Ana Sayfa İnceleme You Were Never Really Here (2017): Geçmişin Gölgesinde

You Were Never Really Here (2017): Geçmişin Gölgesinde

You Were Never Really Here (2017): Geçmişin Gölgesinde 7.8
0
We Need to Talk About Kevin ile geniş bir hayran kitlesine ulaşan Lynne Ramsay, altı yıl gibi uzun bir aradan sonra You Were Never Really Here ile tekrar sinemaseverlerle buluştu. We Need to Talk About Kevin filmini izleyen herkes doğal olarak yönetmenin bir sonraki projesini merakla bekledi. You Were Never Really Here filminden görseller paylaşılmaya başlanınca bu merak doruk seviyeye ulaştı. Nihayet filmin meraklıları İstanbul Film Festivali’nde filmi izleme imkânı buldular.

Yazının bundan sonraki kısmı yer yer filmin içeriği ile ilgili bilgiler içerebilir.

You Were Never Really Here, Joaquin Phoenix‘in üstün performansı ile sinema tarihine geçecek karakterlerden biri haline gelen Joe’nun hikayesidir. Joe bir kiralık katildir. İlerlemiş yaşına rağmen annesi ile birlikte yaşayan, bekar, uzun zamandır sevgilisi olmayan, yalnız, karamsar,depresif bir adamdır. Joe nasıl böyle bir adam oldu. Bunun için geçmişine bakmak gerekiyor. Yönetmen kısa flah-backlerle Joe’nun çocukluğundan görüntüler sunar. Bu görüntülerden anlarız ki, Joe çocukluğunda babasından şiddet görmüş, babasının annesine uyguladığı şiddete tanık olmuştur. Babasının hem ona hem de annesine şiddet uygulamış olması, Joe’nun hem vücudunda hem de ruhunda derin izler bırakır. Çocukluğunda aile içi şiddete maruz kalan Joe yetişkinliğinde ise, asker olarak görev yaptığı sırada (olayların nerede geçtiği açıkça anlatılmamış ama çöl görüntülerinden bunun Irak ya da Afganistan olabileceği anlaşılıyor) şahit olduğu insanlık dışı olaylar Joe’nun ruhundaki izleri daha da derinleştirir.

Babanın uyguladığı şiddet, anne-oğulu birbirine daha da yakınlaştırmış. Joe evden çıkarken evin kapısını sürekli kilitler. Bu, çocuk iken babasından koruyamadığı annesini dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı koruma isteğinden ileri gelmektedir. Dışarıda her zaman ciddi ve sinirli bir yüz ifadesi ile dolaşan Joe’nun sadece annesinin yanında yüzünün güldüğünü görürüz.

Filmde, yakın zamanda valilik seçimleri olacağını öğreniyoruz. Senatör Albert Votto, vali Williams’ın seçim kampanyasında çalışmaktadır. Senatörün ergen yaşlardaki kızı Nina birkaç gündür kayıptır. Senatör olayın medyaya yansıyıp, seçim kampanyasının zarar görmemesini sebep göstererek polis yerine Joe’dan kızını bulup getirmesini ister. Filmin ilerleyen dakikalarında, reşit olmayan kızları kaçırıp bir evde hapseden ve bunlarla ilişkiye giren bir takım adamlar olduğunu öğreniyoruz. Bu adamların arasında vali Williams ve hatta bana kalırsa senatör Albert Votto da vardır. Vali Williams senatörün kızı Nina’yı da bu evlerden birine alınca, senatör tüm bu yaşananlara bir son vermeye karar verir. Bunun için de acımasızlığı ile ün yapmış Joe’dan yardım ister. Senatörün de bu kirli işlere bulaştığına dair birkaç ipucu veriliyor;
  • Senatörün kızının tutulduğu adresi bilmesi. Aslında senatörün kızı kayıp değildir. Adresi de kaçıranlar ona söylememiş, zaten kendisi de bu adreste bulunmuştur. Joe ile konuşurken “o tarz evleri gördüm” diyor.
  • Filmin bir sahnesinde, Joe’nun vurduğu adam ölmeden önce Joe’nun “Senatörü siz mi öldürdünüz? Neden öldürdünüz?” sorularına yanıt olarak: “Tüm bu işleri bırakmak istiyordu, sürekli sızlanıyordu” demesi.
  • Senatör intihar ettiğinde (daha doğrusu ettirildiğinde) hakkında televizyonda yapılan haberde: “senatör hakkında  cinsel istismar iddiaları vardı.” Denmesi.


Joe ile senatörün anlaşmasından sonra olaylar gelişir.

Filmin senaryosu çokça şiddet içeren bir film olma potansiyeline sahip. Ancak yönetmen Lynne Ramsay şiddeti başarıyla kamufle ederek perdeye aktarır; kimi zaman bir kapıyı engel yapar, kimi zaman güvenlik kameraları görüntüleri ile bazen de etkili kamera açıları ile yaşanan olayları vererek şiddeti olabildiğince az gösterir. Şiddeti göstermeden etkisini anlatmak bakımından Lynne Ramsay’in çok başarılı olduğunu söylemek lazım.

Filmde filmin iki karekteri, Joe ve Nina’nın zaman zaman geriye doğru saydıklarını görürüz. 40, 39, 38, 37, 36 …. şeklinde. Bu bir anlamda o an maruz kaldıkları travmatik olaylara dayanma/direnme biçimleridir. Bir çocuğa enjeksiyon yapılırken hemşireler bazen çocuğa “hadi sen şimdi 10’a kadar say. Bak göreceksin sen daha on demeden bitmiş olacak” derler. Buradaki geri sayma da biraz böyle. Nitekim Joe Nina’yı kurtarmaya gittiğinde Nina geri saymaktadır. Joe’nun odaya girip oradaki kişiyi etkisiz hale getirmesi ile Nina kameraya dönerek (Dördüncü duvarı yıkarak) “Bir” der. Yani bitti, kurtuldum der.

Zaten depresif ve yalnız olan Joe annesini de kaybedince büsbütün yalnız kalır.Yaşamak için tek motivasyon kaynağı olan annesinin ölümü ile Joe intihar etmeye karar verir. Annesini nedense toprak yerine suya gömecektir. Cesedin derine batması için de annesini sarmaladığı poşetlerin içine taşlar koyar. Bu sırada kendi ceplerine de taşlar koyan Joe annesi kucağında suyun içinde yavaş yavaş batar. Bu sırada yine geriye doğru saymaktadır: 40, 39, 38, 37….. Ancak son anda intihar etmekten vazgeçer. Çünkü onun intiharı, Nina’nın da ölümü demek olacaktır. Cebindeki taşları çıkarır ve sudan çıkar. Artık annesi yok ama  Nina vardır. Nina’yı kötü adamların elinden kurtaracak ve deyim yerindeyse hayatın sillesini yemiş iki insan olarak birlikte ayakta durmaya çalışacaktır. Filmin sonunda da hala intihar düşüncelerinden tamamen kurtulmadığını gördüğümüz Joe Nina’nın gelip “Çok güzel bir gün” demesiyle intihardan tamamen vazgeçer. Nina’nın söylediği “Çok güzel bir gün” cümlesini kısık sesle tekrarlar. Sonrasında yüzünde gülümseme belirir. Annesinden sonra yeni  yaşam motivasyon kaynağını bulmuştur. Nina.

You Were Never Really Here, etkili kamera ve ışık kullanımı, başarılı kurgusu, Joaquin Phoenix‘in üstün oyunculuğu ve Jonny Greenwood’un çok iyi müzikleri ile son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri.

Puanlama

7.8

7.8
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 8.8

Mehmet Ebret Aile Hekimi olarak çalışmaktayım. Herkesin para kazandığı profesyonel uğraşının, yani mesleğinin yanı sıra, en az bir hobi edinmesi gerektiğine inanırım. Bu düşünceden hareketle severek uğraştığım iki hobim var; Fotoğraf ve sinema. Amatör bir ruhla fotoğraf çekmeyi, insanlarla paylaşmayı çok severim. Aynı şekilde film izlemek, filmler hakkında konuşmak, yazmak, okumak severek yaptığım uğraşlardır.

Bir Cevap Yazın