Ana Sayfa İnceleme Ran (1985): Kin, Nefret ve Shakespeare

Ran (1985): Kin, Nefret ve Shakespeare

Ran (1985): Kin, Nefret ve Shakespeare 8.4
0
William Shakespeare, gelmiş geçmiş en iyi oyun yazarlarından bir tanesi belki de en iyisi. Akira Kurosawa ise Japonya’nın ve Dünya sinema tarihinin en iyi yönetmenlerinden biri. İkisini de aynı paragraf içinde yazılmasının en büyük sebebi ise Shakespeare’nin Kral Lear oyununun serbest bir uyarlaması olan 1985 yapımı Ran filmi. Ran, Kral Lear’ın birebir uyarlaması değil. Kral Lear’ı oluşturan bütün araçlar ve üstünde inşa ettiği bütün düzen batı kültürü temalıdır. Kurosawa bunu kendi kültürü olan doğu kültürüyle harmanlamasını bilmiştir. Bu harmanlamayı 16. Yüzyılda geçen Japon iç savaşlarındaki Morikawa efsanesini kullanarak yapar. 1605 yılında yazıldığı tahmin edilen oyun bundan yaklaşık 400 yıl sonra da geçerliliği koruyabilmesinin sebebi ise evrensel ve her çağa uygun olmasıyla ilişkilidir.

Kral Lear’ın teması bir hanedanlığın yozlaşıp çökmesi üzerinedir. Klasik bir temadır. Çoğu sanatsal eserde bu karşımıza çıkar. Krallık paylaşılır, tartışmalar çıkar ve krallık en sonda farklı bir yönetimle devam eder. Oyunda Kral Lear artık inzivaya çekilme vaktinin geldiğine inanır. Kızları Goneril, Cordelia ve Regan arasında krallığını paylaştıracaktır. Bu paylaşmanın adaletini kızlarının ona karşı kuracağı sevgi sözcükleriyle sağlamaya çalışır. En büyük kızı Goneril ile başlar süslü laflar. Ortanca kızı Cordelia’dan umduğunu bulamaz. Cordelia sadece kendi kendine sorar ve cevaplar: “ Ya sen Cordelia, ne söyleyeceksin? Sev ve sus!”. Babası Kral Lear bu duruma çok öfkelenir. Sıra küçük kızı Regan’a geldiğinde ise o da ablası Goneril gibi süslü laflarla babasını tavlamayı başarır. Bütün fatura ortanca kız Cordelia’ya kesilir ve krallık iki kız arasında bölünür. Lear’ın düşüncesinde ise bir ay bir kızında diğer ay diğer kızında olmak üzere sürekli gezecektir. Bir nevi emekliliği yaşayacaktır. Ta ki bütün kurduğu plan ilk ziyaretini gerçekleştirdikten sonra yıkılır. Bir anda istenmeyen kişi olarak ilan edilir.

Akira Kurosawa’nın Ran’ı ise yukarda (ilk paragraf) bahsettiğim gibi Morikawa efsanesi üzerine kurulur. Serbest uyarlama ilk kendini burada belli eder. Kral Lear’ın yerini Lord Hidetora Ichimonji almıştır. 3 kız çocuğu yerini ise 3 erkek çocuğa bırakmıştır. Oyunda karşımıza çıkan sevgi sözcükleriyle krallık paylaşımı burada yoktur. Burada ortanca çocuk babasının aldığı bu kararı yerinde bulmaz. İtiraz eder ve babasının hışmıyla karşılaşır ve sürgüne yollanır. Büyük oğluna 1. Kaleyi küçük oğluna ise 2. Kaleyi veren Lord Hidetora, Kral Lear gibi bir oradan bir oraya gezmeye başlar. Oyunda yanındaki askerlerden rahatsız olan çocukları burada hem askerlerden hem de imparatorluğu paylaştırmasına rağmen hala babasında kalan sıfatlardan rahatsız olacaklardır.

Oyun ve film arasında iki yan hikaye farklılık gösterir. Bu iki yan hikaye ana hikayelerin seyrini tümden değiştiren cinstendir. Kitapta yer alan Gloucester Kontu ve onun iki oğlu Edgar ve Edmund oyunda kritik rollerde yer alır. Özellikle Edgar ve Edmund arasındaki ihanet ve çıkar ilişkisi üzerine kurulu ilişki oyunun gidişatını baştan aşağıya değiştirmiştir. Fakat filmde bunun esamesi bile okunmaz. Filmdeki yan hikaye büyük çocuk Taro’nun eşi Lady Kaede’nin Inchimonji Hanedanlığı’ndan intikam almak istemesi üzerine kurulu. Sırasıyla Lord Hidetora’nın en büyük ve en küçük oğullarını avcuna alarak Hidetora’yı köşeye sıkıştırıyor. Bunun için bir orduyu veya savaş taktiklerini kullanarak bir efor harcamıyor. İkisine de cazibesini göstererek zayıflıklarından yararlanıyor.

Filme göre oyunda çok daha hissedilen konu ise iyiyi ve kötüyü betimlemede doğadan hayli fazla yararlanılıyor. Özellikle Lord Hidetora’nın söylemlerinde doğaya yakarış veya yalvarma söz konusu. Tanrı yerine bir nevi doğa ön planda. 16. Yüzyılda Japon milli dini Şintoizm’in hüküm sürdüğü ve Şintoizm’in de başlıca tabiata tapma olduğu düşünülürse filmde böyle sahneleri görmemiz gayet normal olarak karşılanabilir.


“Güvercinin yumurtası benekli olur, yılanın yumurtası ise bembeyaz.”

Bu sözü Lord Hidetora’nın soytarısından duyarız. Burada da tabiattan yararlanılma vardır. Bir de bu söz filmin ve oyunun söylemek istediğini bir çırpıda okuyucuya/izleyiciye söyler. İnsanın söyledikleriyle yaptıklarının bir olmadığını betimler.

Aso dağlarında eski kalelerde çekilen filmde 1400 figüran ve 200 at görev alıyor. Düşünüldüğünde Ran epik ve efsanevi bir duruş sergilemeyi başarır. Bunu büyük usta Akira Kurosawa sayesinde yapar. Büyük savaş anları, kostümler bir nevi o dönemi yeşertir. Film aynı zamanda Akademi’den en iyi kostüm tasarımı ödülüne layık görülür. Ran Japonca’da kaos anlamına gelir. Filmde de bir kaos hakimdir fakat kaos Kurosawa’nın kontrolü altındadır. Ran; kin, öfke ve nefretle beslenen insanın neler yapabileceğini gösterir. Belki genel hatlarıyla düşünüldüğünde savaş türünde bir film olarak görülebilir ama bir imparatorluğun yıkılmasının aslında ne kadar bireysel olduğunun kanıtıdır.  

Puanlama

8.4

8.4
Kullanıcı Oyu: ( 3 oylar ) 8.5

Hürrem Celil Erdoğan Denizli’de doğup büyüdükten sonra üniversite okumak için aynı zamanda şu anda yaşadığım şehir olan İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Matematik Bölümünü stresli uzun bir yolculuktan sonra bitirdim. Sinemaya olan ilgim ise, sinemanın dertleri unutturan tarafını keşfetmekle oldu ve ben de bu sayede sinemanın büyülü dünyasına kapılanlar tarafına geçtim. Bu büyülü dünyayı somutlaştırmak içinse birdunyafilm.co’yu kurdum.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir