Ana Sayfa İnceleme In the Mood for Love (2000): Aşkın En Zarif Hali

In the Mood for Love (2000): Aşkın En Zarif Hali

In the Mood for Love (2000): Aşkın En Zarif Hali 8.7
0
“Huzursuz bir anda kadın erkeğin yakınlaşmasını sağlamak için başını önüne eğmişti ama erkek yapamadı. Çaresizlikten kadın döndü ve uzaklaştı.”

Müziğin klasik girişi, sekansların klasik duruşu ile beraber şiir gibi akışı ve kadının tüm zarafeti ile ekranı dolu dolu bir aşka bırakıyor film. Üstelik daha ilk dakikadan sizi karşılıyor tüm bu zarafetler topluluğu.
Mevlana diyor ya hani ‘insanlar kıyafetleriyle karşılanır, bilgileri ile ağırlanır, ahlaklarıyla da uğurlanırlar.’ Bu filmi bu vecize ışığında okumlamak inanılmaz doğru olacaktır. Çünkü, ahlak, aşk, klasik, hüzün, ölçülü olmak ve daha insanın içini ısıtan ve soğutan nice kavramlar zarafet bütünlüğünde filmde karşılığını buluyor. Kamera açısı dediğimiz şey, belki de soyut kavramları ender şekilde bu denli tam gösterebiliyor. Film aslında film sanatının aşka bakışını belki de en olduğu gibi ve en şairane biçimde sunabilenlerden. Sebebi sanırım, Shigeru Umebayashi’nin film için bestelediği Yumeji’s Theme parçasında da saklı olabilir.


Filmi, Mevlana’nın yukarıdaki vecizesi üzerinden okumlamayı, tabii ki Bayan Chan’in tüm film boyunca üzerinde taşıdığı, taşımak ile kalmayıp adeta olay-mekan-zaman üçlemesi ile yoğurduğu *Cheongsam tarzı elbiselerini düşünerek söylüyorum. Çünkü, tüm film boyunca o elbiseler, konunun inişli çıkışlı olmasına paralel olarak değişiklik göstermiştir. Her değişiklikte dahi kadının asaletini, kadınsallığını ve ölçülü oluşunu bizlere görsel şölen olarak sunmuştur. Yani biz, kadının ve erkeğin hareketlerini kıyafetleri ile bütünlük halinde olduğunu her sekansta görebildik. Cheongsam elbiseleri uzak doğunun kendi kültürlerini modernizm ile yoğurmalarından ortaya çıkmıştır. Gelenekselliğin ve modernitenin keskin çizgisini esnetmeyi başarılı şekilde kıvıran Uzak Doğu, sinema alanında da sinema araçlarını kullanarak alanında bu nadirliğe kavuşmuştur. Bayan Chan’in harika elbiseleri ve modern yaşamı, filmin konusu ile bütünlük halindedir. Bay Chow’un ise, her zaman ayna gibi parlayan bakımlı, taranmış saçları doğasındaki şık ve yine ölçülü oluşunu göstermektedir.

Bayan Chan ve Bay Chow yan dairelerde oturan evli  birer çalışandır. Kocasının iş seyahatleri dolayısıyla kocasından sürekli ayrı olan Bayan Chan’in yaşamı, işi, evi, makarna dükkanı ve sinema salonu arasında geçmektedir. Kocası tarafından aldatıldığını hissetmekten öte bilmektedir de. Evliliğin kadına yüklediği sorumluluğun epey bilincinde olan Bayan Chan, aldatıldığını bile bile ara ara sadece duşta ağlayarak yaşamına devam etmektedir. Yaptığı evliliğin, hayatını bir zindana çevirdiğini bakışlarından, yaşamındaki sınırlı tercihlerden ve mutsuzluğundan ve Bay Chow ile sohbetinde kurduğu cümlelerden anlayabiliyoruz: ‘Bekarken sadece kendinden sorumlusundur. Ama evlenince tek taraflı iyi olmak yetmez.’ der Bayan Chan. Bu cümleleri kurduğu sırada, birlikte ilk kez yemeğe çıkmışlardır ve yemekte, kendilerini aldatan eşlerinin yerlerine koyarak onları anlama oyunu oynarlar. Tüm gece. Tüm gece evlilik zindanlarındaki çırpınışlarını birbirlerine gösterirler.


Bay Chow da yaşamını hayatın kıyısında sakince ve sadakatle yaşayanlardandır. O da karısının iş seyahatleri dolayısıyla eşinden ayrı yaşamaktadır. Çok az beraber oldukları için, eşine bu zamanlarda küçük sürprizler yaparak aslından çok iyi bildiği halde aldatıldığını görmezden gelmeye çalışmaktadır. İyi, anlayışlı ve sevgi dolu bir koca olmaya çalışmaktadır. Yahut, kendisini aldatan eşini elinde tutmaya çalışmaktadır. Bir erkeğin de bir kadının da evlilik ilişkisi yahut tüm gönül ilişkilerinde aldatıldığını bildiği halde ‘ilişki’ kavramına duydukları saygıdan ötürü durumu dile getirmeyip sadece kendilerinin acı çekmesine izin vermeleri epey zordur. Filmde, nasıl acı çektiklerini, Bayan Chan ve Bay Chow’un beraber olmayı o kadar istedikleri halde ölçülü duruşlarından taviz vermemelerinden anlıyoruz. Hatta bu durumu direkt şöyle bir replikten duyuyoruz:

‘biz onlar gibi değiliz’
Bayan Chan ve Bay Chow yavaş yavaş birbirlerini en iyi anlayan iki arkadaş olurlar. Fakat bu arkadaşlık onlara sadece acı verir. Çünkü klasik bir tabir ile kendilerini birbirlerine ait hissettikleri halde, yaşadıkları toplumun ahlaki boyutunu aşmayarak, bulundukları sözde evliliğin de sorumluluklarını aşmayarak birbirlerini yaşamaya çalışmaktadırlar. Dünyanın en zor durumu, elini uzatabilecek kadar yakın olan birine elini uzatamayacak kadar ağır sorumlulukların mani olmasıdır kanımca. Bay Chow, briyantinli saçları ile yağmurun altında beklediği sırada yaktığı sigarası ve fonda çalan şarkının tınısı ile sekansın içine izleyiciyi adeta alıverir. Bir adam bu kadar hüzünlü bakarken, içinde nasıl felaketler koptuğunu dumanını üflerken gösterebilir mi? Gösterebilir, biz her dumanını üflediğinde, ceketini omzuna alıp elini cebine sokup usulca yürüdüğünde ya da Bayan Chan’in kapısına yıkılarak baktığında görebiliyoruz.


Çok iyi arkadaş olmaktan öte birbirlerine aşık olan çift, o kadar çok sancılı zamanlar geçirirler ki kendi evliliklerinde yaşadıkları sıkıntılar için birbirlerinde prova ederler. Bay Chow Bayan Chan’e aldatıldığını bildiğini kocasına söylemesini tembih eder ve güçlü olması gerektiği konusunda ona yardımcı olmaya çalışır. Bu iki vasat durum onları daha da yakınlaştırır. Fakat kendilerine hep söyledikleri şeyi tekrarlarlar:
’biz onlar gibi değiliz.’

Film boyunca, biz izleyici ve yönetmen arasında büyük bir sır saklar gibi birbirimizden kaçıyoruz. Birbirimizden kaçmamıza yardımcı olan sekansların birinde yönetmen sır ile alakalı eski bir geleneği Bay Chow’un ağzından döküverir:

‘Eskiden insanlar paylaşmak istemedikleri bir sırları olduğunda, bir dağa çıkarlarmış. Bir ağaç bulup, bir kovuk oyarlarmış. Sırlarını o kovuğa fısıldar, sonra da çamurla kaparlarmış. Böylece sırlarını hiç kimse öğrenemezmiş.’

İşte yönetmen burada sırrı Bay Chow aracılığıyla tarihi bir tapınağın duvarındaki oyuğa söyletir. Ardından oraya birkaç parça  bitki, çimen doldurup mühürletir. Doğa insanın aynası olduğu için en büyük sırdaşı da olmuş olur.

Hakikaten de Bay Chow ve Bayan Chan büyük acı içerisinde olsalar dahi onlar gibi olmadılar.  Kendilerini kendilerinden korumaya çalıştılar. Zamanla Bay Chow onlar gibi olmamak adına daireden taşınır. Bayan Chan bu sefer Bay Chow için acı çekse de evli bir kadının ölçülü oluşuna devam ederek sadece durur. Öylece durur.


Zaman geçer. Bay Chow sırrını fısıldadıktan sonra, Bayan Chan bir gün yanında bir çocuk ile eski yaşadıkları apartman dairesine gider. Öylece bakıverir her yere, Bay Chow’un dairesine kendi dairesine koridora, komidine… Sonra ev sahibi ile sözde yoğun sohbetin ardındaki derin sessizliği filmin harika müziği ile gözlerimize bırakıverir.
Sahi, Bay Chow’un derin acı çekerek söylediği sır, öpüşmekten dahi çekinen iki kişinin hangi sırrıdır?

“O kaybolan yılları hatırladı. Sanki tozlu bir pencereden bakar gibi. Geçmiş görebildiği ama dokunamadığı bir şeydi ve gördüğü her şey bulanık ve belirsizdi.”

Kar-Wai Wong’un buğulu bir gecede yaşanabilecek aşkı anlattığı 2000 yapımı filmi, üçlemenin ikinci filmidir. Sıralama şöyledir;
“Vahşi Günler (A Fei zheng zhuan), Aşk Zamanı (Fa Yeung Nin Wa) ve 2046”. Bu sıralamada izlemek elbette o şiirsel tadı daha kati şekilde verecektir. Film, şiirselliğini edebi bir eser oluşu ile beraber görüntü yönetmeninin harikulade kamera tutuşu ile aktarmaktadır.

İyilik için seyirler.

Puanlama

8.7

8.7
Kullanıcı Oyu: ( 2 oylar ) 7.8

Sedef Açıkgöz 'Germanistik deryasında Tarkovski karakteri gibi elimde mum ile 'Işık'ın peşindeyim'

Bir Cevap Yazın