Ana Sayfa Vizyon Cold War (2018): Soğuk Rüzgarların Taşıdığı Eski Bir Şarkı  

Cold War (2018): Soğuk Rüzgarların Taşıdığı Eski Bir Şarkı  

Cold War (2018): Soğuk Rüzgarların Taşıdığı Eski Bir Şarkı    8.0
0
Pawel Pawlikowski, siyah beyaz dönem filmlerine Cold War ile devam ediyor. Yönetmen, önceki filminde kıvamını tutturduğu tarife romans, müzik, dans ve daha geniş bir coğrafya ekleyerek aslında oldukça cüretkar davranmış. Fakat Cannes tasdikli kusursuza yakın yönetmenlik performansı, Pawlikowski’nin Ida ile koyduğu çıtayı daha da yükseğe taşımasını sağlıyor ve Cold War’ı bir başyapıt haline getiriyor. Geçtiğimiz günlerde dağıtılan 2018 Avrupa Film Ödülleri’nde En İyi Film, Yönetmen ve Senaryo dahil beş dalda ödül kazanarak törene damga vuran filmin Oscar için de iddialı adaylardan biri olduğu rahatlıkla söylenebilir.

‘’Wiktor, İkinci Dünya Savaşı sonrası Polonya’da etnik ve kültürel birliğin oluşturulmasına katkı sağlamak amacıyla kurulacak olan konservatuardaki eğitmenlerden biridir. Zula ise bu kurumun bir parçası olmak için seçmelere katılan güzel ve yetenekli genç bir kadın. İkili arasında başlayan aşk; Polonya’dan Yugoslavya’ya, Berlin’den Paris’e uzanarak 15 yıl boyunca sürecek bir soğuk savaşa dönüşecektir.’’

Cold War, anlattığı dönemin ve coğrafyanın siyasi arka planındaki liberalizm- komünizm çekişmesini Wiktor ve Zula arasındaki fırtınalı ilişki ile paralel bir biçimde görselleştiriliyor. Fakat Pawlikowski -belki de ilhamını kendi ebeveynlerinden aldığı için- bu analoji ile filmin samimiyetini ideolojik bir sembolizme kurban etme hatasına düşmemiş. Wiktor ve Zula’nın film boyunca yaptıkları seçimlerde sırasıyla liberal ve komünist ideolojilerin etkileri açıkça görülebiliyor. Wiktor’un Paris’e kaçışı ve Zula’nın Polonya’da kalışı bu paralelliğe dair verilebilecek örneklerin başında geliyor. Fakat Joanna Kulig’in olağanüstü performansı ve Tomasz Kot’un başarılı oyunculuğunun da etkisiyle karakterler film boyunca organik yapılarını korumayı başarıyorlar. Wiktor ve Zula yaşayan, nefes alan, acı çeken, aşık olan iki insan olarak yalnızca kişileşmiş ideolojilerden ibaret değiller. Ancak tıpkı film boyunca hikayeye, ülkeye, döneme ve etkin ideolojiye uygun bir şekilde tarzı değiştirilen şarkı gibi Cold War’ın ana karakterleri de aynı dışsal etmenlerin etkisi altındalar. Aralarındaki ilişkinin filme adını veren dönemin kendisi gibi bir soğuk savaşa dönüşmesinin ana sebebi de bu.
Pawlikowski, filmin zerafetle bezenmiş katmanlarının altına insanın en kişisel alanı sayılabilecek aşk hayatında dahi tarihsel dinamiklerden kaçamayacağını öne süren bir argüman yerleştirmiş. Cold War, senaryosu açısından öznel ve nesnel tarih arasındaki bu edebi simetriden beslenirken farklı mekanları kullanarak toplumsal bir perspektif sağlamayı da ihmal etmiyor. Lenin ve Stalin portrelerinin önündeki folklor gösterilerinden Paris’in sigara dumanından göz gözü görmeyen caz barlarına uzanan geniş bir panorama sunan film, bunu yaparken klasik dönem filmlerinden ayrılıyor. Çünkü filmin takip ettiği parçalı olay örgüsü; kırılma noktalarını objektif değil subjektif tarihten, yani ana karakterlerinin kişisel yaşam öykülerinden yola çıkarak belirliyor. Pawlikowski’nin karakterleri ön plana çıkarmak adına yaptığı bu tercih, filmin kurgusu açısından boşluklar yaratıp bütünlükten taviz vermesine yol açmış. Fakat her parçada ait olduğu zaman ve mekan ile uyumlu bir biçimde dönüşen ve değişen motifler (söylenen şarkı, sahne, gösteri, kostümler vs.) arka fondaki devinimin sürekliliğini sağlamak için başarıyla kullanılmış.

Pawel Pawlikowski, Cold War ile Polonya dağlarından esen soğuk rüzgarların  taşıdığı eski bir şarkı söylüyor. Film boyunca folktan jazza farklı versiyonlarını dinlediğimiz Dwa serduszka, cztery oczy ise bir buçuk saatlik bu şarkının hem ilham kaynağı, hem de nakaratı. Filmin yapısı sayesinde teatral ve müzikal yeteneklerini sınırsızca sergilemeyi başaran Joanna Kulig’in star ışığı göz kamaştırıcı. Ida ile 2015’te Oscar adaylığı da alan görüntü yönetmeni Lukasz Zal yine muhteşem bir iş çıkarmış. Hız kesmeden Rus muhalif yazar Eduard Limonov’un hayatını anlatan bir uyarlama üzerinde çalışmaya başlayan Pawlikowski, an itibariyle kariyerinin zirvesinde.

Puanlama

8.0

8.0
Kullanıcı Oyu: ( 2 oylar ) 7.6

Ziya Aydı 1993, Bursa doğumlu. Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Lisansüstü eğitimine Belçika’da devam ediyor. Film izliyor, düşünüyor, eleştiriyor, arada bir de şiir yazıyor.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir