Ana Sayfa Vizyon Yeşilçam’a Saygı Duruşu: Arif V 216 (2018)

Yeşilçam’a Saygı Duruşu: Arif V 216 (2018)

Yeşilçam’a Saygı Duruşu: Arif V 216 (2018) 8.5
1
Cem Yılmaz, 2004 yılında G.O.R.A. ile hayatımıza yerleştirdiği Arif Işık karakterini 2008 yılında A.R.O.G. ile 1 milyon yıl öncesine götürmüştü. Aradan geçen 10 yılın ardından Cem Yılmaz, Arif Işık karakterini alıp, yanına kadim dostu 216’yı da ekleyerek onları zamanda bir yolculuğuna çıkarıyor. Yönetmenliğini Kıvanç Boruönü’nün (Patron Mutlu Son İstiyor, Kocan Kadar Konuş, Görümce) üstlendiği “Arif V 216” filmi 5 Ocak 2018 tarihinde seyircisiyle buluştu. Başrollerinde Cem Yılmaz ve Ozan Güven’in yer aldığı bilim-kurgu/komedi filminde Seda Bakan, Zafer Algöz ve Ahu Yağtu gibi isimler de bu maceraya ekleniyor. G.O.R.A‘da “Garavel” rolünde izlediğimiz Özkan Uğur ve “Ceku” rolünde izlediğimiz Özge Özberk ise ilk filmle özlem gidermemizi sağlıyor. Çağlar Çorumlu, Farah Zeynep Abdullah, Mert Fırat, Kerem Alışık ve Şükrü Özyıldız gibi isimler ise oynadığı rollerle hem izleyenlere nostalji yaşatıyor hem de geçmişe duyulan saygı ve özlemi gösteriyor.

Arif V 216 için modern “Pinokyo” hikayesi ya da Ozan Güven‘in tanımladığı gibi “iade-i ziyaret” demek yanlış olmaz. Robot 216 (Ozan Güven) “insan olma” hayaliyle GORA gezegeninden Dünya’ya yakın arkadaşı Arif Işık’ın (Cem Yılmaz) yanına gelir. 216 burada mutlu olacağını düşünse de insanlardan gelen tepkiler gecikmez. Arif, bu tepkilerden kurtulmanın yolunu zamanı geriye almakta bulur. Birkaç saat öncesine dönmek her şeyi çözecekken 216’nın bir başka hayali (Ediz Hun‘la Filiz Akın gibi Kilyos sahilinde koşmak) onları 1969 yılına götürür. Bu zaman yolculuğuyla birlikte Arif ve 216 yepyeni bir maceraya başlar.
216’nın “Ben Ediz Hun’la Filiz Akın gibi Kilyos sahilinde koşmak istiyorum.” repliği aslında filmin bizi nasıl bir yolculuğa çıkaracağına dair ipucu veriyor. Bu yolculukta karşımıza nostalji, müzikal, politik eleştiri ve sinemasal bir dünya çıkıyor. Tek tek bu kavramlara bakarsak eğer 1969 yılına gelinen ilk andan başlamak en doğrusu olur. Herkesin birlik ve beraberlik içinde olduğu, insanların birbirine “günaydın” dediği, karşılıklı saygının olduğu bir döneme gidiyoruz. Senarist Cem Yılmaz, ilk başta “eskiden her şey çok güzeldi” izlenimi vermiş olsa da zaman geçtikçe bunu üstü kapalı bir politik tavıra dönüştürüyor. O günden bu güne ne oldu, neden bu hale geldik, neyi kaybettik, birbirimize karşı niye doyumsuzlaştık gibi soruları yöneltiyor. Soruları yöneltmekle kalmayıp topluma bir eleştiride de bulunuyor. O eleştiri ise hepimizin o dönemleri çok özlediği, hasretle andığı ama korumak için hiçbir şey yapmadığı oluyor. Bu sebeple de Ariv V 216, Cem Yılmaz‘ın en olgun işi demek çok doğru olur.

1969 yılında, Arif ve 216’nın yolları Pembe Şeker (Seda Bakan) ile kesişiyor. Pembe Şeker karakteriyle Memduh Ün’ün yönettiği, başrolünde Hülya Koçyiğit‘in oynadığı “Üç Arkadaş” filmine güzel bir gönderme yapılıyor. Göndermeler bununla da sınırlı kalmıyor. Shining, Whiplash, Wolverine gibi filmlere de göndermeler yapılıyor. Pembe Şeker karakterinin gözükmesiyle seyirciye “İyi insanlar yalnızca filmlerde mi olur?” sorusu yöneltiliyor ve film bunu irdelemeye başlıyor. Bu irdelemeyle birlikte özlediğimiz yeşilcam sineması hayat buluyor. Yeşilçam’ın yıldızları Zeki Müren (Çağlar Çorumlu), Ajda Pekkan (Farah Zeynep Abdullah), Sadri Alışık (Mert Fırat), Ayhan Işık (Şükrü Özyıldız), Turist Ömer (Kerem Alışık), Filiz Akın (Maria Anastasiyeva) ve Cüneyt Arkın (Murat Arkın) birbir gözükmeye başlıyor. Nostalji rüzgarıyla birlikte “Türk Sinema Tarihi”ne de bir yolculuk başlamış oluyor. Filmin üstünden 5-10 yıl geçtikten sonra (bence) unutulmayacak iki şey var. Bunlardan biri Kerem Alışık’ın babasıyla karşılıklı oynamasıdır. Genel hatlarıyla “duygusal komedi” türünde olan Arif V 216 filminin belki de en can alıcı sahnesiydi. Unutulmayacak bir diğer şey ise Zeki Müren rolündeki Çağlar Çorumlu’nun enfes oyunculuğudur. Kostümleri taşıması, jest ve mimikleri, konuşması Çağlar Çorumlu’nun ne kadar iyi bir aktör olduğunu gösteriyor.

Nostalji rüzgarı biraz daha günümüze geldiğinde bu sefer karşımıza Tarkan, Kenan Doğulu ve Mustafa Sandal çıkıyor. Böylece filmin “müzikal” yönü de başlamış oluyor.
Aslına bakarsak “Arif V 216” büyük bir emeğin ürünü. Üstünde ne kadar çok düşünüldüğünü, ne kadar çok çalışıldığını her sahnesinde görüyoruz. Türkiye Sinemasının en büyük eksikliklerinden biri olan “sahne tasarımı”nı Arif V 216 tek başına kapatıyor. Emek biraz da detaylarda gizli. Mesela Filiz Akın’ın o yıllardaki gibi Jeyan Mahfi Ayral tarafından seslendirilmesi ya da Besim karakterinin her zaman arkasında asılı olan Ajda Pekkan portresinin 2017 yılına yapılan bir yolculukta dijital bir ekranda portreye dönüşmesi ya da (burası spoiler içerebilir) Bob Marley Faruk’un 1969’da 10 yaşında küçük bir çocuk olarak görülmesi ve aslında Bob Marley Faruk’un bir bilimkurgu yazarı olması G.O.R.A.’da Erşan Kuneri’ye “bir robot başka gezegenden birine aşık oluyor” önerisinde bulunması…

Ariv V 216, duygusal komediyle absürt diye tabir edebileceğimiz bilimkurgu komedisini çok başarılı bir şekilde harmanlıyor ve sadece komedi filmi olmakla kalmayıp toplumsal bir eleştiri sunuyor. Zamanda yolculuk ile toplumu sosyolojik açıdan ele alıyor. Ayrıca Cem Yılmaz, senaryosunda yaptığı göndermelerle geniş sinema bilgisini seyirciyle paylaşıyor. Arif V 216, yerli komedi filmleri arasından sıyrılıyor ve bununla kalmayıp sahne tasarımı, görsel efekt, senaryo gibi başlıklarla yerli sinemada çıtayı yükseltiyor.

Puanlama

8.5

8.5
Kullanıcı Oyu: ( 4 oylar ) 5.3

Oğuzhan Durmuş 1994 yılında Kocaeli Gölcük'te doğdu. Sinemaya olan ilgisini durduramayıp Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde Radyo, Televizyon ve Sinema okumaya başladı ve hala da okumaya devam ediyor. İleride kendi çekeceği filmlerin hayaliyle de yaşamaya devam ediyor.

Yorum(1)

  1. Açıkçası filmi izlemeyi düşünmüyordum. Ama bu yazı bende fikrimi değiştirip merak uyandırdı. Mutlaka izlemeliyim. Teşekkürler..

Bir Cevap Yazın