Ana Sayfa Vizyon Dogman (2018): İçkin Dönüşüm ve Köpekleşme

Dogman (2018): İçkin Dönüşüm ve Köpekleşme

Dogman (2018): İçkin Dönüşüm ve Köpekleşme 6.4
0
2018, İtalyan Sineması adına genel anlamda verimli bir yıl oldu denebilir. 71. Cannes Film Festivali’nde, Lazzaro Felice (2018) En İyi Senaryo Ödülü’nü alırken; Dogman (2018) de Marcello Fonte’nin muazzam performansıyla, festivalden En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’yle ayrıldı. Sinema adına ne vadettiği ve içerik bakımından farklı ne söylediği tartışmalı olan Dogman: Gücünü ziyadesiyle başrol performansından alan, hayvan-insan melezi denebilecek bir form üzerinden okuma yapmaya elverişli bir yapıt.

Roma kenar mahallelerinden (Magliana) birinde kendi dükkanında (Dogman) köpek bakıcılığı yapan Marcello (Marcello Fonte), eşinden ayrılmış ve kızına son derece düşkün, ufak tefek, nazik bir adamdır. Bir yandan da arkadaşlarına cüzi miktarda kokain temin eden Marcello, kendisini her seferinde zor duruma düşüren Simoncino (Edoardo Pesce) ile neticeleri ağır olan suçlar işlemek zorunda kalır…
 
Yazıda filmin içeriğine dair birçok sürprizbozan yer almaktadır, filmi izledikten sonra okumanız tavsiye olunur…
 
Vahşiliğini her yönüyle sergileyen bir köpeğin keskin dişleri ile açılışını yapan film, o köpeği gayet sakin bir şekilde tımar eden Marcello’nun işindeki ehilliğini sunuyor. Fiziki anlamda hayli ufak tefek olan Marcello’nun, bu dezavantajına rağmen köpeklerle ilişkisi haliyle ironik bir model ortaya koymakta. Karakterin insanlarla olan ilişkilerinde ise bu ironiyi görmek güç. Özellikle Simoncino tarafından sürekli fiziki baskı altında tutulan Marcello, herkes tarafından sevilme dürtüsüyle de pasivize bir tavır sergilemekte. Filmin geneline bakıldığında, bu pasivize tavrın köpek motifiyle eşleşir vaziyette olduğu söylenebilir. Marcello’nun itaatkâr tavrı ve saplantılı sevilme dürtüsü, kendisini adeta bir ‘’iyi köpek’’ yapmakta.


Sinema, özellikle de bir sanat olarak gücünü kanıtlamak istediği ilk dönemlerinden beri, anlatısında uyarlamalara sıkça başvurmaktadır. Bu anlatılarda gotik korku unsurları da ziyadesiyle yer edinmiştir. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, Dr. Moreau’nun Adası veya Frankenstein gibi örneklere bakıldığında, insan-hayvan arası melez yapılara ve bu yapılardaki karakter çatışmalarına rastlamak mümkündür. Fakat bu yapıtlar fiziki anlamda da bir dönüşümü, biçimsel çatışmayı içermektedir. Dogman şüphesiz ki bize fantastik bir içeriği veya bilim kurgu nesnesini atfetmiyor; Marcello fiziki anlamda insan tabiatında fakat içkin olarak özünü yitirmiş, adeta köpekleşmiş bir birey. Aslında Simoncino özelinden bakıldığında da durumun pek farklı olmadığı görülebilir. Hedonist kalıplarlar dışına çıkamayan ve çevresi tarafından hiç sevilmeyen Simoncino, hem fiziksel olarak hem de karakter anlamında Marcello’un tam tersi bir ‘’hayvani’’ görüntü ortaya koymakta. Dogman, bu iki hayvanın habitatlarındaki çekişmeyi gerçekçi bir tonda sunarken, bir yandan da insanın sınırlarını ve bu sınırların ne kadar silikleşebileceğini sunan bir yapıt.

Filmin başlarında, Marcello’nun yaşantısıyla birlikte, yönetmen Matteo Garrone genel bir Magliana portresi çiziyor. Birbirleriyle yakın ilişki içinde olan, iş arası beraber yemek yiyen, düzenli olarak halı saha maçları yapan bir esnaf ortamıyla ve tipik bir varoşa dair elementleriyle Magliana, izleyenlere samimi bir hava vermekte. Marcello da gerek sinik tavırları ve sempatisiyle gerekse de uyuşturucu sağlayıcılığıyla, kendisini bu ortamda var etmeye çalışan bir profil ortaya koyuyor. Simoncino ise civardaki herkesi zor duruma sokan, iri cüsseli ve şiddete epeyce meyilli, eski bir boksördür.

Simoncino’nun Marcello adına paraziter bir yapısının olduğunu söylemek yanlış olmaz. Marcello’yu her yönüyle sömüren Simoncino, onu birçok yasa dışı işinde de ortak haline getirir. Bu işlerden biri, Marcello’nun dükkânı vasıtasıyla bitişik dükkanını soymaya kadar gelir ve soygun hakkında Simoncino’yu ele vermeyen Marcello, hapse girer. Bu noktadan sonra film de ikinci fazına geçmiş olur. Deleuze ve Guattari’nin Bin Yayla’sında* şöyle bir pasaj vardır: ‘’Nereye gidiyorsunuz, nereden geliyorsunuz, nereye varmak istiyorsunuz gibi sorular son derece boş sorulardır. Sil baştan başlamak, sıfırdan (tekrar) yola koyulmak, bir başlangıç ya da temel aramak yolculukla ve hareketle ilgili yanlış bir kavrayışa dayanır.’’ Hapisten çıktıktan sonra Marcello için de her şeye sıfırdan başlamak imkansızdır, o da intikam niyetiyle ‘’ortadan yola koyulur’’. İki karakter arası çatışmanın bir hayvan kafesine kadar uzanması ve daha sonra da birinin diğeri öldürmek zorunda kalması; karakterlerin hayvani dürtülerinin dışa vurum sürecinin alegorisi denebilir. Marcello’nun intikamını aldıktan sonra, Simoncino’nun cesedini, tüm fiziksel dezavantajına rağmen taşıyıp arkadaşlarına gösterme çabası da avını yakalayıp sahibine gururla gösteren bir ‘’iyi köpek’’ olmak istemesi gibi adeta… ‘’Günümüzde güçsüzlere yer yok’’ savını işleyen anlatı; kaybettiği itibarını bir şekilde geri kazanmaya çalışan Marcello üzerinden birçok sosyolojik okumaya mahal veriyor. Tüm bu içeriğine rağmen, filmin senaryo bazında klişe tercihlere başvurması ve standart bir intikam süreci anlatısına dönüşmesi, elbette ki yapıtı ziyadesiyle zedelemekte.


Filmin görüntü yönetmeni Nicolai Brüel, koyu gri fonların hâkim olduğu bir atmosfer kurarken; bazı panoramik planlar da hoş kadrajlar sunmakta. Takip kamerasının eşlik ettiği kimi sahneler de filmin atmosferiyle bütünleşip, biçim-içerik uyumunu yakalamış. Fakat bunlar dışında, filmin teknik anlamda farklı bir yaklaşımının olduğunu veya kalburüstü bir iş çıkardığını söylemek güç.

Dogman, söylemleri ile alışılmış kalıpların dışına çıkamayan, genel anlamda vasat bir sinema örneği. Filmdeki en önemli unsur kuşkusuz ki Marcello Fonte’nin doğal ve bir o kadar da çarpıcı performansı. Film, insanların sömürme yönüne dokunurken, bir yandan da bu sömürüye uğrayan karakterin; devinim halindeki intikam sürecine gerçekçi bir tonda odaklanmakta. Eğer iyi bir başrol performansı ve gerçekçi bir sinema örneği arıyorsanız, Dogman’e bir şans verebilirsiniz…
*Kitabın Türkçe baskısı bulunmamaktadır. Pasaj, Cogito’nun Gilles Deleuze: Ortadan Başlamak adlı 82. sayısından alınmıştır.

Puanlama

6.4

6.4
Kullanıcı Oyu: ( 4 oylar ) 7.6

Salih Alp Gökçek 16.08.1993 İzmir/Karşıyaka doğumlu. Küçüklüğünden beri çeşitli şehirlerde yaşadıktan sonra, şu an ikamet ettiği Malatya’ya geldi. Bu süreçlerde ise sinemaya olan ilgisi hep arttı, özellikle Avrupa Sineması üzerine ilgili. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitimine devam ediyor.

Bir Cevap Yazın