Ana Sayfa Eleştiriler Werckmeister Harmóniák (2000): Varoluşun Kara Aynası

Werckmeister Harmóniák (2000): Varoluşun Kara Aynası

Werckmeister Harmóniák (2000): Varoluşun Kara Aynası 9.0
0
Yazıda, filmin içeriğine dair birçok sürprizbozan yer almaktadır.

Béla Tarr, kuşkusuz Macar Sineması tarihinin en usta yönetmenlerinden biridir. Kendisine has oluşturduğu üslup, Andrey Tarkovski geleneği ile biçimlendirdiği sineması; ilerleyen süreçlerde ortaya çıkardığı başyapıtlarla, ismini dünya sinemasının önemli ustalarının arasına yazdırmasına vesile olmuştur. Bu başyapıtlardan biri de hiç şüphe yok ki Werckmeister Harmóniák‘tır.

László Krasznahorkai‘nin, ”The Melancholy of Resistance” kitabından uyarlanan siyah beyaz film, açılışını görece köhne bir barda yapar. On dakikadan uzun süren bu plan sekans, varoluşa dair hissettirdiği imgelerle de; filmin en sarsıcı sahnelerinden biri olur:

Artık saat geç olmuştur ve barmen barı kapatacağını söyler. O sırada kimse gitmek istemez, çünkü –belki de saatlerdir orada bekleyen- Valuska’nın anlatacakları vardır. Güneş tutulmasının canlandırıldığı, o çarpıcı sahne başlar. Valuska tarafından sırasıyla güneş, dünya ve ay rollerinin verildiği kişiler; evrendeki rollerini yerine getirmek için dönmeye başlarlar. Muhteşem bir şiirsel müziğin de eşlik ettiği sahne, aslında umudu simgeler. Işığın kaybolması ve soğuma ile eşlik eden güneş tutulması; yavaşça umudun kaybolduğunu simgelerken, kameranın da kadrajdan uzaklaşmasıyla, tutulma görsel olarak da bize hissettirilir. Fakat tam bu sırada, umut tekrar yeşerir. Ayın süzülüp uzaklaşmasıyla ışığın tekrar baş göstermesi ve kameranın tekrar kadraja yaklaşmasıyla, umudun aslında hiç kaybolmadığını görürüz. Werckmeister Harmóniák, umudun üzerine inşa edilmiş, kapkara bir imgesel başyapıttır.

Uzun plan sekanslarla filmini şekillendiren Béla Tarr, görsel olarak da izleyenleri adeta mest eder. Kameranın neredeyse kusursuz kullanıldığı filmde; amors planlar*, geniş ve dar kadrajlar da duyguyu izleyiciye geçirme yönünde çok başarılı. Genelde yavaş kullanılan kamera hareketleri, arada gerçekleşen ani kadraj değişimleri ile de etkileyiciliğini arttırıyor. Filmdeki görseller, filmin adına da yakışır şekilde, adeta harmonilerle bize sunuluyor. Diyaloglar ise düşük tempoda ve uzun soluklu işleniyor. Zamana dair çok detayın verilmediği filmde, günümüze çok da uzak olmayan bir geçmiş döneme şahit oluyoruz. Dönemin politik ağırlığı ve gerilimleri, hiç kuşkusuz kişiler üzerine de sirayet etmiş durumda. Fakat bunların hiçbirini kör göze parmak şeklinde sunmuyor Béla Tarr. Film anlatı üzerine değil, yaşama şahit olma üzerine inşa edilmiş bir yapıt.


Bar sahnesinden sonra, Valuska’nın hayata dair şahit oldukları ile film devam eder. Kasabaya, nedeni tam olarak belli olmayan, bir isyan durumu ve öfke hakimdir. Bu öfke, bir sirk vasıtasıyla, şehre dev bir balinanın ve ”Prens” adında, aslında hiçbir zaman varlığından emin olamadığımız birinin gelmesiyle daha da artar. Film, tüm bu öfkeyi, saflığı simgeleyen Valuska’nın gözünden anlatır bize. Sirkin iptal edilmesiyle, artık isyana geçen halk, filmdeki umudun tükenmeye başladığının resmidir. Bu isyanla izleyicisini germeyi başaran Béla Tarr, adeta o çaresizliği bize de hissettirir. Bu noktada sadece Valuska değil, tıpkı onun gibi biz de olaylara sadece şahit olmakla yetinebiliriz. İnsanların değişime olan tahammülsüzlüğü, hastane yağmalamasına kadar dayanır. Tarihin en başarılı plan sekanslarından biri olarak kabul edilen hastane sahnesi, filmin en can alıcı noktasıdır. Hastaneyi yağmalamak için gelen kalabalık her şeyi yıkıp döker, hastaları döver ve tam o sırada, gidilecek son noktaya geldiklerinde, umut çıplak bir yaşlı adamın bedeninde tekrar yeşerir. Bu sırada takip kamerasının hareketleri ve zamanlaması da muazzam kullanılır. O ana kadar öfkeyle her şeyi yağmalayıp, acımasızlığın doruğuna ulaşan kalabalık; pişmanlığın verdiği melankoliyle isyana son verir ve yavaşça dağılırlar. Tüm saflığıyla bunlara şahit olan Valuska ise artık aklını kaybetmiştir ve hiçbir şey onun için eskisi gibi olmayacaktır…

Werckmeister Harmóniák için tanımsız bir film diyebiliriz. Varoluşun ve insanın bu varoluştaki yerinin simgelendiği, izleyenin her yeni deneyiminde farklı unsurlara şahit olduğu bu film, herkes için olmasa da meraklıları için eşsiz bir deneyim olacaktır.


Ve son olarak;

“…korkularımızda ve umutsuzluklarımızda gerçek nesneyi bulamadık. Böylece karşılaştığımız her şeye vahşice, nefretle saldırdık.”

*Amors Plan: Kameranın oyuncunun arka omuz hizasından diğer oyuncuyu kadrajın büyük bölümüne alarak yapılan çekim tekniğidir. Genellikle ikili diyaloglarda kullanılır.


Puanlama

9.0

9.0
Kullanıcı Oyu: ( 5 oylar ) 9.3

Salih Alp Gökçek 16.08.1993 İzmir/Karşıyaka doğumlu. Küçüklüğünden beri çeşitli şehirlerde yaşadıktan sonra, şu an ikamet ettiği Malatya’ya geldi. Bu süreçlerde ise sinemaya olan ilgisi hep arttı, özellikle Avrupa Sineması üzerine ilgili. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitimine devam ediyor.

Bir Cevap Yazın