Ana Sayfa Eleştiriler Never Rarely Sometimes Always (2020): Kendine Ait Bir Karar

Never Rarely Sometimes Always (2020): Kendine Ait Bir Karar

Never Rarely Sometimes Always (2020): Kendine Ait Bir Karar 7.5
0

“Kararın ne olursa olsun, senin olduğu sürece uygundur”. Henüz 18’ine basmamış Autumn’a (Sidney Flanigan) kürtaj kararını verdiğinde hastanedeki sosyal hizmet danışmanının verdiği bu cevap, basit gibi görünen hayati bir ilkenin, kadın özgürlüğünün feda edilemez bir parçası olduğunu yeniden hatırlatıyor. Eliza Hittman’ın senaryosunu kaleme alıp yönettiği Never Rarely Sometimes Always filmi, bir genç kadının, 18 yaş altı için kürtaj işlemini yasalarla ebeveyn iznine tabi kılan Pennsylvania’dan kürtaj konusunda liberal bir serbestlik olanağı tanıyan New York’a yolculuğunu ele alıyor.

Bir Amerikan bağımsız yapımı olmasına rağmen Doğu Avrupa sinemasının diyaloğu az, soluk renkli ve kasvetli atmosferini çağrıştıran yapısıyla, tematik bir ilham kaynağı olarak Romanyalı yönetmen Cristian Mungiu’nun 4 Months, 3 Weeks and 2 Days (2007) filmini kolayca akıllara getiriyor. Çavuşesku’nun otoriter Romanya’sında yasaklı olan kürtaj işlemini yaptırabilmek için gizli kapaklı otel odalarında mücadele veren genç bir kadın ve ona var gücüyle destek olan arkadaşını merkeze alan yönetmen Mungiu’nun kurduğu olay örgüsü, yankısını Never Rarely Sometimes Always filminde, bu kez demokratik bandrollü bir ülkede, daha yaşça küçük iki genç kadının New York’a uzanan kürtaj yolculuğunda buluyor. Yine de Mungiu’nun aksine Eliza Hittman’ın çerçeve ve anlatı tercihleri sert ve yüklü imajlardan müteşekkil değil. Film, lise müsameresinde şarkı söyleyen Autumn’un performansını yarıda kesen izleyiciler arasındaki bir erkek öğrencinin cinsiyetçi sözlü taciziyle açılıyor. Nitekim yönetmenin bu sahneden başka izleyiciye ‘gösterdiği’ rahatsız edici bir olay yok.

Filmin dramatik yapısı Autumn’un sessiz ve içe dönük karakteriyle örtüşür bir tonda, genç kadının başına gelenlerin bir örtünün altına süpürüldüğü ama ağırlığının bütün bir filme sirayet ettiği boğucu bir atmosferde yol alıyor. Ne Autumn’un istenmeyen gebeliğinin, ne ergenlik travmalarının, ne de ailesindeki sorunların sebepleri filmde izah ediliyor. Genç yaşında partneri tarafından maruz bırakıldığı cinsel şiddet öyküsü bile, kürtaj operasyonu öncesinde sosyal hizmet uzmanı tarafından doldurulan, filme de adını veren, ‘Asla’, ‘Nadiren’, ‘Bazen’, ‘Daima’ gibi şıklardan oluşan, o boğaza yumru indiren form sahnesinde açığa çıkıyor. Bu yönetmen tercihinin, filmin hikâye kurgusunun Autumn’un karakter yapısıyla paralellik kurmasından başka bir anlamı daha var. Eliza Hittman, ilgisini, sebepleri travmatik olsun ya da olmasın, kadınların kürtaj örneğindeki gibi kendi bedenleri üzerinde karar verme iradelerini baskılayan toplumsal ve kurumsal engebelerin üzerinde tutuyor. Bütün bu yapılarla mücadele deneyimini, henüz reşit olmayan, 17 yaşındaki bir karaktere yükleyerek meselesini daha da karmaşıklaştırıyor ve seyirciye sorduğu soruları daha da zorlaştırıyor. Bir kadın olmak, bir genç kadın olmak, dahası tüm otoriteler bir yana, aile iktidarının etki alanından henüz yasal olarak çıkamamış bir genç kadın olmak devlet ve toplum için nedir? Kürtaj gibi, hem ruhsal hem fiziksel sağlığı açısından hayati bir öneme sahip bir durumu ailesine dahi açamayan, yaşadığı yerdeki gebelik sonlandırmaya yönelik prosedürleri muhafazakar niyetlerle sınırlandırılmış yasaların insafına terk edilen bir genç kadının kendi bedeniyle, içinde yaşadığı toplumla ya da tüm bu kurumlarla deneyimi nasıl anlaşılabilir? Bu yüzden Autumn, bedeni üzerindeki karar verici olma iradesini, burnunda el yordamıyla açtığı bir hızma deliğiyle başlatır. Bu kadınlık iradesinin, bedenini de içine hapsedecek şekilde etrafına örülmüş duvarlar karşısında muzaffer olduğu an ise tüm zorluklara rağmen filmin sonunda kürtaj olmayı başardığı o ana karşılık gelir.

Yönetmen Eliza Hittman, kürtaj üzerinden ele aldığı, ataerkil dünyada kadın olmak meselesinin panzehirinin kadın dayanışması olduğunu film boyunca çok sade ama güçlü imgelerle hissettiriyor. Tıpkı 4 Months, 3 Weeks and 2 Days filmindeki iki genç kadının dayanışmasında olduğu gibi, Autumn’u zorlu yolculuğunda yalnız bırakmayan, kuzeni olarak bildiğimiz Skylar’ın (Talia Ryder) varlığı ve desteği, sadece kadın olmaktan, aynı deneyimi paylaşmaktan gelen bir duygudaşlığa, bir nevi yoldaşlığa işaret ediyor. Birbiriyle pek fazla konuşmasalar da zaman zaman sadece bakışlarından anlaşabildikleri bir yakınlık kuruyor yönetmen. Kürtaj masrafları için çalıştıkları marketten para çalmaları, New York metrolarının hiç bitmeyecekmiş gibi uzayan merdivenlerinde gittikçe ağırlaşan valizlerini beraber yüklenmeleri, Skylar’ın Autumn’un uykusuzluktan kararan göz altlarını bir kapatıcıyla kapatmaya çalışması ya da Autumn’un, bilet parası için borç aldıkları gençle isteksiz bir öpüşmeye mecbur kalan Skylar’ın elini tam da o huzursuz öpüşme anında tutarak desteğini hissettirmesi; hepsi ihtiyaç anında orada olmanın, yükü beraber omuzlamanın, birbirinin açığını kapatmanın güçlü simgesel temsilleri olarak karşımıza çıkıyor.

Eliza Hittman’ın sade ve dokunaklı üslubu, bu yıl hem sinemaseverlerde hem de önemli festivallerde karşılık buldu. Dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde ABD-Drama kategorisinden Jüri Özel Ödülü’yle dönen film, Berlin Film Festivali’nden ise Jüri Büyük Ödülü’yle ayrıldı. Never Rarely Sometimes Always, pandeminin gölgesinde geçen 2020 yılının en iyileri listelerinde kuşkusuz üst sıralarda kendine yer bulacak bir film.

Puanlama

7.5

7.5
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 8.1

Burak Yılmaz 1990 yılında Denizli’de doğdu. ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldu. İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisansını tamamladıktan sonra aynı bölümde doktoraya başladı. Deleuze’ün de teşhis ettiği üzere, sinema aracılığıyla kendine bir yer-yurt arama çabası içindedir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir