Ana Sayfa Vizyon Küçük Şeyler (2019): Zebralaşan Erkeklik Maskesi Ardında Apolitik Bir Sınıf Taşlaması

Küçük Şeyler (2019): Zebralaşan Erkeklik Maskesi Ardında Apolitik Bir Sınıf Taşlaması

Küçük Şeyler (2019): Zebralaşan Erkeklik Maskesi Ardında Apolitik Bir Sınıf Taşlaması 6.0
0

Festival sezonunda Adana ve Antalya’dan çeşitli ödüllerle döndükten sonra geçtiğimiz günlerde Malatya’da şeytanın bacağını kırarak En İyi Film ödülüne layık görülen Küçük Şeyler, yönetmen ve senarist Kıvanç Sezer’in ikinci filmi. Başarılı performansıyla üç festivalde de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan Alican Yücesoy’un başrolü Başak Özcan ile paylaştığı filmin yapımcılığını ise Sarmaşık ve Kelebekler’in yönetmeni Tolga Karaçelik üstlenmiş. Kıvanç Sezer’in bir önceki filmi Babamın Kanatları’ndaki işçilerin inşaatında çalıştığı siteden krediyle ev alan bir çiftin hikayesini anlattığı yapım, yönetmenin farklı sosyal sınıfları farklı film türleri ile fakat birbirleriyle bağlantılı olarak ele almayı tasarladığı bir üçlemenin ikinci halkası olma özelliği de taşıyor. Bu açıdan absürd mizah soslu bir beyaz yakalı eleştirisi olarak tanımlanabilecek film, içeriğine uygun bir biçimde parlak fikirlerle paketlenmiş formu sayesinde yılın eli yüzü düzgün yerli yapımlarından biri olmayı başarmış.

Yönetici pozisyonunda çalışmakta olduğu ilaç şirketinin yeniden yapılanma sürecinde Onur’un işine son verilir. Eşinin işten çıkarılmasının ardından Bahar, kısa bir süre önce satın aldıkları evin kredi ödemeleri sebebiyle oldukça endişelidir. Kullandığı antidepresanın da etkisiyle işsizlik sürecinde eşine ve çevresindeki olaylara kayıtsızlaşan Onur’un yaşadığı bu ruhsal kriz evliliğinde de olumsuz sonuçlara yol açacaktır.

Filmin uluslararası adı olan La Belle Indifference, kişinin hastalığına karşı umursamazca davrandığı bir psikiyatrik bozukluğa atıfta bulunarak Onur’un davranışlarının sebebini açıklıyor. İşini kaybetmenin yarattığı maddi ve manevi şokla yüzleşmekten kaçınan Onur, bu süreçte vaktini tatil planlarına, dijital yaşam koçlarına ve imaj değişikliğine harcayarak içine düştüğü buhrandan kurtulmak adına somut adımlar atmaktan kaçınıyor. Filmin başındaki taksi sahnesinde, meslek kavramı Onur tarafından insanın kimliğini belirleyen nitelik olarak öne sürülmekte. Dolayısıyla Onur’un mental çöküşünü başlatan sebebi Karl Marx’ın yabancılaşma teorisiyle de açıklamak mümkün. Hayatın yapılan işten ibaret olduğu bir sosyal düzende işin kaybedilmesi kimliğin de kaybına yol açıyor. Bahsi geçen sahnede sarhoşluğun da etkisiyle ortaya çıkan aşırı mutluluk hali, Onur’un bu durumla baş edemeyip sığındığı inkar evresini gözler önüne sermekte. Bahar ise bir öğretmen/memur olarak ait olduğu toplumsal sınıfın özelliklerine uygun bir şekilde, karşılaştıkları soruna eşinden farklı tepkiler veriyor. Bahar’ın hayatla ilişkisi daha gerçekçi temeller üzerine kurulu iken Onur ise iyimser ve hayalperest bir karaktere sahip. Film hayata yönelik bu bakış açılarının arasındaki farkları sınıfsal bir yaklaşımla açıklamaya çalışırken insanın kişiliğinin de içinde yer aldığı sosyoekonomik statü tarafından belirlendiğinin altını çiziyor. Buradan hareketle Bahar seviye atlamaya çalışan alt sınıfın, Onur ise imtiyazını kaybetmek üzere olan orta sınıfın bir temsili olarak değerlendirilebilir. Pilav koyma sahnesinde açıkça gözlemlenen iki karakter arasındaki çatışma, toplumsal düzende ortaya çıkan problemlerin sebeplerine dair cinsiyet eşitsizliğinin yanında orta sınıfın sorumluluktan kaçınma eğilimini de kapsayan bir vurgu içeriyor. İki ana karakter arasındaki bu gerilimden doğan tartışma sahnelerindeki diyaloglar zaman zaman Before Midnight tadı verecek kadar başarılı. Yemek masaları savaş alanlarına dönüşürken, Bahar ile Onur’un çatışmasında bariz bir erkeklik krizi de açığa çıkıyor. Başkalaşmış bir at izlenimi veren zebra metaforu çocuksulaşan erkek karakteri simgeleyerek bu bağlamda anlam kazanıyor. Fakat seyirciyi rahatlatmak adına durum komedisine başvurulan her anda karakterler bu kapsamlı boyutlarını kaybederek kartonlaşıyorlar. Plazaların ve lüks sitelerin klişeleşmiş tasarımından beslenen steril prodüksiyon dizaynı ve sinematografi söz konusu olduğunda yüzeyselliği ön plana çıkaran bu formül başarıya ulaşmakla birlikte maalesef senaryo düzeyinde işlemiyor.

Kültür Bakanlığı’nın destek vermemesi üzerine projenin geliştirilme aşamasında Tolga Karaçelik kilit rol oynamış. Aşırı dozu nedeniyle zaman zaman seyirciyi yoran absürd mizahtan da anlaşılabileceği üzere Karaçelik’in yapımcı olarak filme etkisi bariz bir biçimde hissediliyor. Kendisi her ne kadar desteğini dayanışma vurgusuyla açıklayıp estetik tercihlere karışmadığını beyan etse de, Kıvanç Sezer’in yarattığı atmosferin son dönem Karaçelik sinemasına yakınlığı göz ardı edilecek gibi değil. Absürd mizahın ve durum komedisinin normalleştirerek etkisini hafiflettiği anlatı politik dil eksikliğine yol açıyor. Filmde gördüğümüz ailevi, ekonomik ve kişisel sorunların oluşma sürecinde yer bulması zorunlu politik dinamiklere dair herhangi bir referans bile yok. Yönetmen bu durumu anlatılan hikaye ile uyumlu bir anlatım dili kullanma isteğiyle açıklasa da, bir noktadan sonra içeriğin belirlediği biçimin filmin en büyük düşmanına dönüşmesini engelleyememiş. Film boyunca bir yan hikaye olarak büyüyüp finali yapan kısırlık meselesi ise başka bir tartışmanın konusu. Onur’un gerçeklerle yüzleşmesini ve bitmek üzere olan bir evliliği kurtarmayı sağlayacak etken olarak çocuk sahibi olma fikri fazlasıyla geleneksel bir çözüm. Küçük Şeyler, doğru yerlere temas eden fakat özellikle ilk yarısında bu temasları olabildiğince karikatürize bir dille anlatıp yumuşatması sebebiyle potansiyel derinliğini kaybeden bir film. Amacı olan sınıf taşlamasını belki de evrensele hitap etmek uğruna ait olduğu coğrafyanın güncel politik ikliminden sıyırarak apolitikleştirmesine rağmen yine de bir bütün olarak yılın en iyi yerli yapımlarından biri. Üçlemenin son filminde müteahhitin hikayesini anlatmayı planlayan Kıvanç Sezer, umuyoruz ki yeni filmine tür olarak korku ya da gerilim gibi daha ciddi bir biçim belirler.

Puanlama

6.0

6.0
Kullanıcı Oyu: ( 2 oylar ) 8.4

Ziya Aydı 1993, Bursa doğumlu. Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Lisansüstü eğitimine Belçika’da devam ediyor. Film izliyor, düşünüyor, eleştiriyor, arada bir de şiir yazıyor.

Bir Cevap Yazın