Ana Sayfa ONLINE PLATFORMLAR Uysallar (2022): Estetize Edilmiş İsyan, ‘Part-Time’ Kaos

Uysallar (2022): Estetize Edilmiş İsyan, ‘Part-Time’ Kaos

Uysallar (2022): Estetize Edilmiş İsyan, ‘Part-Time’ Kaos
0

Çünkü önceleri, hatta daha dün, kusursuz bir centilmen olarak yaşamım boyunca kibirle kaçındığım; adi, bayağı ve avam bulduğum her şey yeni uyanan içgüdülerimi büyülercesine çekiyordu; sanki hayvansı, dürtüsel ve bayağı olanla kendi aramda ilk kez bir ya­kınlık hissediyordum. Burada şehrin döküntülerinin, as­kerlerin, hizmetçi kızların, serserilerin arasında kendimi bir şekilde iyi hissediyordum ve bu benim için tümüyle anlaşılmaz bir şeydi […]
(Stefan Zweig, Olağanüstü Bir Gece)

Daha (2017) filmiyle başlayarak Şahsiyet dizisiyle zirvesine ulaşan Hakan GündayOnur Saylak iş birliğinin şimdilik son halkası olan Uysallar dizisi 30 Mart’ta Netflix’te yayınlandı. Hakan Günday’ın metafor ve sembolizm yüklü edebiyatı Onur Saylak’ın stilize yönetmenliğiyle bir kez daha, bu kez bir orta sınıf bunalımı hikayesinde bir araya geldi. Dizinin oyuncu kadrosu Öner Erkan, Haluk Bilginer, Uğur Yücel, Songül Öden ve İbrahim Selim gibi iddialı isimlerden oluşuyor.

Televizyondan dijital platformlara geçişte geleneksel seyircinin tasfiyesinin ya da seyircinin bir çeşit ‘soylulaştırılmasının’ bir sonucu olarak pazarın en büyük müşterisi haline gelen beyaz yakalıların hayatlarının ekranlara yansıması zaten kaçınılmazdı. Uysallar dizisi de Türkiye’de son dönemde kültür endüstrisi içerisinde yaratılan orta sınıf evreninin içinden sesleniyor izleyicisine. Konusu itibariyle, Öner Erkan’ın hayat verdiği mimar Oktay Uysal karakterinin bir kimlik krizinin ortasında ailesinden uzaklaşırken kendisine yeni bir benlik arayışına odaklanıyor. Kimilerine göre orta yaş krizi dense de Oktay’ın bunalımının sebebi yaş değil; kariyer, tüketim ve toplumsal statü kaygısıyla diz çöktürülmüş hayatı üzerinde kontrolünün olmaması, hayatla sahici bir temas imkânını çoktan yitirmesi. Kendi statü hapishanesi içinde yapılacaklar listesindeki her şeyi tamamlamış, satın alınabilecek son şey olarak kendisine mezar yeri bakan bir karakter Oktay. Ancak, her ne kadar Oktay karakteri olayların merkezindeyse de Uysallar aslında kuşaklararası bir yabancılaşma hikayesi. Başa dönersek, bu yabancılaşmanın bu hikâyede doğup büyüdüğü topraklar ise orta sınıf evreni.

uysallar dizisi onur saylak

Ayrıca İlginizi Çekebilir: Daha (2018): İnsanlığın Bittiği Yer

Niyetim yazıyı orta sınıf analizine boğup sıkıcılaştırmak değil, ancak Uysallar içinde olup biteni anlamlandırmak için bu kerameti kendinden menkul orta sınıf kültünü de anlamak gerekiyor. Orta sınıfların taklitçi gözü her daim yukarıya baksa da asıl kaygısı aşağıdan farklılaşmaktır. Bu yüzden bayağı olandan abartılı bir kaçınma hali nihayetinde steril bir hapishane olarak geri döner. Bu hapishanede imaj her şeydir; tüketim, orta sınıf varoluşun en büyük tedarikçisi haline gelir. Bu yüzden toplumsal konumunu sürekli olarak kendisine ve çevresine yeniden ispat etmesi gerekir. Bu bitmek bilmez performans mesaisinin hakikatle bağının kopuşu, anlam kriziyle baş başa kalışı ise kaçınılmaz olur. İşte Uysallar böyle bir aile. Oktay, punk olarak yaşadığı gençliğinin isyankâr nüveleriyle itaatkâr beyaz yakalı kariyeri arasındaki sıkışmışlığı geceleri sokakta punk kostümüyle, ancak bir part-time norm-dışılık olarak aşmaya çalışırken, eşi Nil ise tam aksine, yüksek bir refah ve çözülmüş bir aile yapısı içindeki bir kadın olarak aşınmış bağımsızlığını orta sınıf normlarına sığmaya çalışarak tamir edeceğine inanır. Bu yüzden ilerleyen yaşına rağmen dış görünüşünü plaza estetiğine uydurmaya çalışır, çalıştıkça daha da kendine yabancılaşır.

uysallar öner erkan

Elbette ebeveynlerin benlik krizlerinin çocuklarına yansıması kaçınılmaz. Kuşaktan kuşağa aktarılan beklentilerin son kurbanı, evin ergen oğlu Ege’nin, babası gibi mimar olmak istemediği için belki de bile isteye üniversite sınavını kaçırmasını dizi evrenindeki tek sahici norm-dışılık olarak tanımlayamaz mıyız? Zaten aile içerisinde kalıpların dışına çıkmayı becerebilen tek kişinin düzenli olarak terapiste gidip ilaç kullanmak zorunda bırakılması bize aile içi ‘uysallık’ dinamikleri hakkında bir şeyler söylüyor. Küçük kardeş Ece ise dizi evrenindeki tüm politik duyarsızlığın, tüketim ve gösteriş deliliğinin abartılı bir antitezi olarak kurgulanmış. Görünüşe göre küçük yaşına rağmen içine doğduğu habitusa zaten hiç ait olmamış gibi.

Oktay cezaevi tasarlayan bir mimar. Projenin diğer ucunda ise devleti temsilen, cezaevinin Avrupa’nın en büyüğü olacak olmasıyla göğsü kabaran Berhudar Bey var. Ailesini terk etmeye bir kez cüret etmiş Oktay ile ailesi tarafından yalnızlığa terk edilmiş Berhudar Bey’in pasif agresif çatışmalı ilişkisi diziye beklenmedik bir gerilim tonu ekliyor. Oktay’ın benlik krizi, cezaevi tasarlayan bir mimar olmanın kulağa nahoş gelen tınısıyla, Berhudar Bey’in huysuz ve aksi devlet refleksleriyle derinleşiyor derinleşmesine ama seyirciyi bile rahatlıkla çığırından çıkaran anlarda dahi bir türlü isyan etmiyor. Yaşadığı hayat tarzı tarafından pasifize edilmiş, tasarladığı hapishanenin çoktan bir sakinine dönüşmüş. Öyle ki, kendisini ailesiyle birlikte örnek cezaevi hücresinin içine tıkan Berhudar Bey’e kilitli kapının ardından öfkeyle bağırırken bile Berhudar ‘bey’ diye hitap etmekten kendini alamayan, ancak bir duraksamadan sonra gelen farkındalığın ardından ‘bey’ kibarlığını bir kenara bırakmayı akıl edebilen, çıldırtıcı bir uysallık.

uysallar dizisi 2022

Uysallar dizisinden esaslı bir sistem eleştirisi bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacaklardır, zira Oktay’ın gözünden gördüğümüz manzara ancak bir orta sınıfın sistem eleştirisi tahayyülü. Bu yüzden Uysallar dizisinin atmosferi, ancak orta sınıfların olabileceği kadar politik: performans ve imajlara dayalı, dönüştürücülükten uzak. Oktay’ın eski punk arkadaşı Fevzi’nin hatırlattığı gibi, sahici ve samimi eski bir duvar yazısının ‘janjanlı’ bir yeniden üretimi. Gösterişli bir punk kostümü, kaostan kaçınan bir ‘Kaos Sevdalısı’, estetize edilmiş ve her an eğlence sektörü tarafından temellük edilmeye hazır bir işgal evi ve sokağın asıl sakinleriyle kurulan gelip geçici, yüzeysel bir ilişki. Tıpkı Stefan Zweig’in Olağanüstü Bir Gece romanında yüksek kültür hamisi zengin bir adamın ilk kez ve ‘yanlışlıkla’ işlediği bir hırsızlık suçundan sonra kazandığı paraları, hayatı boyunca karşılaşma ihtimali bile olmadığı şehrin tekinsiz sokak sakinlerine cebindeki son kuruşuna kadar dağıttıktan sonra yaşamanın anlamını neredeyse yeniden keşfetmesi gibi, Oktay da ertesi gün yeniden takım elbisesini giyene kadar Moloz ve diğer punk arkadaşlarıyla geçirdiği part-time vakitlerde bunca zaman el sürülmemiş hayatını sokaklarda hırpalayarak ve ‘kirleterek’, yitirdiği hakikat duygusunu geri kazanmanın peşindedir. O da mümkünse.

İki yerde güncel duruma yönelik politik eleştirinin altı daha kalın çizilmiş. Birincisi, dizinin çeşitli bölümlerinde ara sıra ekranlara yansıyan, İstanbul’a çöken sis üzerine o hep bildiğimiz pespayelikte yürütülen bir tartışma programı. Günümüzde sinematik unsur olarak kullanılan her türden hava hadisesinin iklim krizinin bir metaforu olduğuna hiç şüphemiz yok artık. Konuyu ‘dış güçler’ şarlatanlığıyla ele alan programcılar bir yana, dizinin evreninde iklim krizini ciddiye alan, kafasını kaldırıp televizyonlara bakan yok. İkincisi, ilkinden daha incelikli bir şekilde yerleştirilen otoriteryanizm paranoyası. İbrahim Selim’in canlandırdığı Mert karakterinin tek işlevi, sarhoşken atıp hemen ardından sildiği bir tweet’in olası hukuki sonuçları üzerine sabah 5’te kapısının vurulmasını beklemek, gerekirse kendisine bir cezaevinde hayatta kalma kiti hazırlamak. Eh, bu endişesinde haksız da sayılmaz.

Uysallar, Onur Saylak’ın stilize çekimleri ve bol bol başvurduğu paralel kurgusuyla seyir zevki yüksek bir yapım. Özellikle Öner Erkan’ın başarılı oyunculuğu göz kamaştırıyor. Haluk Bilginer ise zaten bildiğimiz gibi. Ancak dizinin en azından ilk yarısının izleyici açısından merak unsuru içermediğini ve neredeyse uzun bir sinema filmi gibi ilerlediğini, hikâyenin yan unsurlarına düşen diyalogların -örneğin Nil’in flört sahnelerinin- daha özensiz yazıldığını, ayrıca aile dramasının kakofoniye dönüştüğü sezon finalinin final sekansının yersiz uzayarak bir türlü bağlanamadığını da Uysallar’ın olumsuz yönleri olarak not düşmek gerekir.

Bir Cevap Yazın