Ana Sayfa Yönetmen Sineması Rohmer Sinemasında Rastlantısal İlişkiler ve Arzulanan Seçenekler

Rohmer Sinemasında Rastlantısal İlişkiler ve Arzulanan Seçenekler

Rohmer Sinemasında Rastlantısal İlişkiler ve Arzulanan Seçenekler
0

Fransız Yeni Dalgası kendinden önceki Fransız sinemasının zincirlerinden ve hantal yapısından kurtulması için ortaya çıkmıştır. Zamanla her yönetmen kendi tarzlarını oluşturmayı başarmıştır. Her yönetmenin kendi filmleri kendi hayatlarından izler taşır. Yeni Dalga’nın  en gerçekçi yönetmenlerinden biri de Éric Rohmer’dir.

İlk uzun metrajı Le signe du lion (1962)’la beraber istenileni veremeyen Éric Rohmer, Cahiers du cinéma’daki editörlük günlerine geri döner. Hemen arkasından çektiği La boulangère de Monceau (1963) ile beraber “Altı Ahlak Öyküsü (Six Moral Tales)”nün ilk filmini çeker. Ahlak hikâyeleri olarak sinema dünyasında yer edinen seri için akla ilk gelen yaklaşım filmlerinin ahlak teması işleyip işlemediği olmuştur. Rohmer serinin ana ekseninin ahlak ile ilgili olmadığını söylemiştir. Hatta yaptığı bir açıklamada* “Fransızca’da bir moraliste sözcüğü vardır ve İngilizce’de bunu eşiti bir sözcük olduğunu sanmıyorum. Bunun ‘ahlaki’ (moral) sözcüğüyle fazla bir bağlantısı yoktur. Moraliste insanın  içinde olup bitenin tanımlanmasıyla ilgilenen kişidir. Düşünceler ve duygularla ilgilenir.” der. Serinin ikinci filmi La carrière de Suzanne’de da beklenileni veremeyen daha doğrusu adını duyuramayan Rohmer Ma nuit chez Maud (1969) filmine girişmiştir. Fakat başrol Jean-Louis Trintignant başka bir filmde –muhtemelen Sergio Corbucci’nin Il grande silenzio (1968) veya Costa Gavras’ın kült filmi Z (1969)’deki– rolünden biraz da yönetmenin takıntılarından ötürü bir yıl gecikmeli çekilmek zorunda kalmıştır. Éric Rohmer bu bir yıllık boşlukta ise La collectionneuse (1967)’yi çekerek kendi tarzının ayak seslerini duyurmayı başarmıştır.

Ma nuit chez Maud, 1969

Ma nuit chez Maud “Altı Ahlak Öyküsü”nün 3. filmi (kronolojik olarak 4) olarak karşımıza çıkar. O zamana kadar çektiği filmler arasından en fazla ne istediğini bildiği film bu film olmuştur. Film, altılı arasında hem prodüksiyon olarak hem atmosfer olarak hem de senaryo olarak ayrıksı durur. Bu ayrıksılık aynı zamanda bu seriyi bütünler nitelikte bir konumdadır. Bu serideki tek kış filmi olduğunu söyleyebiliriz. Rohmer filmlerinde karakterlerin özgürce sokaklarda, kumsallarda, kırsalda görmüşüzdür. Bu durum Ma nuit chez Maud’da en aza indirgenmiştir. Aynı zamanda serinin genelinde tanınmış oyuncularla çalışmamasına rağmen burada Jean-Louis Trintignant ve Françoise Fabian gibi dönemin isim yapmış oyuncuları ile çalışma fırsatı bulmuştur. Filmin konusu Jean-Louis adlı bir erkeğin Paris sokaklarında gezerken Vidal adındaki 10 yıldır görmediği dostuyla tekrar karşılaşması ile filizlenir. Aradan geçen diyalogsuz 10 yıla aldırış etmeyen ikili muhabbete dalarlar. Birbirlerini kendi katılacakları etkinliklere beraber gitmeyi teklif ederler. Vidal, Maud adındaki arkadaşına yemeğe Jean-Louis’yi de çağırır. Maud’un evinde, masa başında, üçlü arasında başlayan sohbet, evden Vidal’in ayrılması ile Maud ve Jean-Louis arasında devam eder. Jean-Louis koyu olmasa da bir katoliktir. Ama hayatının her alanına katolikliği yansıtmamıştır, özellikle ilişkilerine. Maud ise bir ateisttir. Hal böyle olunca diyalogların bir kısmının nasıl bir içeriğe sahip olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Altı Ahlak Öyküsü’nün tüm başrol kadınları gibi Maud da erkek başrole göre daha çok ne istediğini bilen ve güçlü taraftır. Film gücünü diğer Ahlak Öyküleri’nin aksine temadan almaz. Burada film uzunca süre filmin de düğüm bölümü olan Maud’un evinde gecer. Filmin beslendiği yer diyaloglarıdır. Teknik olarak da Rohmer 1969 yılı yapımı olmasına rağmen filmi siyah beyaz çekmeyi tercih etmiştir. Bu kararı neden aldığı anlaşılmaz ama teknik olarak kendi tarzının dışına çıktığının ispatı niteliğindedir.

L’amour, l’après-midi, 1972

Serinin son filmi L’amour, l’après-midi (Chloe in the Afternoon, 1972) serinin özeti konumundadır. Kendince dünyevi zevklere duyulacak arzuyu kontrol altına almayı başardığını düşünen, evli ve bir çocuk babası Frédéric hikâyenin merkezindedir. Eski yakın arkadaşının eski kız arkadaşı Chloé ansızın Frédéric’e  ziyarete geldiğinde işler onun için değişmeye başlamıştır. İlk başta sadece yardım amaçlı Chloé ile görüşen Frédéric zamanla görüşmeleri iple çekmiştir. Aldatmayı sadece yatağa girmek veya girmemekle filtrelendiren Frédéric karısını aldattığını düşündürecek bir şey yapmaktan geri durar. Eşi başka telaşların içerisindedir, o da işi ile sürekli kafasını meşgul eder. Frédéric’in deyimiyle Chloé’nin gelişi onu canlandırmıştır. Chloé onu elde etmek istediğini sürekli dile getirir. Hatta eşinin gölgesinde kalmayı dahi kabul etmiştir. Vicdan muhasebesi yapmakta zorlandığı anda kendi içinde bir uyanış gerçekleşir. Paragrafın başında L’amour, l’après-midi için bir özet demiştik. Aslında sürekli tekrarlanan bir tavrın sonlanışı, yönetmene göre de mutluluğun formülünün keşfidir. Peki nedir bu tavır ve mutluluğun formülü? “Six Moral Tales” bütün filmlerinde hikâyenin ana karakteri hep bir ikinci seçenek yaratmıştır. La collectionneuse’da Haydée nasıl Daniel’e seçenek olarak Adrien’i yarattıysa, Ma nuit chez Maud’da Jean-Louis nasıl Françoise’a seçenek olarak Maud’u yarattıysa son filmi L’amour, l’après-midi’de Frédéric de Hélene’e seçenek olarak Chloé’yi yaratmıştır. Bütün bu ve diğer hikâyelerde ana karakterimiz ilk tercihine dönüş ile filmler sonlanır.

Six Moral Tales’in bir ilişkinin serüveni gibidir. İlk filmlerde herhangi bir resmiyet aşamasına geçmemiş ilişkiler resmedilir. Ma nuit chez Maud’da kendi gibi katolik olan bir kadınla evlenmek için sabırsızlanan Jean-Louis vardır. Claire’s Knee’de aldığı evlilik kararını sorgulayan Jérôme ve son filmde evlenmiş iki çoçuğu olan Frédéric yer alır. Frédéric 6 bölümden oluşan seride yalpalanan ilişkilere noktayı koyan kişidir ve bu 6 filmlik ilişki serüveni mutlu sonla bitmiştir.

L’amour, l’après-midi, 1972

Rohmer filmleri, Ma nuit chez Maud filminde, uzun zamandır görüşmeyen ikili Jean-Louis ve Vidal arasında geçen diyalog gibidir. Vidal “Ama yolumuz burada kesişiyor. Ne kadar tuhaf.” der. Jean-Louis ise “Bence tam tersi. Normalde yollarımız hiç kesişmez. Bu nedenle de yollarımız sıra dışı bir şekilde kesişmesi gerekirdi” der. Rastlantısal bir şekilde kesişen yollar hep Rohmer filmlerine çıkar.

* Monaco, James, (2006). Yeni Dalga. (Çev. Ertan Yılmaz), İstanbul: PMP Yayıncılık. s. 278.

Hürrem Celil Erdoğan Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir