Ana Sayfa Kırmızı Halı ve Festivaller Oscar 90. Oscar Ödül Töreni Darkest Hour (2017): Savaş mı Barış mı?

Darkest Hour (2017): Savaş mı Barış mı?

Darkest Hour (2017): Savaş mı Barış mı? 5.0
1
Pride & Prejudice (2005), Atonement (2007), Anna Karenina (2012) gibi dönem filmleriyle tanıdığımız Joe Wright, yanına The Theory of Everything (2014) filminin senaryosu ile Oscar adaylığı kazanan senarist Anthony McCarten‘i alarak seyirciye II. Dünya Savaşında geçen bir Winston Churchill portesi sunuyor. 90’ıncı Akademi Ödülleri’nde 6 dalda aday olan yapım, Gary Oldman‘ın performansıyla da öne çıkıyor. Aynı yıl içerisinde hem Netflix yapımı olan The Crown dizisiyle hem de Jonathan Teplitzky‘ın yönettiği Churchill filmiyle üç farklı oyuncudan “Winston Churchill” performansı izlemiş oluyoruz. İngiltere’de yaşanan ‘Brexit’ olayları sebebiyle hem televizyona hem sinemaya aktarılan Winston Churchill hikayeleri arasında Darkest Hour adından daha çok söz ettiriyor.

II. Dünya Savaşı’nın başlarında Nazi Almanyası, tüm Avrupa’ya korku salmaktadır. Britanya Başkanı Neville Chamberlain’in (Ronald Pickup) istifa etmesiyle görevin başına Winston Churchill (Gary Oldman) gelir. Churchill, göreve geldiği gibi bir yol ayrımına düşer. Önünde iki seçenek vardır; ya Hitler ile barış yoluna gidecektir ya da ülkesini yeni bir savaşa sürükleyecektir.


Joe Wright
, yaptığı dönem filmleriyle adından sıkça söz ettirse de Darkest Hour ile aynı başarıyı yakaladığını pek söyleyemeyiz. Anna Karenina gibi deneysel bir çalışmanın ardından tekrar klasik anlatıma dönmesi ve bu anlatımı klişelerle donatması, ödül sezonu kodlarını kullanması hâliyle hayal kırıklığı yaratıyor. Wright, yaşanan siyasi olayları birebir aktarmayı tercih ederken aynı ince çalışmayı karakterler üzerinde gösteremiyor. Kristin Scott Thomas‘ın canlandırdığı Clemmie karakteri her başarılı erkeğin arkasında olan güçlü kadın portesi için zayıf kalıyor. Hikâyenin gidişatı ve sinema dili Clemmie karakterini gün yüzüne çıkartamıyor. Onun dışında filmin duygusal bağını oluşturması beklenen Elizabeth Layton (Lily James) karakteri bekleneni veremiyor. Yaşatması gereken duygular sadece birkaç cümle ile ağzından çıkıyor. Yan karakterle oldukça yüzeysel kalmış oluyor. Yaşanan olayların birebir aktarılması “klasik anlatı” için önemli bir değer ifade etse de filme yeni bir söylem katmıyor.

Filmin en büyük artısı Gary Oldman gibi yetenekli bir oyuncunun tarihe damgasını vurmuş bir siyasetçi olan Winston Churchill’i canlandırması oluyor. Plastik makyajın altında tanınmayacak hale gelen Oldman adeta Churchill’e yeniden hayat veriyor. Aynı yıl içerisinde izlediğimiz John Lithgow (The Crown) ve Brian Cox‘dan  (Churchill) çok daha iyi performans sergiliyor. Joe Wright, Churchill karakterinin iç dünyasını oluşturmak için farklı bir yol çizmiş diyebiliriz. Tarih kitaplarından bildiğimiz üzere despot, aksi ve savaş yanlısı bir karakterken filmde oldukça tonton, sevimli ve tatlı-huysuz bir adam olarak görüyoruz. Biyografi türündeki bir film için bu tercih pek doğru olmayabilir.


Brexit-Churchill olayına gelecek olursak, İngiltere’de yaşanan “Brexit” olayı Winston Churchill’in yeniden anılmasına sebep olduğu gibi İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararından sonra başlayan bu süreç, milliyetçiler tarafından Churchill’in ne kadar büyük bir lider olduğuna dair övgülere dönüştü ve bu övgüler sadece siyaset alanında kalmayıp televizyon ve sinemaya da sıçradı.

Darkest Hour için Christopher Nolan imzalı Dunkirk filminin tamamlayıcı desek yanlış olmaz. Nolan’ın aksiyon ve savaş görüntüleriyle aktardığı Dunkirk olayını Wright, Darkest Hour ile diplomatik açından seyirciye aktarıyor.

Altı dalda Oscar adaylığı kazanan yapım, Gary Oldman‘ın performasıyla altın heykelciği kucaklayacak gibi duruyor. Bunun yanı sıra Oldman’ı tanınmayacak hale getiren “Saç ve Makyaj” ise filmin iddialı olduğu bir diğer kategori oluyor. Tüm bunların dışında film yeni bir söylem katmıyor. Yapılan Churchill projelerinin ardından sadece oyunculuk performansı ile sıyrılabiliyor. Beklenen ya da aranan Winston Churchill biyografisini ne yazık ki sunamıyor. Yan karakterlerinde heba edilmesiyle film adeta hayal kırıklığına dönüşüyor.

Puanlama

5.0

5.0
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Oğuzhan Durmuş 1994 yılında Kocaeli Gölcük'te doğdu. Sinemaya olan ilgisini durduramayıp Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde Radyo, Televizyon ve Sinema okumaya başladı ve hala da okumaya devam ediyor. İleride kendi çekeceği filmlerin hayaliyle de yaşamaya devam ediyor.

Yorum(1)

Bir Cevap Yazın