Ana Sayfa Yönetmen Sineması Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (2004): Harry’nin Karanlıkla Tanışması!

Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (2004): Harry’nin Karanlıkla Tanışması!

Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (2004): Harry’nin Karanlıkla Tanışması! 9.1
1
Harry Potter evreni belli bir kuşağın hayatında büyük yere sahiptir. Hem kitapları hem de filmleriyle çok konuşulan serinin iyi sinematik işler çıkarmaya olan bağlılığı ise oldukça önemli bir durum. Çünkü nasıl J.K. Rowling’in kitapları benim de içinde bulunduğum kuşağın edebi gelişimine katkıda bulunmuşsa film serisindeki iyi işler de aynı kişilerin sinema açısından eğitimine katkıda bulunmuştu. Hele ki bir kuşağın bu seriyle büyüdüğü düşünüldüğünde bu durumun ne kadar önemli olduğu görülüyor. Serinin en sinematik filmlerinden biri ise Alfonso Cuaron’un yönetmenlik koltuğunda oturduğu 3. Film, Harry Potter and the Prisoner of Azkaban’dır bana kalırsa. Cuaron, bu filmde Harry, Ron ve Hermione ile etkileşim kurarak ve karakterlere sahip olmaları gereken derinliği katarak ilk iki filmde Chris Columbus’un keşfettiği bu ikonik kadroyu ilk kez gerçek anlamda keşfetmemizi sağladı. Buna Cuaron’un müthiş teknik yetkinliği de katılınca serinin en iyi filmlerinden biri ortaya çıkmış oldu.

Alfonso Cuaron’un seriye dahil olduğu The Prisoner of Azkaban, hem kitaplarda hem de filmlerde önemli bir değişikliğin olduğu, kritik bir noktadır. The Prisoner of Azkaban, Harry Potter’ın çocuklar için olan macera hikayelerinden uzaklaşıp karakterlere ve hikayeye oldukça karanlık ve incelikli bir yaklaşımla bakan bir hale gelişini simgeliyor. Ve bu geçiş için de Cuaron’un mükemmel bir seçim olduğunu belirtmek lazım çünkü Cuaron, bu hikayenin atmosferini çok doğru analiz edip serinin devam filmlerinin de sahip olduğu kasvetli tonun belirlenmesini sağlamıştı.

Serinin üçüncü filminde Harry’nin hayatında bir dönüm noktası olan Hogwarts’taki üçüncü yılına tanık oluyoruz. The Prisoner of Azkaban’da Harry, ünlü büyücü hapishanesi Azkaban’dan kaçan katil Sirius Black’in hedefindedir. Ancak Harry tehlikelere rağmen okula geri dönmüştür. Bu filmde heyecan verici hikayenin yanında seride önemli yere sahip birçok karakter, yaratık, mekan ve obje ile de karşılaşıyoruz: Ruh Emiciler, kurtadamlar ve daha birçok ürkütücü yaratıklar, “The Knight Bus” (Hızır Otobüs), “Time Turner” ve daha birçoğu. Cuaron’un sadece atmosferi yaratırken değil de bu tür detayları kullanırken ki başarısı filmi değerli bir uyarlama haline getiriyor.

Cuaron’un Y Tu Mama Tambien’den sonra bu filmi çekmesi ise kariyerinin ne kadar sıradışı işlerle dolu olduğunun bir örneği bana kalırsa. Cuaron, hikaye bakımından birbirinden çok farklı işlere imza atsa da önceki işlerinde kullandığı bazı teknikleri Harry Potter’a da getirerek seriye güzel bir katkıda bulunuyor. Filmde Cuaron’un kullanmayı çok sevdiği uzun tek plan çekimlerin ve hareketli kamera kullanımına sahip sahnelerin birçok örneği bulunuyor ve yönetmen her filminde olduğu gibi burada da kullandığı tekniklerle hikayeye ve yarattığı atmosfere katkıda bulunabilmiş. Mesela filmin hemen başlarında Hogwarts’ta Dumbledore’un konuşması sırasındaki hareketli çekimler Cuaron’un çok kullandığı bir tekniğe örnek. Bu sahnede film boyunca sık sık gördüğümüz gibi hareketli bir kamera kullanılmış ve bu da sahneye bir momentum katmakla birlikte tedirginlik hissi yaratmayı da sağlıyor. Kameranın sürekli hareket halinde olduğu bu gibi sahnelerin filme kattığı bu tedirgin hava ise bir katilin korku saldığı bu film için uygun bir atmosfer oluşturmaya yardım ediyor. Ayrıca Cuaron’un hareketli kamerası seyirciyi hikayenin içine çekmesini de sağlıyor.

“Harry, you are in grave danger.”
(Harry, büyük tehlikedesin.)

Cuaron’un plan sekanslarını çok sevdiği de bir başka gerçek. En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandığı Gravity’deki 17 dakikalık kesintisiz açılış sahnesinden tutun da Children of Men’deki tek planda çekilen müthiş sahnelerine kadar kariyerinde çokça kullandığı bir teknik bu. Ve kendisinin plan sekans sahneleri çekmede bir usta olduğunu söyleyebiliriz. The Prisoner of Azkaban’da ise diğer filmlerine kıyasla daha kısa tek çekimler olsa da yine film için önem teşkil eden bir sahnede bunu kullanmış Meksikalı yönetmen. Benim hem filmde hem de seride en sevdiğim sahnelerden biri olan Harry’nin içinde bulunduğu asıl tehlikeyi öğrendiği ve bunun önemini anladığı sahne, yine plan sekans olarak çekilmiş. Cuaron’un bu tekniği nasıl anlatıyı destekler halde kullandığının da iyi bir örneğidir bu sahne bence. Filmin serinin ilk iki filmine atıfta bulunan, kısmen neşeli geçen ilk birkaç sahnesinin ardından gelen sahnede, Harry ile Mr.Weasley’nin konuşmasına dahil oluyoruz, konuşma ilerledikçe ve konunun önemi arttıkça bu ikilinin diğer karakterlerden ayrıldığına ve Harry’nin arkadaşlarından izole edildiğine şahit oluyoruz. Bu sırada Sirius Black’in duvarda bulunan görüntüsü ise ön planda tutuluyor ve bu da asıl tehlikeye dikkat çekmeye yarıyor. Konu direkt Black ile ilgili hale geldiğinde Black’in görüntüsü Harry ile Mr.Weasley’nin arasına yerleştiriliyor. Daha sonra konuşmanın en kritik anı geldiğinde ise odak tamamen dışarıdan izole ve yalnız bir durumdaki Harry’e dönüyor. Tek çekim süresince Harry, Mr. Weasley ve duvardaki Sirius Black’in “aranıyor” posteri arasında yaratılan dinamikler Cuaron’un ne kadar iyi bir sinemacı olduğunun bir örneği. Bu sahne filmdeki ton değişikliğini yaratmayı sağlayan temel sahnelerden biri olduğu için de ayrı bir öneme sahiptir. Bundan sonra filmde hep bir tedirginlik duygusu ön planda olacak, hep karanlık bir atmosfer görülecektir. Bu sahnenin son anında Harry’e odaklanılması da seri boyunca hakim olan yalnızlık duygusunun güzel bir gösterimiydi. Burada görüldüğü gibi yalnızlık filmin önemli temalarından biri olacak, hatta seri boyunca da devamlı karşımıza çıkacaktır. The Prisoner of Azkaban’da ise Cuaron, birçok sahnede Harry’i çevresinden, arkadaşlarından ayırarak bu temaya fazlasıyla vurgu yapmıştı.

Heyecan verici bir hikayeye, hayranlık uyandırıcı yapım tasarımlarına, başarılı oyunculuklara, John Williams’ın muazzam müziklerine ve Cuaron’un etkisini her anında hissettiğimiz müthiş yönetmenliğine sahip olan The Prisoner of Azkaban, hiç kuşkusuz seriyi sevenler için özel bir yere sahip olmaya devam edecektir. Ancak seriyi sevmeyenleri bile seriyi sevmeye itebilecek güzellikteki bir film bu. Ve filmin başarısındaki en büyük etmen Alfonso Cuaron tabii ki. Bu nedenle birçok kişinin serideki favorisi olan bu filmi yöneten Alfonso Cuaron’a hatta onu bu filmi yönetmek için ikna eden Guillermo del Toro’ya özel bir teşekkür etsek yeridir.

Puanlama

9.1

9.1
Kullanıcı Oyu: ( 4 oylar ) 8.8

Sesil Yersu Uncu İstanbul’da doğup büyüdüm. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde sevdiğim iki bölümü okumaktaydım. İlk bölümüm İşletme Mühendisliği’nden yeni mezun olmuş durumdayım. Makine Mühendisliği’ne ise devam etmekteyim. Müzik, sinema ve spor üçlüsünün olmadığı bir hayatı asla düşünemeyen biriyim. Sinemanın büyülü dünyasına ise daha çocukken gittiği filmlerle kapılmış ve her zaman güvenebileceği bir dünya olduğunu bulmuş bir sinemaseverim.

Yorum(1)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir