belki keskin olmayan bir yol ayrımında olan Susan bir karar vermek zorunda kalıyor. Jonathan’dan bu konuda destek istese de Jonathan, Susan’a sadece belirsizlik armağan ediyor. Bu belirsizlik de can sıkıcı bir son.

Jonathan’ın büyük ihtimal en yakın arkadaşı Micheal’den kaynaklı çoğu arkadaşı eşcinsel. Bu durumda çoğu arkadaşını erken yaşta HIV’den kaybetmesine yol açmış. Çok kayıp görmüş ve bu duruma da maalesef alışmış. Üretim konusunda dipte olduğu bir anda ise Micheal’in de HIV pozitif olduğunu öğreniyor. Micheal onunla bu durumu paylaşmak istese de bu girdaptan o da nasibini alıyor.
tick-tick-BOOM!-2

Jonathan’ın film boyunca dillendirdiği 30 yaşın oluşturduğu baskının kaynaklarından biri de bir müzikal yaratıcısı olan –şimdilerde eleştirmen- Stephen Sodheim’in 27 yaşında yazdığı ve Broadway’de oynanan müzikalinin olmuş olması. Kendisini onunla kıyaslıyor ama içten içe de hayranlık duyup, otorite olarak kabul ediyor.  Jonathan’ın üzerinde çalıştığı müzikalin adı Superbia. Superbia biraz olağandışı. Broadway’de gösterilen müzikallerden farklı. Daha doğrusu eleştirmenlerin söyledikleri o yönde. Soldheim’in Superbia için söylediği genelin aksine farklı sözler umutları ve enerjisi tükenen Jonathan için kamçılayıcı bir nitelik taşıyor.

Tick, tick…BOOM!: Sanatçının Yaratım Süreci

Tick, tick…BOOM! iki hattan ilerliyor. Ana hikayede Jonathan’ın müzikali yazma sürecine odaklanıyoruz. Yan hikayede ise Jonathan bir gösteri için sahnede filmde olanları, olacakları yine müzikal türünde aktarıyor. Sahnede olduğu sürede ise seyircilerin yüzünü hiçbir şekilde görmüyoruz. Ta ki filmin final anına kadar.

Küçük bir parantez açmak istiyorum. Jonathan’ı izlerken hep çok sevdiğim Otto e mezzo filmindeki Marcello Mastroianni’nin canlandırdığı Guido karakteri gözümün önüne geldi. İçine düştüğü durumlardan ve çıkmazdan ötürü Jonathan’ın ve Otto e mezzo’nun Guido’sunun uzaktan akraba olduğunu varsaydım. İkisi de bir sanatçının yaşadığı üretememe girdabını yaşıyor. İkisinin de üretme sürecinin önüne ister istemez ilişkileri geçiyor. İkisi de yapımcılarla sorunu var.

Tick, tick…BOOM! Andrew Garfield’ın şaşırtıcı performansıyla daha da bir kıymetleniyor. Bundan sonra Garfield’ın doğru projelerde yükselen bir grafik çizeceğini düşünebiliriz. Büyük ihtimal ödülü alması bu rolle yeterli olmayacak gibi dursa da Oscar’da erkek oyuncu dalında adaylığının garanti olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca İlginizi Çekebilir: 2022 Oscar Ödülleri En İyi Film Tahminleri

Puanlama

9.0

9.0
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Hürrem Celil Erdoğan Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Bir Cevap Yazın