Ana Sayfa Vizyon At Eternity’s Gate (2019): Doğa, Güzelliktir

At Eternity’s Gate (2019): Doğa, Güzelliktir

At Eternity’s Gate (2019): Doğa, Güzelliktir 9.0
0
Kelebek ve Dalgıç (Le scaphandre et le papillon), Karanlıktan Önce(Before Night Falls) gibi önemli biyografi filmlerinden tanıdığımız yönetmen ve aynı zamanda ressam olan Julian Schnabel bu kez At Eternity’s Gate filmiyle Vincent van Gogh’un yaşamının belli bir bölümünü konu alıyor. Schnabel, bu filminde Van Gogh’un çocukluğuna ve gençliğine değinmeden sadece ölmeden önceki son yıllarını anlatıyor. Willem Dafoe’nun, Van Gogh’u canlandırdığı filmin oyuncu kadrosunda Oscar Isaac, Mads Mikkelsen gibi önemli isimler yer alıyor.

Van Gogh’un özellikle doğayı resmettiği eserlerinde kullandığı buğday rengi sarısını At Eternity’s Gate filminin iskeletini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Julian Schnabel, güneşi, güneş ışıklarının yansıdığı her şeyi, Van Gogh’un doğayla bütünleştiği her sahneyi “Van Gogh Sarısı” dediğimiz sarı tonunda resmeder gibi filmleştirdiğini söyleyebiliriz. Julian Schnabel’ın filmine kattığı bir diğer kendine has dokunuş ise Kelebek ve Dalgıç filminde kullandığı çekim tekniklerini bu filmde de kullanması. Schnabel, bazı sahnelerde seyirciyi Van Gogh’un gözünden bakmasını sağlıyor. Van Gogh güzel bir kadını resmetmek için süzdüğünde kadını onun gözünden görüyoruz. Yahut başka bir sahnede Van Gogh doğa manzarasına bakarken yine kamera açısı Van Gogh’u görüş açısına sabitleniyor. Bunu Schnabel’ın Kelebek ve Dalgıç filminin pek çok sahnesinde de görmüştük. Bu bağlamda baktığımız zaman filmin sıradanlıktan uzak bir yapısının olduğunu söylemek mümkün.

Schnabel, Van Gogh’un yoksul oluşunun fazla üstünde durmayıp onun tinsel arayış içerisinde olduğunu vurguluyor. Maddi açıdan herhangi bir kaygı görmüyoruz Van Gogh’ta. Onun amacı doğayı resmetmek, sanat üretmek ve varoluşu anlamak. Oscar Isaac’in canlandırdığı ressam Paul Gauguin ile doğa üzerine yaptıkları sohbetlerinde Van Gogh, Tanrının doğa olduğunu ve doğanın da güzellik olduğunu savunuyor. Doğayı olduğu gibi değil ona nasıl göründüğüyle ilgileniyor. Bununla birlikte ona görünen doğayı açığa vurup insanlarla paylaşmayı bir vazife olarak görüyor.

Filmin en etkileyici sahnelerinden biri de Van Gogh’un, Mads Mikkelsen’in canlandırdığı rahip ile olan diyaloğu. Geçirdiği sinir krizleri nedeniyle akıl hastanesine kapatılan Van Gogh hakkındaki ıslah kararını verecek olan rahip, Van Gogh’un ne resim yaptığını sorar. Van Gogh ise resim yapma yeteneğinin ona Tanrı tarafından verilen bir armağan olduğunu söyler. Rahip bunu küstahça bulur ve elindeki Van Gogh’a ait olan tablonun çirkin olduğunu söyleyerek Tanrı neden kötü ve sıradan şeyleri resmeden birine bu yeteneği verdiğini sorar. Van Gogh ise Tanrı’nın verdiği bu yeteneğin veriliş zamanının yanlış olduğunu söyler. Van Gogh’a göre kendi sanatı, dönemin çağına uygun değildir. Van Gogh bu açıdan kendisini İsa Peygambere benzetir. Ona göre İsa Peygamber de ilk başlarda anlaşılmamıştı ve yanında kimse yoktu. Tıpkı şu an onun içinde bulunduğu durum gibi. Filmdeki bu sahne gerçekte yaşandı mı yaşanmadı mı bilmiyorum ancak “filmdeki Van Gogh” bu görüşünde yanılmadığını söyleyebiliriz. Nitekim o öldüğünden sonra değeri bilinip tanınırlığı artmıştır.

Julian Schnabel, yıllardır tartışılan bir konuyu bu filmle birlikte gündeme getirdiğini söyleyebiliriz. Van “Gogh intihar mı etti yoksa öldürüldü mü?” Schnabel filminde kesin bir dille Van Gogh’un öldürüldüğünü söylüyor. Julian Schnabel’ın önceki eserlerine baktığımız zaman filmde anlattığı kişilerin hayat mücadelesine sıkı bir şekilde tutunan insanlar olduğunu görüyoruz. Filmlerinde anlattığı kişiler asla pes etmeyen, tüm zorluklara karşı yaşamdan vazgeçmeyen, idealist insanlardı. At Eternity’s Gate filminde de Van Gogh’un tıpkı daha önce Julian Schnabel’ın biyografilerini beyaz perdeye uyarladığı insanlar gibi intiharı düşünmediğini görüyoruz.

Bu yazıda ayrı bir paragraf da Willem Dafoe’ya açmak istiyorum. Tek cümleyle ile özetlenecekse mükemmel bir oyunculuk gösterdiğini söyleyebilirim. Van Gogh’un ruh halini bu denli içselleştirip canlandırmak zor olmalı. Van Gogh’un psikolojik gelgitlerini başarıyla beyaz perdeye yansıtmış. Bana kalırsa Willem Dafoe, Van Gogh’a tekrardan hayat vermiş bu filmde. Willem Dafoe, Van Gogh’a daha önce oynadığı karakterden herhangi bir oyunculuk kırıntısı katmamış. Sadece bir süreliğine Van Gogh olmuş gibi. Willem Dafoe hemen hemen her filmde olduğu gibi bu filmde de büyük bir saygı ve övgüyü hak ediyor.

Tüm filmlerini beğenmeme rağmen At Eternity’s Gate, Julian Schnabel’in en beğendiğim filmi oldu. Julian Schnabel’in aynı zamanda ressam olması da bu filmi özel kılan etkenlerden biri. “Van Gogh Sarısı”nın fazlaca bulunduğu doğa manzaraları ile Tatiana Livoskaya’nın bestelediği film müziklerinin muhteşem uyumu bir tarafa sadece Willem Dafoe’nin kusursuz performası At Eternity’s Gate filmini sinemada izlemek için yeterli bir sebep. At Eternity’s Gate, sanatçı Van Gogh’un yaşamının anlatıldığı, fikirlerinin konuşulduğu bir sanat filmi. Klasik bir Julian Schnabel eseri. Hiç sıkmıyor aksine filmin atmosferine, müziklerine, oyunculuklarına doyamıyorsunuz.

Puanlama

9.0

9.0
Kullanıcı Oyu: ( 1 oy ) 6

Ali Rıza Koçak 1995 yılında İstanbul’da doğdum. Sinemaya olan ilgim küçük yaşlardan itibaren başladı. Hayatın sıkıcılığından uzaklaşmak için izlediğim sinema filmleri, bana yeni hayat tecrübeleri kazandırdı. Aslında sinema hep bizle birlikteydi, hayatımızın bir parçasıydı ancak onu bulup keşfetmek biraz zaman istiyordu. Ne mutlu bana ki onu erken keşfedenlerdenim.

Bir Cevap Yazın