Ana Sayfa İnceleme Midsommar (2019): Egzotik Bir Cehennem

Midsommar (2019): Egzotik Bir Cehennem

Midsommar (2019): Egzotik Bir Cehennem 8.5
0
Dikkat, bu yazı sürprizbozan içerir!

İlk uzun metrajı
Ayin’den (Hereditary, 2018) sonra dikkatleri üzerine çeken Ari Aster, ikinci filmi Ritüel (Midsommarile dönüşmekte olan korku sineması türüne yeni soluklar kazandırmaya devam ediyor. Aslında Midsommar’ı tek başına korku ya da gerilim filmi olarak adlandırmak yeterli değil. Havada asılı duran gerilim hissinin bazı sahnelere incelikle yerleştirilmiş komedi unsurları tarafından yutulabildiği bir absürt drama hissi veriyor zaman zaman. Aster’ın tür sineması içindeki özgünlüğü tam da burada yatıyor.

Film, bir aile trajedisi ile açılıyor. Aralarında sağlıklı bir iletişimin olmadığını anladığımız Dani’nin (Florence Pugh) ailesi, bunalımdaki kardeşinin gazı açarak kendisiyle birlikte anne ve babasını ölüme göndermesiyle paramparça oluyor. Bu olay her ne kadar travmatik bir dönemeç olsa da Dani’nin yalnızlığı ailesinin kaybıyla başlamış değil. Daha öncesinde de kendisiyle baş başa kalamıyor, ailesinde bulamadığı ilgi ve desteği sürekli olarak erkek arkadaşında arıyor. Ancak sevgilisi Christian ilgisiz olmasının yanı sıra Dani’ye zoraki bir destek veriyor. Öyle ki, arkadaşlarıyla planladığı İsveç gezisine Dani’yi davet etmediği hâlde, çıkan tartışma üzerine nezaketen davet etmek zorunda kalıyor. Bütün bunlar Dani’nin ruh haliyle ilgili ipuçları veriyor, çünkü tamamlayamadığı boşluğun, doyurulmamış duygularının filmin dramatik olarak takip ettiği ve çözüme kavuşturduğu güzergâh ile yakından bir alakası var.


Sonuçta Dani’nin de dahil olduğu 5 kişilik arkadaş grubu, Pelle’in İsveç’te doğup büyüdüğü köyde 90 yılda bir düzenlenen yaz gün dönümü festivaline katılmak üzere yola koyulurlar. Bu Amerikalı gençler, biraz uyuşturucu içip egzotikliğin tadını çıkaracakları bir hippi festivali hayal ederken yerli halkın gelenekçi ilişkileri ve alışılagelmedik ritüelistik pratikleriyle karşı karşıya kaldıklarında şok olurlar. Aster’ın filmi gerilim unsurlarını buradan devşiriyor: Korkunç olan aslında belirli bir kültüre dışarıdan bakıldığında göze yabancı gelen geleneğin ta kendisi, ötekinin müphemliği. Filmin dramatik olarak yaslandığı zemin antropolojik karşılaşmalarla açımlanıyor, egzotik olanla her ilişkilenme doğası gereği yerini gizemli bir gerilime bırakıyor. Filmin evreni, gerçeğinden esinlendiği festival geleneğine içkin öylesine sembolik referanslarla oluşturulmuş ki izleyici de bu kültürün kodlarına aşina olmayan herkes gibi olan biteni etnosentrik bir gözle izlemekten kaçınamıyor. Festivalin her bir adımı kusursuzca planlanmış, halkın her eylemi mekanik bir kolektiflikle ritüel halinde icra ediliyor. Dev bir masanın etrafında verilen bir ziyafette, değil yemeğe başlamak, çatal-bıçağa dokunmak bile yaşça büyük komünite önderlerinin hareketiyle başlayan bir orkestrasyonu gerektiriyor. İçilecek her içki, tadılacak her yemek yepyeni sürprizlere gebe. Dani, Christian ve arkadaşlarının kültürel bir merakla araladığı her kapının ardında kendilerini bekleyen ürkütücü bir tasarım, temas ettikleri her insanın arkasında kültürün mutlak yapılarıyla şekillendirilmiş bir oluş var. Şenliğin bu dışarıdan ziyaretçileri için, doğayla bütünleşik olan bu cennet benzeri köy ‘öteki’nin bilinmezliğinin gelenek ve ritüellerle katmerlendiği karnavalesk bir cehenneme dönüşüyor. Bütün bunlar olurken filmin yönetmeni Ari Aster korku sinemasının olmazsa olmazı karanlığa ihtiyaç duymuyor, her şey ferahlık verici bir aydınlıkta gerçekleşiyor. 

İlk sarsıcı şok, Harga halkından hayat döngüsünü tamamladığına inanılan biri kadın biri erkek iki yaşça büyük kişinin, paganik ritüeller eşliğinde, yüksekçe bir dağın tepesinden aşağıya atlayarak hayatlarını sonlandırmasıyla başlıyor. Bu ‘gösteri’yi aşağıda toplanan Harga halkı geleneğin yerine getirilmesinin verdiği huzurla seyrederken Amerikalı misafirler ölümle sonlanan bu beklenmedik ve korunaksız şiddet teşhiri karşısında dehşete kapılıyorlar. Bu ilk şok, kısa bir süre önce ailesini yine dehşet verici bir sonla yitirmiş olan Dani’nin travmalarını tetikleyip korkularını daha da arttırırken bir yandan da Dani’yi iyileştirici bir yola sürükleyen olaylar silsilesinin başlangıcı olacak. Sonradan, Harga halkının her yıl kutladığı bu festivalin aslında hayvanlar ve insanların bir arada kurban edildiği bir tür kurban merasimi olduğunu, Pelle’in arkadaşlarını birer kurbanlık niyetine davet ettiğini anlıyoruz. Midsommar’ın evreni dünyevi olanla kutsal arasındaki ayrımın ortadan kalktığı, gündelik hayatın kutsalın teamüllerine teslim edildiği bir evren. Her şeyin kutsandığı bir yerde artık yaşamın kutsallığından bahsedilemez. Midsommar’da da öyle oluyor: yaşam, doğal döngünün bir parçası olan ölümün sıradanlığı karşısında hiçleşiyor. Harga insanlarının kolektif şuuru (
collective conscience) bu döngünün kanıksanmasında yatıyor. Bu yüzden kurban ritüeli rahatsız edici bir soğukkanlılıkla icra ediliyor. 


Gelenek ve ritüeller toplumlara kolektif bir aidiyet ve dayanışmacı bağları güçlendiren bir kaynaşma fırsatı sunarlar. Yaz gün dönümü festivali de Harga halkı için aynı işlevi görüyor. Hemen her şeyin ortaklaştığı bir komünde doğumdan ölüme her olgu bireysellikten uzakta, katılımcı bir toplumsallıkla deneyimleniyor. Harga halkı geniş nüfuslu bir aile gibi, bu yüzden küçükken annesi ve babasını kaybeden Pelle aile kavramının yerini bu küçük komüniteyle doldurabilmiş, onların eksikliğini hissetmeden yaşamış. Yine bu yüzden, hoşlanmaya başladığı Dani’ye duygularını açarken onu en zayıf yerinden yakalıyor; Christian’ın ona destek olamadığını ve onu yalnız hissettirdiğini, kendisiyle burada kalırsa Harga halkı arasında bir aile gibi hissedebileceğini, dolayısıyla bu yoksunluğunu giderebileceğini söylüyor. Dani bu teklife bir yanıt vermese de festivalin kendisi için bir iyileşme fırsatı olduğunu deneyimleyerek öğrenecekti. Festival alanında düzenlenen geleneksel dans yarışmasında birinci olarak kraliçe seçilmesiyle topluluk tarafından kutsanırcasına saygı ve sevgi görecek, yoksunluğunu çektiği birliktelik ve aidiyet hissini farkında olmadan Harga halkında bulacaktı. 

Film, gelenekle tamamen bütünleşen Dani ile geleneği ihlal eden Christian’ın arkadaşları için farklı sonlar öngörüyor. Harga ritüellerine antropolojik bir nesne gibi yaklaşan Josh ve Mark kurban edilerek aslında bu geleneğin bizzat nesnesine dönüşürken Dani ise kraliçe olmasıyla elde ettiği kurban edileceklerden birine karar verme hakkını Christian için kullanarak, kendi iyileşmesini Christian’ın gösterişli bir yakma ayiniyle ölüme gönderilmesi üzerinden kurmaktadır. Yerliler tarafından soylarının devamı için seçilen ve bir içecekle zihni uyuşturulan Christian’ın kendisini gözüne kestiren genç bir kadınla zorla cinsel birleşime zorlandığı o Felliniesk anlara şahit olan Dani kararını çoktan vermiştir. Kendisini yalnızlaştıran Christian’ı değil, onu bir an bile yalnız bırakmayan, onunla birlikte eğlenen, ağladığında etrafına toplanıp avaz avaz ağlayan insanların ona sunduğu bir aradalık ve kalabalıklık hissini seçecektir. Bu yüzden, kurban edilenlerin yakıldığı kulübenin alevler içinde yanışını seyretmek Dani için bir rehabilitasyon seansına dönüşmüştür artık. 

Midsommar, aile, gelenek ve ilişkiler üzerine düşünen ve bunu yaparken paganik bir ritüelin ürkütücü pratiklerinden beslenen bir film. Aydınlık çekimleri, baş döndürücü dans sahneleri ve Macaristan’ın büyüleyici doğasını çerçeveleyen fotografik planlarıyla korku türünün içerisinden gösterişçi bir meydan okuma aynı zamanda. 

Puanlama

8.5

8.5
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 10

Burak Yılmaz 1990 yılında Denizli’de doğdu. ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldu. İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisansını tamamladıktan sonra aynı bölümde doktoraya başladı. Deleuze’ün de teşhis ettiği üzere, sinema aracılığıyla kendine bir yer-yurt arama çabası içindedir.

Bir Cevap Yazın