Ana Sayfa Yönetmen Sineması Shutter Island (2010): İnsan Zihninin Sıra Dışı Anatomisi

Shutter Island (2010): İnsan Zihninin Sıra Dışı Anatomisi

Shutter Island (2010): İnsan Zihninin Sıra Dışı Anatomisi 8.5
0
 – Çünkü akıllılık bir seçim değildir, ona sahip olmayı seçemezsiniz. – 

‘’Nasıl delirdiğimi soruyorsun. Şöyle oldu: Tanrıların çoğu doğmadan, çok uzun zaman önce bir gün derin bir uykudan uyandım ve bütün maskelerimin –kendi yaptığım ve yedi hayatta taktığım maskelerin– çalınmış olduğunu gördüm, kalabalık sokaklarda ‘Hırsızlar, hırsızlar…‘ diye bağırarak koştum. Erkekler ve kadınlar bana güldü ve bazıları korkup evlerine kaçtı. İşte böyle delirdim ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum; yalnızlığımın özgürlüğünü ve anlaşılmazlığın güvenliğini. Bizi anlayanlar bizden bir şeyi tutsak ederler çünkü. ‘’ H.C / Deli

‘’Dünyaya deli olduğunu söylüyorlar ve yaptığın tüm itirazlar sadece söylediklerini onaylıyor. Bir kez ilan edilince yaptığın her şey o deliliğin bir parçası sayılıyor. Makul protestolar inkar oluyor; geçerli korkularsa paranoya…’’
   
‘’Ruhsal normallik nedir? ‘’ sorusu galiba birçok ruhbilimcinin cevabını araştırdığı bir soru. Kimileri normalliği istatistiki bir aralığa yerleştirmeye çalışabilir. Kimileri böyle bir aralığı reddedebilir. Ama gerçek şudur ki tarih akıl travması yaşayan, beyni yıkanan hayalet insanların dünyaya yayılıp aklı başında birçok insanın asla yapamayacağı şeylerin yaptıkları örnekleri kayıt altına almıştır.


2009 yapımı Martin Scorsese filmi Shutter Island, yazarı Dennis Lehane olan aynı isimli romandan sinemaya uyarlanmış ve tam olarak bu temayı yani ‘’akıl travmaları yaşayan bir grup insanın’’ yaşamını çıkış noktası alan bir sinema filmi. Yaşayan en büyük yönetmenlerden olan Scorsese;  Leonardo Di Caprio, Mark Ruffalo, Emily Mortimer, Michelle Williams gibi güçlü oyuncuların bir araya geldiği filmdeki ana kahramanın -Teddy Daniels’ın- (Leaonardo DiCaprio) kendi içsel yolculuğunu olağanüstü bir aktarımla bizlerle paylaşıyor. Böylece sinemasal kabiliyetin gözler önüne serildiği başarılı bir kurguyla baş başa kalıyorsunuz.

Film, 1954 yılında, görevli iki federal ajan Teddy ve ortağı Chuck’ın tehlikeli bir akıl hastasının  -Rachel Solando’nun- gizemli bir şekilde ortadan kayboluşunun ardındaki karmaşayı aydınlatmak üzere Zindan Adası isimli bölgede bulunan akıl hastanesi Ashecliffe ‘e gelmeleri ve burada yaşadıkları esrarengiz olayları konu ediniyor.

Teddy Daniels ve ortağının  Zindan Adası’na varmak üzere gemiyle yaptıkları yolculukta dikkati ilk çeken unsurun ‘’deniz’’ yani kahramanın su algısı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Filmin ilerleyen bölümlerinde kahramanın suya tahammülsüz tavırları aslında filmin temasıyla birlikte yürüyen bir olayın filmin aralarına sıkıştırılmış küçük bir detayı.
Zindan Adası’na ulaşan iki federal ajan ayakları zincirlenmiş birçok hastayla karşılaşırlar. Akıl hastanesinin doktoruna göre buradaki tüm hastalar ve hastane kanun-düzen eğiliminin klinik bakımla ahlaki bir kaynaşması için vardır. Ajanlar kayıp akıl hastasını bulmak üzere sahaya çıktıklarında üç ayrı blok görürler: A bloğu kadınlar için, B bloğu erkekler için, C bloğu ise iyileşmesi mümkün görünmeyen tehlikeli akıl hastaları içindir. Teddy Daniels soruşturması için C bloğunda neler olup bittiğini anlamak zorunda olduğunu fark eder. Bu dikkatle soruşturmayı sürdüren ajanlar tüm hastane personelini kayıp hastanın bulunması için sorguya alırlar, sorgulamada şu diyalog oldukça dikkat çekicidir:

-Hasta kaybolmadan önce sıra dışı bir şey oldu mu?

-Sıra dışıyı tanımlar mısınız? Burası bir akıl hastanesi bayım, delirmiş suçlular için… Burada normal şeyleri çok görmeyiz.


Filmin genelinde bizler ana kahraman federal ajanın adanın kaotik yaşam döngüsünü anlama çabasını izlerken kayıp bir akıl hastasının peşine düşen ve film çatısı anlamında yan rolde duran bir adamın içsel çatışmalar ve şizofrenik geçişlerle kurgunun merkezine yerleştiğini görürüz. Öfkeli ve eğitimli bu ajan gerçekte bu adanın dışarıdan bir misafiri midir?

‘’-Siz acının vücuda nasıl girdiğini bilir misiniz?

 -Nerenin acıdığına bağlı.

– Hayır, teninle bir ilgisi yok. Acıyı beyin kontrol eder; korkuyu, empatiyi,öfkeyi,açlığı her şeyi kontrol eder. Peki ya sen onu kontrol edebilseydin?’’

Teddy Daniels’ın soruşturma sürecinde görmeye başladığı sanrılarla birlikte filmin ana ekseni kayma yaşayacak, meydana gelen olaylarla birlikte karakterin davranışlarındaki değişimler bizi farklı bir çatışmayla baş başa bırakacaktır.
Yaptığı bir röportajda oyuncularının farklı doğa koşulları ve coğrafi noktada zorlayıcı faktörlerle çalıştığını ifade eden Scorsese olay-mekan-kahraman üçlemesini müthiş bir harmoniyle bütünleştirmiştir. Filmde akıl hastanesinin yer aldığı ada kahramanın ruhsal çatışmalarına göre bazen fırtınaların koptuğu, bazen sert dalga efektlerinin yer aldığı yaşayan ve psikolojik ipuçları veren bir mekân olarak karşımıza çıkar.


Bebek yüzlü aktör Leonardo DiCaprio  yüzünün tüm dezavantajına rağmen yaratılmaya çalışan kahramanın kompleks izlerini üzerinde taşıyarak şiddet ve öfkenin tehlikeli çığlıklarını sizlere duyuracaktır. Girift rollerde başarısını her zaman ortaya koyabilen aktör, olayları çözmeye çalışan işinin ehli bir dedektiften başlayan yolculuğuyla, komplike bir olay örgüsüyle kafa karıştıran, sizleri kurulan tüm teorileri alt üst eden bir finale doğru ilerletecektir. Hayal-gerçek çatışmasının ortasında kalan,  hayalin ya da gerçeğin tam olarak neresinde durduğunu anlama savaşı veren bir kahramanın dış dünya/iç dünya izleklerini film boyunca hissederken, film tamamlandığında film size tüm şeffaflığıyla ve tek bir soru işareti bile bırakmadan tamamlanıp tamamlanmadığı konusunda emin olamamanın kaosunu yaşatır.

Hikâyenin ruhuna göre seçilmiş ve görsel efektlerin önüne geçmeyen müzik seçimleriyle gerilimin ve trajedinin uygun dozda verildiğini söylemek yanlış olmaz. Müzikalite filmin bir adım gerisinde dursa da fon-sekil ilişkisi içerisinde durması gerektiği yeri bilmiştir.

Özetle film bize sıra dışılığın sıradanlaştığı bir mekânda, ne yapacağını bilemeden kendi yolculuğunu anlamlandırmaya çalışan bir adamı anlatır. Gerçeklikten kopuşun anlamını sorgulatır. Kendi hayali senaryosunun olası tüm açıklarını kapatan bir finale erişir. Filmdeki göl ve kapanış sahneleri izleyende derin izler bırakacak türdendir.

‘’Yaralar canavarlar yaratabilir ve sen bir yaralısın.’’

İyi seyirler.

Puanlama

8.5

8.5
Kullanıcı Oyu: ( 0 oy ) 0

Arzu Şahin Edebiyat Öğretmeni…Küçük bir ‘’Çağın Asya’’ annesi… İlk 15 dakikada uyumadığı bir filmin iyi olduğuna inanır. Hayata dair en ince tutkusu yazmak. Şehirler değiştirdi, ama kalemi hep valizindeydi. Okuduğunu yazdı hep, artık izlediğini de yazıyor.

Bir Cevap Yazın