Ana Sayfa Kırmızı Halı ve Festivaller Filmekimi Filmekimi 2019 Vivarium (2019): Bir Simülasyon Deneyimi

Vivarium (2019): Bir Simülasyon Deneyimi

Vivarium (2019): Bir Simülasyon Deneyimi 6.0
0
Jesse Eisenberg ve Imogen Poots’un başrolünü paylaştığı Vivarium, izleyiciye sadece bir bilim kurgu filmi vaat etmiyor. Dikkat çekici ve sıra dışı öyküsüyle film, bilim kurgunun alışılagelmiş gerilimini yer yer komediyle iç içe sunuyor. İrlandalı yönetmen Lorcan Finnegan, evlenme arifesindeki genç bir çiftin ev almak için emlak şirketine gitmesiyle birlikte gelişen olağan dışı olayları ekrana ilgi çekici bir şekilde yansıtmayı başarıyor. Filmekimi kapsamında ülkemizde gösterime giren Vivarium’un olumlu ve olumsuz birçok yönü var ancak en azından filmin ortasında salonu terk eden hiç kimseyi göremedim. Son zamanlarda bir moda akımına dönüşen Filmekimi izleyicisinin “umduğunu bulamama” durumunun ve akabinde paldır küldür sinema salonunu terk etme eyleminin bu filmde yaşandığını söyleyemem. Bunun en büyük nedeni filmin kolay izlenimli olması ve genele hitap etmesiydi. Ancak bunu bir başarı olarak görmek tabii ki doğru olmayacaktır.

Dikkat, yazının bundan sonraki kısmı sürprizbozan içerir.

Filmin başında gördüğümüz güldürü ögelerini ve abartılı oyunculukları, İrlandalı yönetmenin izleyiciyi erkenden kazanmak için planlayarak sunduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Zira film tekdüze bir şekilde ilerlemenin aksine gerilim dozunu başarılı bir şekilde aktararak her iki başrolün de sorumluluk almasını sağlıyor. Bu açıdan baktığımızda filmin başında neşeli çiftimiz ile tuhaf emlakçının komedi gösterisi pek de uzun sürmüyor çünkü kendilerini tek tip evlerden oluşan, sonsuz bir simülasyonun içinde buluyorlar. Herhangi bir çıkış noktası olmayan bu simülasyona bir de insan formuna girmiş ‘yaratık bebek’ eklenince işler iyice sarpa sarıyor. Mektup yoluyla “Buradan çıkmanızın tek yolu bebeği büyütmek” mesajını alan çift, bebeği büyütmeye karar veriyor. Yaklaşık otuz günde 10 yaşındaki bir çocuk görünümü kazanan bu bebeğin yaratık olduğunu anlıyorlar. Filmin bundan sonraki kısmında gerilim arttığını ve karakterlerin bilinmezliği çözmek için gayret içerisine girdiklerini görüyoruz. Fakat karakterler simülasyonun amacını hiçbir şekilde öğrenemiyorlar. Başka bir deyişle birçok soru havada kalıyor. Garret Shanley ile birlikte senaryosunu oluşturan Lorcan Finnegan’ın film için bağlayıcı bir son yazdıklarını düşünmüyorum. İzleyicinin yorumuna bırakılan bir final de söz konusu değil. Derinlikten uzak bir bitiriş ile filmi oldukça basite indirgiyorlar. Benim görüşüm, senaryo ekibinin güçlü bir son yazamadığıdır. O kadar çok soru havada kalıyor ki film bitince maalesef tatmin olamıyorsunuz.


Filmde birçok alt metnin ya da alt metine yoracağımız birtakım tartışma unsuru olduğunu söyleyebilirim. Tamamen bakış açısının farklılığıyla ortaya çıkacak pek çok görüş olabilir. Birbirinden herhangi bir farkı olmayan tek tip evlerden oluşan ‘site simülasyonu’, işçi ve orta sınıf için inşa edilen, peşinatsız, ömür boyu taksit ödeyerek ev sahibi olmayı vaat eden özensiz sitelere bir eleştiri olabilir. Yahut direkt bir kapitalizm eleştirisi de olabilir. Olabilir diyorum çünkü örtük olarak verilmiş bir mesajın var olduğu net değil. Vivarium’da herhangi bir ideolojik eleştiri bulmak için bu konuda fazla bir mesai yapmak gerek. Ancak gönül rahatlığıyla, Vivarium’un, insan psikolojini başarılı bir şekilde işlediğini söyleyebilirim. Çıkışı olmayan simülasyonda dünyaya ait olmayan bir yaratıkla yaşayan çiftin, psikolojik çöküşünü gözler önüne seren Vivarium, insan psikolojisinin bilinmezlik ve kronikleşen korku karşısındaki çaresizliğini ciddiyetle beyaz perdeye aktarıyor.

Vivarium, her ne kadar sıkıntılı bir finale ve havada bıraktığı onlarca soruya sahip olsa da arkasında herhangi bir felsefi ya da ideolojik bir alt metin aranmadan izlenildiğinde keyif alınacağını düşünüyorum. Komedi ve gerilimin dozunun Jesse Eisenberg ve Imogen Poots’un oyunculuğu sayesinde iyi ayarlandığı Vivarium, ilgi çekici konusuyla izleyicilere eğlenceli dakikalar sunuyor.

Puanlama

6.0

6.0
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Ali Rıza Koçak 1995 yılında İstanbul’da doğdum. Sinemaya olan ilgim küçük yaşlardan itibaren başladı. Hayatın sıkıcılığından uzaklaşmak için izlediğim sinema filmleri, bana yeni hayat tecrübeleri kazandırdı. Aslında sinema hep bizle birlikteydi, hayatımızın bir parçasıydı ancak onu bulup keşfetmek biraz zaman istiyordu. Ne mutlu bana ki onu erken keşfedenlerdenim.

Bir Cevap Yazın